Yalnızca ülkemizde değil, bütün toplumlarda kadınların ve kız çocuklarının maruz kaldığı sorunlar var. Günümüzde modern toplumlar olarak sınıflandırılan ABD ve Avrupa ülkelerinde dahi cinsel ayrımcılığa, şiddete, tecavüze, iş ve eğitim alanında eşitsizliğe uğrayan kadınların sayısı azımsanamayacak denli çoktur.
Ancak nüfusumuzun yarısını oluşturan kadın ve kız çocuklarımızın sorunlarını çağdaş toplumlarda yaşayan kadın ve kızların sorunlarından ayıran temel farklılıklar var. Kanımca bu temel farklılıklar uygarlıkta daima bir adım geri kalmamıza sebep olmaktadır.
Bunlar arasında en önemli unsur 'kadına ve kız çocuklarına' bakışımızdaki zihniyet meselesi ve buna bağlı olarak kadına hak ettiği değerin verilmemesidir. Oysa kadının sosyal hayattaki itibarının ve oynadığı rolün önemi ancak dişi cinsiyetin 'çocuk doğuran ve yetiştiren ana' olma özelliği konusunda her kesimde ileri bir farkındalık yaratılması ile mümkün olabilir.
Bu konunun derin manasını Mustafa Kemal Atatürk şu çarpıcı vecizelerle çok iyi vurgulamıştır;
'Kadının en büyük vazifesi analıktır. İlk terbiye verilen yerin, ana kucağı olduğu düşünülürse bu vazifenin ehemmiyeti layıkiyle anlaşılır. Bu sebeple kadınlarımız da alim ve teknik bilgi sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün tahsil derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar sosyal hayatta erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin yardımcısı ve koruyucusu olacaklardır.
Bir toplum, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Kaabil midir ki, bir kütlenin bir parçasını ilerletelim, diğerine müsamaha edelim de kütlenin hepsi yükselme şerefine erişebilsin?
Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hatta erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.'
Bugün ülkemizin yönetiminde olanlar Mustafa Kemal Atatürk'ün neredeyse 90 yıl önceki bu ileri görüşlülüğünden gerekli dersi çıkartabilmişler midir acaba?
Hiç zannetmiyorum!
Balık baştan kokar misali, Başbakanın; 'ananı da al git… Türbanda söz hakkı ulemanındır…Bekara karı boşamak kolay… İmamlar da nikah kıysın…Efendim cumhurbaşkanı olunca eşinin başını aç diyorlar. Ne yani siyasi ülkümüzden ödün mü verelim?' gibi gafları…
Hopa'daki olayları protesto etmek için tank üzerine çıkan ve polis müdahalesi sonucu kalçası kırılan Halkevleri Merkez Yürütme Kurulu üyesi Dilşat Aktaş için: 'Bu sabah bakıyorum bir televizyon kanalında Ankara'da bir polis panzerine tırmanan bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilemem', şeklindeki incileri, aslında bugün toplumda kadın ve kızlarımıza yönelik nasıl bir zihniyetin iktidarda olduğunun en güzel kanıtı değil mi?
Sabah akşam Atatürk'e ve Cumhuriyet'in değerlerine hakaret ve küfür edenler, Atatürk'ü diktatör ilan edenler; Atatürk'ün 'Avrupa devletlerinden bile önce Türk kadınına verdiği seçme ve seçilme hakkı, boşanma hakkı, Medeni Kanun'un kabülü ile İslam Hukuk'undan laik hukuka geçilmesi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve daha niceleri' gibi devrimci yasa ve atılımlarla, kadınlarımızın sosyal yaşamdaki yerini yükselten adım ve kanunların önüne geçebilecek tek bir uygulamayı ya da getirdikleri tek bir devrimci yeniliği örnek gösterebilirler mi?
Hiç zannetmiyorum!
Ne yazık ki, bugün Türk kadınları ve kız çocukları; hala büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün 90 yıl öncesinden bize kazandırdıkları sayesinde toplumsal konumunu ve ayrıcalıklarını muhafaza etmekte, yobazlığa ve eşitsizliklere, ayrımcılığa O'nun zihniyeti ve öngörüsü sayesinde elde ettiği haklar ve hukukun güvencesi altında direnebilmektedir.
Bu nedenle bir kez daha Cumhuriyet kadını olarak, sevgili Atamıza 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesi ile şükranlarımı sunmayı borç biliyorum!
Son cümle olarak; 'açtığın yoldan, gösterdiğin hedeften sapmayacağız, gericilerle, kadını ve kız çocuklarını ortaçağ karanlığına mahkum etmek isteyen yobaz zihniyetlerle mücadele etmekten yılmayacağız'.