Hani altın madeni ve toprak kaymasının ölüm getirdiği, Erzincan’ın batısında İliç İçesinin Çöpler Köyü var ya, işte o köyle sınırdaş sayılan bir köydür bizim… Bağıştaş Köyü.
İçinden yılan kıvraklığı ile trenlerin geçtiği, Giderek Murat ve Fırat nehirlerini zenginleştiren Karasu’nun, kıyı vererek denizleştirdiği bir köydür Bağıştaş…
Ben bu köyde, Ümmügülsün’ün ve Mustafa Hakkı Özer’in… Üçü kız, ikiside erkek beş çocuğunda biri olarak dünyaya geldim. Okulu yoktu. Dokuz yaşına geldiğimde 1949’da yapıldı ilkokulumuz. O da babamın okul yeri vermesiyle oldu. Yoksa, köy sıralı çobanlığa devamımız olurdu!
Ama benim için bir mucize oldu… Nefise Türkmen teyze köyümüzün zenginiydi. İstanbul’da oturuyor, yazlarını da köyde geçiriyordu. Beş çocuğundan Naciye tek kızıydı.
Aile olarak hepsi de çok iyi ve yardım severlerdi. Ama en çok diyaloğum Naciye Abla’yla olurdu. Daha okula gitmeden, okuma yazmayı öğretmişti bile bana! Sonra da Milletvekili Naci Beyle evlenip köyden gitmişti.
Şimdi denilebilir ki, bu girizgah niye?
Değindiğimiz gibi köyün içinden tren geçer, yolcular da gazete, dergi vs.atarlardı… Bizde demiryolu kenarından bu yayınları toplar, okuya okuya 1-2 km ötedeki istasyonumuza varır, diğer yana geçer yine okuya okuya geriye dönerdik…
Okuduklarımızın içinde Kurtuluş Savaşında Ülkemize yardım edenlerden Rus Yöneticileri ; özellikle başta Lenin olmak üzere, Stalin, Molotof, Malenkov… gibi isimler dikkatimizi çeker, merak ederdik…
***
Lenin 1870 yılında doğmuş, 6 çocuklu bir ailede büyümüştü. Hukuk Fakültesini bitirerek Avukat olmuştu… Hep devrimci yazarların kitaplarını ve Karl Marks’ın “Das Kapital” kitabını okumuş, devrimcilerle bağlantı kurmuştu…
Yayınlarıyla işçileri tahrik edip, örgütlenmelerini sağlamıştı. Yurt dışındaki bir kongrede Bolşevik Partisinin tek lideri olarak 1917 Nisanında Rusya’ya dönmüştü…
Yapılan Ekim 1917 devriminde, dünyanın ilk sosyalist devletini kurmuş, Başbakanı olmuştu. Öldüğü 1924 yılına kadar da iktidarda kalmıştı.
Rusya’ya bir gittiğimizde, mozolesini ziyaretimizin kapalı gününe rastlaması, içimizde bir ukde bırakmıştı. Ancak, 1979’da sevgili arkadaşım rahmetli Ahmet Ersoy’la, Kırım Yalta sahilindeki yüksek heykeli önünde fotoğraf çektirmek bana iyi gelmişti.
***
Lenin’le ilgili bu sıralar bir dolaşımdaki büst öyküsü ; özetle, eklerimiz ve yaklaşığıyla şöyle ;
1950’li yıllarda bir Rus Yahudisi uzun çabalar sonucu İsrail’e göç etmek için izin alır… Hava alanında gümrük memurları karşılar. Eşyaları arasında bir Lenin büstü bulunca, bu nedir? diye sorarlar.
Yahudi, bu kimdir diye sormalısınnız der ve bu ; Rus halkına mutluluk veren dünyanın en büyük devrim lideri Lenin’dir, ona her zaman saygımı göstermek için yanıma aldım diye cevap verir. Bunun üzerine gümrükçüler memnuniyet ve saygı içinde buyurun geçin derler!
Yahudi Tel Aviv Hava alanına varır…
Karşılayan ve arayan gümrükçüler de aynı soruları sorar. Yahudi bu kimdir diye sormalısınız der ve bu ; beni Rusya’da canımdan bezdiren ve ülkemden göçe zorlayan dünyanın en zalim adamıdır, ona her zaman nefretimi göstermek için yanıma aldım der. Bunun üzerine de gümrükçüler saygı ile buyur eder.
Yahudi eve gelir… Büstü evinin en güzel köşesine yerleştirir. Akşam yemeğine akrabalarını davet eder. Yeğeni Amca bu kimdir? diye sorar. Amca, bu nedir diye sormalısın der ve bu ; vergisiz, gümrüksüz ve kdv’siz bedava getirdiğim 10 kg’lık 24 ayar, beni zengin eden saf altındır diye söyler…
İşte bir siyaset sanatı !
İyi Pazarlar…