Konutların yüzde 60-65'inin 'sorunlu' olduğu İzmir'de, ayrıca; çağdaş yaşam koşullarının temelini oluşturan yeşil çevre dokusunun ve sosyal donatı alanlarının yeterli ölçüde olmaması, kentin yeniden planlanması ve yapılanması ihtiyacını 'güncel' hale getirmiştir.
Bu ihtiyaç; 'kontrolsüz' göçün getirdiği sosyo-kültürel problemler ve oluşan altyapı yetersizliğiyle 'çarpık' kentleşmenin yaşamı her geçen gün biraz daha zorlaştırdığı İzmir için çok daha 'can yakıcı' hale gelmiştir.
Bu tablo karşısında belediyenin belki de en önemli görevi; çocukların özgürce koşup oynayacakları park-bahçeler ile ailelerin de huzur ve mutluluk içinde yaşam sürdürecekleri sosyal ve çevresel alanı, 'risk'leri ortadan kaldıracak 'bütünsel' ve 'yerinde' bir kentsel dönüşüm operasyonunu planlayıp gerçekleştirmektir.
Ne var ki; bu kadar hayati ihtiyaca ve öneme karşın kentsel dönüşümün neredeyse en 'yetersiz' ve 'bilinçsiz' bir şekilde, 'sözde' uygulandığı kent İzmir'dir.
Bu arada; 1950'li yıllarda nüfusun yüzde 85'i köyde, yüzde 15'i de kentte yaşarken günümüzde, bunun tam tersi bir tabloyla karşı karşıyayız. 'Köylü' toplum, 'kentli' topluma dönüşmüştür. Kentleşme beraberinde 'kentsel sorunlar' yumağını da kent yaşamına taşımıştır.
YÜKÜ İZMİR TAŞIYOR
Köyden kente göçün ve şehirleşme sürecinin getirdiği yükün en fazlasını İzmir taşıyor.
Şehirleşme oranı ülke düzeyinde yüzde 65 iken bu oran, İzmir'de yüzde 81'dir. Aynı şekilde, nüfus artış oranı da İzmir'de Türkiye ortalaması olan binde 18.28'in üzerinde 23.38'dir.
Öte yandan; seçim öncesinde 'İMAR BARIŞI' adı altında sağlıksız, riskli, depreme dayanıksız, kaçak konutlara, gecekondulara 'af' getirilmesi; sorunu daha da ağırlaştırmıştır.
Sayıştay raporuna göre; İzmir'de 25 yaş üzeri konutlar ile 'kaçak' yapılaşma oranının toplamı yüzde 60-65 arasındadır. Bu arada; köyden kente göçün ve şehirleşmenin getirdiği problemler;
- Plansız kentleşme,
- Tarım alanlarının yok edilmesi,
- Ulaşım ve altyapı yetersizliği,
- Çevre kirliliği,
- Kaçak yapılaşma, gecekondulaşma olarak özetlenebilir.
Bu bağlamda; birinci derecede deprem kuşağında olan ve kaçak yapılaşmanın 'yağ lekesi' gibi sardığı İzmir'de binaların yüzde 60-65'inin riskli binalar olması; kentsel dönüşümün İzmir için ne kadar yaşamsal önemde olduğunun çok açık bir göstergesidir.
EGE-KOOP'UN UZMANLIĞI
Unutmayalım ki; pahalı, lüks konutlar yapmak, 'seçkinlere özgü' siteler oluşturmak; kentsel dönüşüm olmadığı gibi; 'sosyal doku'yla barışık bir kentleşme de değildir.
Olsa olsa, zenginler ve seçkinler için konut üretmek yaşam alanı oluşturmaktır.
Kentsel dönüşüm; mevcudu yıkıp yerine yeni bina yapmak değildir.
Kentsel dönüşüm; mekansal, çevresel ve sosyal dönüşümdür.
Kentsel dönüşümün temel özelliği; bütüncül ve yerinde olması, sosyal, fiziksel, kültürel, bilimsel ve teknik altyapıyı kapsaması, hak sahibinin hak ve hukukunun korunması, paydaşın hem karar, hem de denetim sürecinde yer alması şeklinde tanımlanabilir.
Ayrıca; hak sahipleri, merkezi hükümet, belediyeler, sivil toplum örgütleri, kooperatifler 'kent bileşenleri' olarak kentsel dönüşüm projelerinde yer almalıdırlar.
Bu arada; kentsel dönüşüm konusunda en geniş tecrübe birikimine sahip olan kurum; Ege-Koop'dur.
Ege-Koop; 34 yılda, İzmir'in 12 ilçesinde 12 özgün projeyi çeşitli meslek guruplarını örgütlediği 200 kooperatifle uygulayıp 30 bin konut üreterek her türlü fiziki ve sosyal altyapısı, yeşil çevre dokusu, okulu ve sosyal donatılarıyla 150 bin kişinin sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşadığı Avrupa ölçeğinde, adı konmamış bir 'kentsel dönüşüm operasyonu'nu kamu desteği olmadan başarıyla gerçekleştirmiştir.
Sonuç olarak: Kentsel dönüşüm İzmir için güncel ve ötelenemeyecek yaşamsal önemde bir ihtiyaçtır.