Hapistik!
İçerisi nem kokuyordu.
Demir parmaklıklar paslı, duvarların sıvası dökülüyordu.
En çok özgürlüğü özlüyor ve en çok tutsaklığımıza ağlıyorduk.
Işık yoktu, karanlıktı.
Önümüzü göremiyorduk.
Çayımız, şekerimiz vardı, tadımız yoktu.
Ekmeğimiz, aşımız vardı, iştahımız yoktu.
Gazeteler vardı, okuyamıyorduk.
Radyo dinleyemiyor, televizyon izleyemiyorduk.
'Suçlu' yazıyordu gazeteler bizim için…
Radyolar 'suçlu' olduğumuzu söylüyordu.
Diziler vardı televizyonda…
Dizi dizi mutluluklar!
Gerçek, öyle değildi aslında…
Biz farkındaydık!
Gerçeği yaşardık dışarıdaki o büyülü yalana rağmen.
Masallar anlatılıyordu dışarıda bütün kahramanlar içerideyken…
Tutsakken bedenimiz, aslında pranga vurulan düşüncelerimizdi.
Yalana yer yoktu dudaklarımızda,
Yalan, nedir bilmedik.
Karımız, kızımız, evimiz, evladımız uzaktı.
Biz; bayrağımız, vatanımız, milletimiz için tutsaktık.
Şerefti, namustu, gururdu.
Bizi biz gibi anlatmıyorlardı.
Biz bambaşkaydık.
Bitecekti.
Bir gün elbet bu komedi sona erecekti.
Memleketimin dağlarına bahar gelecekti.
Kuzu postu giymiş kurtlar fark edilecek ve kuzular özgürlüğe salıverilecekti.
Ümit vardı, hiç kaybetmedik ümidimizi…
Ve gün gelecek devran dönecekti!