Bu ülkenin başbakanı, derdini anlatmak isteyen çiftçiye 'artistlik yapma lan, ananı da al git' dedi mi, demedi mi?
Başbakanının vatandaşıyla bu kadar hoyrat ve kaba dille konuştuğu bir ülkenin valisi, vatandaş için 'o gavatı bulun bana' demiş, çok mu?
Siyaset dili, zerafet dili olmalıdır. Siyaset dili küfür jargonu kullanmaya müsait bir dil değildir…
Siyaset yaparken, en çirkin yalanları ustalıkla, en gerçekleşmeyecek hayalleri bile tatlı bir lisanla, insanlara kabul ettirmek mümkün olabilir.
Hitabet sanatı dedikleri, 'yılanı, tatlı dille deliğinden çıkarmak' özdeyişini uygulamaktan başka bir şey değildir.
İyi bir siyasetçi aynı zamanda iyi bir hatipdir…
Siyaset, en başta, politik davranmayı becerebilme yeteneği gerektirir aslında…
Politik davranmayı nasıl becereceksiniz?
Politik davranmak, her kesime şirin görünme, her sınıfın gönlünü alma felsefesine dayanır, değil mi? İçinizden öyle gelmese de!
İnsanları Alevi- Sünni, laik- İslamcı, Türk- ümmet ya da kızlı- erkekli diye bölerek değil, elbette!
İşte, siyaset, tam da böyle bir şeydir zaten…
Her türlü düşünce ve zihniyetten insana, saygı duysanız da duymasanız da, kendi tarafınıza çekebilmek amacı ile saygılı bir dille kendi düşüncelerinizi anlatmak, kitleleri karşınıza almadan ve kategorileştirmeden ortak uzlaşı yollarını gösterebilme hüneridir.
Siyasetin tüm bu özellikleri, doğal olarak, demokratik tipteki siyasetçiler için geçerlidir.
Otokratik, vatandaşa tepeden bakan, baskıcı, aşağılayıcı, kendi zihniyet kalıplarını dayatmak isteyen siyasetçi tipini aramak için uzağa, hele taaaa Atatürk'e kadar gitmeye hacet yok!
Kendilerine pek yakışan çirkin üsluplarıyla, O'nun değerli şahsiyetine zehirli dillerini uzatan, 'olmasa da olurduk''çu kesimler beyhude çırpınıyorlar…
Zira, sağımız, solumuz, etrafımız, yukarımız, kısaca her yanımız, bu siyaset tipinin gerçek temsilcileriyle dolu!