Muğla’nın dağ yollarında, yaylalarında, zeytinliklerinde yürürken bazen bir dize, bazen bir türkü, bazen de sessizliğin kendisi size eşlik eder. Kimileri gelip geçer, iz bırakmadan gider. Kimileri ise o kadar derin kök salar ki, yıllar sonra bile dalları hâlâ rüzgârda sallanır.

Cezmi Çoban bunlardan biridir… Antik çağın ozanları Orpheus, Homeros, Sappho nasıl ki Ege’nin taşlarına, denizine, rüzgârına karıştıysa; Cezmi Çoban da Muğla’nın dağlarına, köylerine, insanlarına öylece karışmış bir kimlik…

Antik çağın Karya'sı...Osmanlı'nın Menteşe Vilayeti, Cumhuriyetin Muğlası...
Bir yanda Karya’nın taşlara kazınmış krallıkları, Leleglerin dağ köyleri, Pers yolları, İyonya’nın hemen yanı başındaki Hellen tapınakları, Likya’nın kaya mezarları, Roma’nın hamamları ve tiyatroları, Bizans’ın manastırları ve kiliseleri…

Öte yanda Türkmen obalarının yaylak-kışlak döngüsü, Menteşe beylerinin kaleleri, Osmanlı’nın vakıf köyleri, zeytinyağı kokan hanlar, kekik kokulu yaylalar, türkülerin, zeybeklerin yükseldiği düğün meydanları…

Muğla, sadece bir il değil; zamanın içinde kat kat açılmış, her katında başka bir dil, başka bir ezgi, başka bir yaşam biçimi saklı bir açık hava müzesi.

Muğla denildiği zaman insanın aklına tek bir imge değil, birbiri içine geçmiş, ayrılmaz, zengin ve biraz da hüzünlü bir çok katmanlı hikâye geliyor.

Araştırmacı-yazar Cezmi Çoban’ın, 21. kitap çalışması olan Muğla Şiirleri Antolojisi kitabını okuyunca bu duygulara kapıldım.

Muğla üzerine yazılmış 450 kent şiirlerinin yer aldığı Muğla Şiirleri Antolojisi kitabı, Muğla’yı ve Muğla insanını ilçe ilçe tanımak isteyenler için eşsiz bir kaynak.

560 sayfadan oluşan eserde, ulusal şairlerin yanı sıra Muğla merkez ve ilçelerinde yaşayan halk şairlerinin de ilk defa yayınlanan Muğla şiirleri bulunuyor.

Şairlerin şiirlerinde neler var? Stratonikeia’da taş üstüne taş koyan ellerin, Latmos’ta ay ışığında yürüyen çobanların, Herakleia’da denize bakan zeytin ağaçlarının sessiz tanıklığında yazılmış bu dizeler.

Bu kitapta Cumhuriyetin köylü ozanlarına rastlamak her an mümkün. Ama sıradan bir “halk ozanı” etiketiyle sınırlanamayacak kadar incelikli, o kadar katmanlı şairler ki bunlar.

Hem toprağın hem de şiirin dilini biliyorlar.

Hem yayla ateşinin dumanını, hem de eski Yunan tragedyalarının acısını aynı anda taşıyorlar içinde.

Cezmi Çoban’ın bu kitabının en çarpıcı yanı, güzelliğe ve acıya aynı anda bakabilen insanlarla dolu olması. Zenginlik ve yoksulluk, görkem ve çöküş, ölümsüzlük ve fanilik şiirlerde yan yana duruyor; birbirini yadsımıyor, birbirini tamamlıyor. Bu yüzden olsa gerek, bazı dizelerde hem bir ağıt hem de bir umut aynı anda duyuluyor.

Şiirleri okurken Muğla’nın dağlarında hâlâ dolaşıyorum gibi geldi bana. Zeytin dallarının arasında, keçi yollarında, terk edilmiş yayla evlerinin önünden geçerken… Sanki bir yerlerde, bir çoban ateşinin başında oturmuş, yine o bildik, içe işleyen sesiyle mırıldanıyorsun ister istemez… “Bu dağlar çok şey gördü, çok şey sakladı…”

Ve işte tam o anda, insan kendi kendine sorar… Acaba bizden geriye ne kalacak? Birkaç fotoğraf mı, birkaç eşya mı, yoksa gerçekten bir iz mi?

Cezmi Çoban’ın cevabı net: İyi bir dize kalır. Çünkü iyi bir dize, ne mülk olur ne makam. Ne zenginlik ne de fakirlik tanır. O sadece vardır. Ve var oldukça insanı yaşatır.

Muğla Eski Valisi ve Türkiye’nin ilk kadın valisi olan Dr. Lale Aytaman’ın takdim yazısıyla kamuoyuna sunulan Muğla Şiirleri Antolojisi; bölge üzerine yapılacak dizi, belgesel, sinema ve kısa film çalışmaları için adeta bir hazır senaryo ve Muğla Edebiyat Ansiklopedisi niteliğinde.

Alanında bir ilk olan bu eser, her Muğlalı’nın arşivinde, kitaplığında mutlaka bulunması gereken; çocuklarına miras bırakabileceği eşsiz bir yapıt.

Muğla’yı gerçekten anlamak istiyorsanız bu şiirleri okuyun. Sonra dağlarında yürüyün, zeytinlerine dokunun. Ve dinleyin henüz bir yerlerde, rüzgârın içinde dolaşan o dizeleri.

Cezmi Çoban dostumu kutluyorum.