İlk yazımda ve böylesi bir gündemin içinde; 'cumhurbaşkanının kabak tadı veren uluslararası fotoğraflarına', 'AKP iktidarının ötekileştirmiyoruz derken hararetle ötekileştiren söylemlerine', ' paket lastiğiyle tutturulmuş karton bir maske takmış mürit başbakanın soslanmış temcid pilavı tadındaki açıklamalarına', 'Kurucusu Atatürk olan CHP'nin mevsimsiz uyanışlarına, seferberlik ilanına', 'Buca'nın imza krizine', 'yeni çöp tesisine', ilçe belediyelerin altı aydır süregelen, dört duvarları arasındaki kısa paslaşma hallerine', '' valinin içsel psikolojik savaşına', 'taktik çorbasına dönmüş filler memleketi ve kentine'…
İç içe seyreden 'öğretmen grevine', 'emeklilerin üç kuruşuna sahip çıkamayan Ptt'ye ' , 'taşerona karşıyız deyip, altına takoz koyan işverenlere', ' derece yapıp nedense atanamayan genç öğretmenlere', ' meslek kuruluşlarının, demokratik kitle örgütlerinin çaresiz çırpınışlarına', 'yarım kalan projelere', ' üretirmiş gibi yapanlara' vesaire; tek başına değinmek, herkese ve her şeye haksızlık olur diye düşündüm… Şimdi karalayacaklarımdan bağımsız görmemekle beraber tüm bunları; sırası bu yazı değil sanırım.
Kalem oynatırken; tedirgin olmayacağım bir zeminde; okumak istediklerimi yazmak için yola çıktığımı söyleyebilirim. Amacım, yermek, yerden yere vurmak değil. Üçüncü gözü, kulağı yansıtabilmek, belki de pek çoğumuzun bilip söyleyemediklerini söylemek dilimce. Ayağındapotini olmayan Neyzen Tevfik'in, ayakkabı boyacısı bir çocukla karşılaştığında, cebindeki son akçeyi vererek yüzünü boyattığı ve bu yaptığını 'ya çıkmazına boyansaydım' diyereksavunduğu anısındaki o güçlü yan; ilişkilerimin; bugüne kadar yaptıklarımın olduğu gibi, bu köşeden yazacaklarımın da temelidir, böyle biline…
İlk sözüm ise; 'Öğretilmiş çaresizliğimiz'edir; susmanın erdem olduğu, altın olduğu gibi öğretilerin; gelinen noktada,masum insanların katledilişini, 'sessiz sinema' izlermiş gibi bir hale getirdiğini görmeyedir… Ne acı…
'Ey mutsuzlar! Kardeşlerinizi boğazlıyorlar, göz yumuyorsunuz. Çığlıklar duyuluyor ama siz susuyorsunuz. Aramızda dolaşıp kurbanını seçiyor zorbanın teki, sessiz kalırsak bize dokunmaz diyorsunuz. B.k yiyorsunuz!' diyor bir oyununda Brecht… Oysa bu olup biten bir oyun değil. Anlaşılması gereken şu ki; ' Zorbalık, zorbalıktan doğmaz; onsuz elde edilemeyecek kazançlardan doğar'; önemli bir çoğunluk da gözlerini kapatıp,kendi elleriyle;daha çok kazansınlar diye zorbalar/zorbalıklar büyütüyor işte!
Ne büyük kabustur ki; bu coğrafya tarih boyu, zorbaların 'sen ben' kavgası yaratmasıyla , savaşlar, sürgünler, acılar, toplu mezarlar, kan gölleri coğrafyasına dönüşmüş. Hem düşünsenize, dün Bosna'da yaşananlarla bugün Kobane'de beklenenin ayrıtı,katledilenin Kürt ya da Boşnak olması mıdır?
Bugün; Kobanê halkı topraklarından çok, kurdukları özgür yaşamı savunmak durumunda, can pazarının ortasında bırakılıyor. Yaşlısı, genci silahlanmış. Savunmalarını; kurdukları yeni hayatı talan edecek ve ne yazık ki bunu din, mezhep, milliyetçilik kisvesi adı altında beslenmiş, büyütülmüş bir hunhar çeteye karşı yapmak zorunda. Ve masumiyetin kana bulanması öyle bir noktaya getiriyor ki bazen insanı; Gazeteci Celal Başlangıç'ın izlenimlerini aktarırken satır arası tespitindeki gibi; '…Sonunda sabaha karşı haber geliyor; 'Koalisyon uçakları Kobanê cephesinde IŞİD'ivurdu' diye. Herkes seviniyor. Haber tam doğrulanmasa da yaşanan sevince bakıp, 'Herhalde hiçbir sosyalist böyle 'merhametli bir ümitle' beklememişti hiçbir zaman, hiçbir Amerikan bombardımanını'…
Sözün bittiği yer gibi… Herkes için başladığı yer olmasını diliyorum…
Zorbaların lehine geliştirilen teknoloji, giderek kabaran uluslararası iştahlar, gücüne güç katmak isteyenlerin yanlı tutum ve işbirliklerinin göbeğinde kalmış halkların, gerçek düşmanlarının ne ve kim olduğunu, bu kirli savaşların neresinde olduklarını görmesini diliyorum başlarken…
Susan mutsuz ve kabullenmiş insanların; yarınki planda, 'sen ben' içinde en büyük zulmü gören olabileceklerini düşünmelerini, bugün memleketimde gözleri ve akılları iğdiş edilenlerin huzur ve istikrar dediklerinin de aynı zorbalığın aldatmacası olduğunu, en kutsal değerlerinin sökülüp, apoletlere dönüştürüldüğünü, kana bulaştırıldığını farketmelerini diliyorum…
Bir insanı öldürmek üstüne söylediğidir Brecht'in ne kadar da doğrudur; ''Birini öldürmenin çeşitli yolları vardır. Karnına bir bıçak saplarsınız, ekmeğini çalarsınız, hastalığını sağaltmazsınız, berbat bir evde yaşatırsınız, ölümüne çalıştırırsınız, intihara sürüklersiniz, savaşa yollarsınız vesaire… Memleketimizde bunların çok azı yasaktır.'