Çocuklukta İhmalin İzi

Büyüdüğümüz kapitalist, tüketici toplumunda hayat bir yarışa dönmüş durumda. Çünkü sistem bir yarış. Çocuklarımızı öğüten, tüketen bir yarış. Çocuklukta karşılaşılan ilk sınav, ilk baskı okulda başarı, en iyi okula girme, en iyi derece ile mezun olma, en iyi mesleği edinme. Anne, babaların da çocuklarını yarıştırma ve öğünme konusu, adeta bir at yarışı gibi. Bu sınav, baskı bitince en iyi işe girme, en iyi parayı kazanmak geliyor.

Sonra güzel ev, güzel araç, güzel, marka giysiler, pahalı tatiller geliyor. Yani yarış devam ediyor. Çocuklarınız oluyor. Bu tüketim sistemine uyabilmek için hem anne, hem baba çalışıyor, eve iki maaş giriyor, alım gücü artıyor ancak eşit derecede harcama da artıyor. Daha büyük ev alınıyor, çocuk bakıcısı, kreşler, oyun grupları, özel okullar, olabildiğince en pahalıları, daha pahalı bir araç, hayat eşya biriktirmeye dönüyor.

Değişen Dünya, Değişen Türkiye

Benim doğduğum Türkiye bu kadar kapitalist değildi. Özal ve 24 Ocak öncesi… Deniz Gezmişler, vatanseverlik, toplumsallık vardı. Bireysellik ve Batıya benzeme 24 Ocakla geldi ülkemize. Kreşler yoktu, çocuk bakıcıları yoktu. Yine de duygusal ihmal vardı, o zamanlar bile. Şimdi iyice arttı. Anne, babalar da suçlu değil, sistem huzur bozan bir sistem…

Oysa duygusal tepkiler akıl, mantık, eğitim, bunlardan önde koşuyor. Önce sinirleniyorsunuz, sonra sakinleşince “Neden bu kadar büyük tepki verdim?” diyorsunuz. Çünkü evrimsel olarak önce duygular geliyor. Ayrıca o duygular size doğruyu söylüyor, mantık, eğitim, öğrenilmişlikler ise sizi aldatabiliyor.

Değersizlik Duygusu

Muhtemel o sinirlenmeniz ve yüksek tepkinizin ardında incinmeniz, sınırlarınızın çiğnenmesi, size birinin değersizmişsiniz gibi davranması (yani saygısızca) veya uğradığınız bir haksızlık var. Bilinçdışınıza çocukken attığınız ve yokmuş gibi davrandığınız o acı birden patlak veriyor. Minicikken anne, bananız, büyük kardeşten gördüğünüz bir haksızlık, değersizlik, incinme ve bu nedenle tepki verdiğinizde anlaşılmak yerine aldığınız bir eleştiri veya ceza.

Böylece bilinçaltına gömüp, “Fark etmeyim ki acıtmasın” dediğiniz ama ara sıra yine duygularınızla fark ettiğiniz o eski acı, yas, üzüntü veya öfke. Çocuğun küçüklüğünde annesiyle kuramadığı bağ, duygusal yoksunluk bir boşlu hissi, değersizlik hissi yaratıyor ve bu duygu sizi yaşam boyu kovalıyor.

İhmal Edilen Çocuk

Bebek ve çocukların fiziksel bakımında belki ihmal yok ancak duygusal ihmal çok. İşten yorgun gelen anne ve baba çocuğun gereksinmelerini bir kreşe, bakıcıya havale ettiğini düşünerek onun duygusal gereksinmelerini görmüyor. Kendisi de böyle büyümüş, korkuları, üzüntüleri, kaygıları, öfkeleri yok sayılmış.

Hatta öfkesini göstermek ayıp sayılmış, uyumlu ve sorunsuz görünmek için o öfkeyi zamanında yansıtıp çözmek yerine içine atıp biriktirmiş, gizlemiş. Zamanla kendinden de gizlemeyi öğrenmiş ve kendi duygularını o boşluk hissi içinde görmemeye başlamış. Nerede, neden patladığını, neden bazen kıskançlık duyduğunu ayrımsayamamış. Oysa olumlu ilişkilerin ilk adımı bunları fark edebilmek. Haftaya bu konuyla devam edeceğim…