Claire Arkas’ın 22 yıla yayılan sanat yolculuğunu bir araya getiren retrospektifi geçen hafta Arkas Sanat Alaçatı’da sergilenmeye başladı. Sergi Eylül ayının sonuna kadar devam edecek. 22 yıllık üretimi kapsayan bu kapsamlı retrospektif, Claire Arkas’ın sanat pratiğini dönemlere ayırmak yerine, süreklilik gösteren bir görme hâli olarak ele alınmış.

Sergi farklı tekniklerle üretilmiş, oto portrelerden peyzajlara uzanan geniş bir seçkiyle, bakmanın zaman içindeki dönüşümünü izleyiciyle paylaşmış. Sanatçının farklı dönemlerde ürettiği 83 eser sergilenmiş. Yıllar boyunca tekrar eden temalar, bu retrospektifte bir alışkanlık olarak değil, zamanla derinleşen bakışın parçası olarak öne çıkmış.

Oto portreler: Bakışın Kendine Dönüşü

Serginin başlığı, “Göz Sözden Önce Gelir”, bakmanın anlatmaktan önce geldiği fikrine işaret ediyor. Claire Arkas’ın resimleri, gördüğümüz şeyden çok, nasıl baktığımızla ilgilenmiş. İzleyici, resimlerin karşısında açıklama aramak yerine, durmaya ve bakmaya davet edilmiş. Sergide özel bir yer tutan otoportreler, Claire Arkas’ın sanat pratiğinde belirleyici bir eşik oluşturmuş.

Bu işlerde oto portre, temsili bir kimlik anlatısı kurmaktan çok, bakışın kendi üzerine yönelmesini ifade etmiş. Figürler, izleyiciyle doğrudan bir ilişki kurmak yerine, çevreleriyle eşitlenmiş; çoğu zaman geri çekilmiş, sadeleşmiş, hatta neredeyse belirsizleşmiş. Bu yaklaşım, retrospektifin merkezinde sessiz ama güçlü bir yapı oluşturmuş ve sanatçının yıllar içinde kendi varlığını resimde nasıl yeniden tanımladığını ortaya koymuş.

Teknikler Arası Süreklilik

Resim, desen, suluboya ve taş baskıdan oluşan seçki, Claire Arkas’ın farklı teknikler arasında kurduğu sürekliliği gözler önüne sermiş. Özellikle çizgiye dayalı eserler, desenin bu üretimde bir hazırlık aşaması değil, başlı başına bir düşünme ve görme alanı olduğunu vurgulamış. Farklı tekniklerle üretilmiş eserler, estetik bir çeşitlilikten çok, disiplinli bir bütünlük hissi yaratmış. Bu bütünlük, retrospektif kurgunun temel taşı olarak öne çıkmış.

Claire Arkas’ın resimlerinde ışık, açıklık sağlayan bir araç olmaktan çok, görmeyi geciktiren ve derinleştiren bir unsur olarak belirmiş. Yüzeylerde kırılmış, dağılmış, hiçbir zaman tek bir anlama sabitlenmemiş. Sergide bir araya gelen işler, zamanın bu resimsel etkisini açıkça hissettirmiş. Tekrar, bu üretimde bir alışkanlık değil; ısrarla sürdürülen bir görme etiği olarak varlık göstermiş. Sergi, izleyiciyi tek bir güçlü imgeyle değil, zaman içinde oluşan bir bütünlükle baş başa bırakmış.

Zaman ve Mekânın Buluşması

Serginin açılışında konuşan Claire Arkas, “Bu sergiyi geriye bakmak ya da bir dönemi kapatmak için değil, yıllardır sürdürdüğüm bir bakma hâlinin bugün nasıl yan yana geldiğini görmek için düşündüm. Aynı sorulara tekrar tekrar dönmek benim için bir kararsızlık değil; aksine, bakmayı sürdürme biçimi. Zaman içinde değişen şey sorular değil, onlara nasıl baktığım oldu. Görmek benim için her zaman anlatmaktan önce geldi; sözcükler açıklayabilir ama bakma hâlinin önüne geçmemeli. Bu serginin izleyiciyi de önce durmaya, sonra düşünmeye davet etmesini istiyorum” dedi.

Serginin küratörü Karoly Aliotti, “Claire Arkas’ın resimleri görünür olan dünyayı betimlemekten çok, onun nasıl görünür hâle geldiğini gösteriyor. Işık bu işlerde bir açıklık değil, bir soru olarak beliriyor; yüzeylerde kırılıyor, gecikiyor, hiçbir zaman bütünüyle teslim olmuyor. Havuzlar, cam yüzeyler, figürler ve ağaçlar birer nesne olmaktan çok, ışığın kendi biçimini aradığı eşikler hâline geliyor. Bu üretim, tekrar yoluyla kurulan bir üslup değil; yıllar boyunca sürdürülen, her seferinde yeniden müzakere edilen bir görme etiğini açığa çıkarıyor” diye ekledi.