Bayramın dördüncü gününde hem mahkeme kararı ile koltuğa oturan Kemal Kılıçdaroğlu hem defalarca Kurultay kazanmış ve seçim zaferi elde etmiş Özgür Özel, Ankara’da miting düzenledi. İster istemez bu bir düello olarak algılandı. Kıyaslamalar buna göre yapıldı.

CHP Genel Merkezi önündeki kalabalık ile Güvenpark’taki kalabalık sayısal olarak kıyaslanamaz farklılıkta idi. Bu sürpriz değil. Çünkü seçmen tabanında, Kılıçdaroğlu, zaten son seçimde terk edilmişti. Kurultay’da iki yıl sonra yargı kararı ile koltuğa oturmasıyla da kendisine yönelik öfke iyice artmış durumda.

Bunu sadece meydanlardaki, “hain Kemal” sloganlarına bakarak görmüyoruz. Sokakta, esnafta, kahvehanede, takside ve evlerde hep öfke var. Çünkü o, seçmenin büyük bölümü tarafından, Erdoğan’sız bir Türkiye’yi engellemeye çalışan biri olarak algılanıyor.

Arınma ve temiz siyaset gerekçesi hiç ikna edici gelmiyor seçmene. Çünkü bu konularda adı sıkça geçen siyasetçiler üç dört yıl önce Kılıçdaroğlu’nun koltuğunun altında idi. Yani tabi ki günümüzde siyasetin finansmanı ve siyaset aracılığıyla zenginleşmek çok yaygın bir yozlaşma pratiği, ama buna itiraz edebilecek bir kişi değil Kılıçdaroğlu.

Çok yakın ahbabı olan belediye başkanları ve milletvekillerinin AKP’ye geçerek arınmalarını açıklamadan, arınmadan söz etmesi tutarsızlık. Ayrıca bugün etrafında kümelenen siyasetçi grubunun da matah kişiler olmadığı, aynı gerekçeler ile yıllarca eleştirildiğini unutmayalım.

Mitingler arasındaki sayısal farktan daha önemli bir fark, alandaki coşku, inanç ve öfke farkıydı. Güvenpark’taki büyük kalabalık, saatlerce mıh gibi yerinde duruyordu, oysa Kılıçdaroğlu mikrofonu elinden bıraktığı anda, Genel Merkez önü, tenha bir alana dönmüştü bile.

Kılıçdaroğlu ile Özel’in meydan ile kurduğu iletişim, kıyas kabul edemez derecede farklıydı. Kılıçdaroğlu elindeki kağıt tomarından bir şeyler okumaya çalışırken, Özel, otobüsün üstünde bir oraya bir buraya hareket halinde, adeta meydandaki kitle ile duygusal bir bütünleşme yaşıyordu.

İlk Genel başkan seçildiğinde, Özel’den böyle bir performans ummuyordum. Ama öyle zor şartlar ile karşılaştı ki, bu koşullar ondaki yeteneği ortaya çıkardı. Meydan performansı, sokaktaki iletişim gücü, samimi tavrı beklediğimin çok üstündeydi doğrusu. Toma’nın üstüne çıkmak da, yağmurda yürümek de, “beni seven, partisini seven ve ülkesini seven peşimden gelsin” deyip, Anıtkabir yoluna düşmek de, herkesin kolay göze alabileceği bir çağrı değildi.

Bütün bunlar partililer ve seçmende karşılık buluyor. Sadece meydanlar değil, evde televizyon başındaki kişilerle de bu iletişimi çok etkili bir şekilde kurabiliyor. Ama meydan ve sokaklar çok önemli.

Mitingler arasındaki kıyas kabul etmez üstünlük Özel lehine sonuçlandı. Zaten milletvekilleri, belediye başkanları, delegeler, parti üyeleri, seçmen düzeyinde de Özel, Kılıçdaroğlu’na göre çok çok üstün konumda. Buna dayanarak %80-85 diye meydan okuyor.

Kendi seçtiği milletvekilleri, kendi seçtiği il başkanlarının katkısı ile oluşan kurultay delegeleri ile Kurultay’a gitmek istemiyor. Çünkü rekabet edebilecek gücü yok. Altı yıl önceki Kurultay’ın iradesi ile bu koltukta oturmak meşru bir davranış değil.

Çünkü o günden bu yana parti değişti, üyeler değişti, seçmen değişti. Artık onların Kılıçdaroğlu’na yönelik desteği yok. Tam tersine kendisine karşı öfke var. Ama buna rağmen, o koltuğu hakkı olarak görüyorsa, rıza almalı. Meşruiyet sadece yargı ile elde edilemez, haklı olduğuna seçmen ve kamuoyu ikna olmalı. Meşruiyet sürekli yeniden üretilmesi gereken bir şey.

Mitingler sonrası, etrafındaki bir grup ısrarcı ama seçmende karşılığı olmayan politikacılar hariç pek kimse kalmayacaktır. Yakın zamana kadar kendisine en yakın sayılabilecek Gürsel Erol, Ali Öztunç, Mehmet Tüm gibi aynı zamanda Alevi siyasetçiler bile kendisinin toplayacağı PM’de yer almayacaklarını ilan ettiler. Zaten mezhepçilik kaşıması da işe yaramadı. Bu da iyi bir tecrübe oldu.

Mitingler ve sokağın desteği Özel, İmamoğlu ve Yavaş’tan yana. Buna direnmek, sadece Saray iktidarına destek olmak olarak algılanacaktır.