Öğretmenlik defterini kapatıp yeni bir iş arayışıyla kapısından girdiğimde…
Kendisini en yakından takip eden Türkiye çapında dağıtılan gazetelerden, yüzde 30-40 daha fazlasını satan, 7 ildeki günlük ortalaması 120 binin üzerinde olan bir gazeteydi Yeni Asır.
Dinç Bilgin'in Dinç Bilgin olduğu, ilancısından matbaa işçisine, muhabirinden genel yayın yönetmenine büyük küçük herkesi titrettiği, gazetenin içeriğinden baskısına, manşetinden dağıtımına büyük küçük her konuyu bilip her santimine karıştığı, sürekli yenilik ve değişiklikler yüzünden etrafta 'o gazetede duvarlar bile yürüyormuş' söylentilerinin şehir efsanesi dönüştüğü yıllarda… 'Yeni Asır'ı Yeni Asır yapan' insanları; Güngör Mengi, İzmir röportajları serisinde şu cümlelerle ifade edecekti:
'İzmir, çok ileri bir şehir, sosyal dokunun yarıştığı bir gazetecilik faaliyetine sahne oldu. Yani ne verirsen alan bir müşteri/okuyucu yoktu orada. Okuyucu seçiciydi. Bir anlamda 'gavur İzmir'de, bir Avrupa kentinde yarışıyorsun sen. O zaman iyi iş yapacaksın. İyi iş yapmak için de bir sürü rekabet düzeneği vardı orada. Ekspres Gazetesi, Demokrat İzmir gazetesi, Sabah Postası, sonra başka gazeteler... Orada meslek, iyi hayat sağlayan bir durum yarattı. Transferler başladı. Transfer olabilmek için iyi gazeteci olmak gerekti. Gazetecilik okulları açıldı, orada çalışan şefler, oralara hocalık yapmaya başladı. Hem gazetede gazeteci yetiştiriyordun, hem de akademik zeminde gazeteci yetiştiriyordun. Böyle bir bollukta, böyle bir yarış ortamında, tabii ki çok güzel bir kuşak fışkırdı.'
Aynı röportaj serisi için İstanbul'da bir araya geldiğimiz Dinç Bilgin'in 'o yıllara dair' Yeni Asır'ı konuşurken söylediği sözler de benzer yöndeydi:
'Yeni Asır, muhteşem dönemindeydi o zaman. O tarihteki Türk basınında birçok öncülüklerin gazetesi. Ayrıca, Yeni Asır'ın bir şansı da son derece kabiliyetli bir insan grubu vardı. Çok çok kabiliyetli. Öyle bir grup şimdi… Şimdi Türk basınına bakıyorum, Türk basınının başındakilere bakıyorum. Dehşet verici bir durum var.'
(…) 'Sonsuzmuş gibi gelen düşüşte bir küçülmüş bir büyümüş ama hep 'harikalar diyarı'nın masal kahramanları olmuştuk bir zamanlar.
Büyülü bir dünyada yaşamıştık.
Korkuyla tutkunun, neşeyle heyecanın, fırtınayla sükunun harmanında yetişmiş, büyümüştük.
Sonra uyandık rüyadan, yaşanmışlıkların adını masal koyduk.
Şimdi…
Çoktan bitmiş, çocukluğumuzda/gençliğimizde yaşanmış bir masalın kahramanlarından birini daha uğurlama zamanı.
Azalmanın giderek 'yok'a ulaşacağı günlerin.'
2012 Ocak'ında…
'Belki biraz beyaz tavşan, belki biraz çılgın şapkacı, belki biraz gülen kedi, kral, kraliçe, düşes, ejder, tırtıl… Ama en çok, Alice'e yol gösteren, yardım eden Dodo'suydu. Soyu tükenmiş soylu kuşu…' diye anlatmaya çalıştığım Erhan Abi'yi uğurlarken yazdığım kelimeler, meslek büyüklerimizin bize yaşattığı muhteşem yılların masal diliyle ifadesiydi bir anlamda… Harikalar Diyarı'nın harika insanlarından birinin, kendimce tasviri…
Yazık ki, bugün de aynı duygular, aynı hüzünler içindeyim.
Soyu tükenmiş soylu kuşlardan birini daha kaybettik bayramda. Hepimizin Şevket Abi'si Şevket Özçelik'i.
Cami avlusunda naaşı başında onunla vedalaşırken, üzerimdeki hakkını helal etmesini tüm kalbimle isteyip… Geride bıraktığımız o harikalar diyarının, şimdi hüzünlü yolculuğa dönüşmüş anılarını zihnimde canlandırırken…
'Hep bir öğrenci iştahı/heyecanıyla hem öğrenmeyi sürdürüp hem de öğrendiklerini canı gönülden gençlerle paylaşan,
Kıskançlık yapmadan bildiklerini öğreten/aktaran,
İyi bir haber karşısında hala şaşıran/sevinen/heyecanlanan,
Bu kadar stresli/yarışmacı bir meslekte ağzını hiç bozmadan, küfürle/kabalıkla yan yana gelmeden, hiç kalp kırmadan, çizgisine ve zarifliğine hiç helal getirmeden, 55 yıl boyunca her gün 'bugün yeni bir gün' heyecanıyla işine koşan,
Hastalığından çok 'artık gazeteye gidemeyeceği için üzülen' kaç gazeteci daha kaldı o kuşaktan?' diye sorarken buldum kendimi.
Cevapları 'hem var/hem yok' soruları sorarken, bildiğim… İçimdeki kederin karışımında, onları birer birer kaybetmek kadar…
Onların öğrettiği gazeteciliğin de kaybedilmeye yüz tuttuğu gerçeğinin yattığıydı.
Erhan Abi için dilediğim 'İnşallah gittiğin yer de Harikalar Diyarı'dır' temennisini senin için de tekrarlıyorum Şevket Abi.
Umarım, o diyarda da bir arada oluruz… Bizden önce gittiğin o diyarda yine öğretmenimiz olur, bize yol gösterir, ışık tutarsın… Ve başlıkta sorduğum soruya; o güne kadar birikecek kimbilir daha kaç mahcup soruya da, belki o zaman cevap verirsin… Umarım.