Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildi. SPK’nın 23 Eylül tarihli açıklamasına göre bu fonlardaki tekil yatırımcı sayısı 455 bin 758. AK Parti milletvekillerinin imzasını taşıyan ve cuma günü TBMM Başkanlığı’na sunulan dokuz maddelik teklif, bu dosyaya özgü bir tasfiye ve geri kazanım sistemi kuruyor. Kanun teklifinde çok kritik detaylar var.Dosyanın en kritik ayrıntısı, yatırımcının hesabında görünen rakamla tasfiye sırasında esas alınacak tutarın aynı olmak zorunda olmaması. Teklif, fonun gerçek varlıkları ile yatırımcıların haklarının yeniden değerlendirilmesini, bazı durumlarda da fiilen yatırılan ve çekilen paranın esas alınmasını öngörüyor.
KÂĞIT ÜZERİNDEKİ SERVET DEĞİL, FİİLİ YATIRIM ESAS ALINACAK
Teklifin 4’üncü maddesi, tasfiye varlıklarının bütün yatırımcıların hesaplanan tutarlarını karşılamaya yetmemesi halinde devreye girecek yöntemi düzenliyor. Bu durumda yatırımcının net yatırım tutarı hesaplanırken fona yaptığı nakit girişleri ve fondan çektiği tutarlar dikkate alınacak. Geçmişteki giriş ve çıkışlar, tasfiye tarihine kadar TÜFE ile Yİ-ÜFE değişim oranlarının aritmetik ortalaması kullanılarak güncellenecek. Çıkışlar ise “ilk giren ilk çıkar” yöntemiyle mahsup edilecek.Buradaki ince ayrıntı şu: Bu hesaplama, yatırımcının nihai alacağını belirleyen bağımsız bir tazminat veya garanti mekanizması değil. Kaynağın yetersiz kaldığı aşamada ara dağıtımın sınırını belirleyen bir ölçüt.Başka bir ifadeyle, fon payının geçmişte ulaştığı yüksek değer, tek başına aynı tutarın yatırımcıya ödeneceği anlamına gelmeyecek. Teklif, gerçek nakit hareketlerini ve enflasyon güncellemesini esas alan bir ara hesaplama sistemi kuruyor.
BİR MİLYON TL SINIRI
Teklifin kamuoyunda en çok dikkat çekebilecek hükümlerinden biri, yatırımcılara tasfiye tamamlanmadan ara ödeme yapılabilmesi. Ancak şu ayrıntı önemli: Öngörülen üst sınır, her yatırımcı için her fonda ayrı ayrı uygulanabilecek şekilde düzenleniyor. Ara ödeme, yatırımcının endeksleme uygulanmadan hesaplanan net yatırım tutarını aşamayacak. Para piyasası niteliğindeki fonlar dışında, ayrıca ilgili yatırımcının hesabındaki fon paylarının önceki gün sonu değerine ilişkin bir üst sınır bulunuyor.Dağıtılabilir nakit bütün yatırımcılara ödeme yapmaya yetmezse SPK’ya iki seçenek tanınıyor: Net yatırım tutarı en düşük yatırımcıdan başlayarak ödeme yapılması veya tüm yatırımcılara uygulanacak asgari bir ara ödeme belirlenmesi.Bu hükmün gözden kaçmaması gereken tarafı, sistemin herkese aynı miktarda ödeme garantisi vermemesi. Ödeme sırası ve tutarı, mevcut nakdin yeterliliğine ve SPK’nın belirleyeceği uygulama esaslarına bağlı olacak.
Üstelik ara ödeme karşılığında yatırımcının fon payları hemen iade edilmeyecek. Payların iadesi nihai tasfiye sırasında yapılacak; daha önce ödenen tutarlar da son hesaplaşmada mahsup edilecek.
ERKEN ÇIKANLARIN KAZANCI YENİDEN HESAPLANABİLİR
Teklifin en dikkat çekici ve en az fark edilen hükümlerinden biri, tasfiye kararından önce fondan çıkmış yatırımcılarla ilgili.Metin, gerçeğe aykırı oluştuğu belirtilen değerler üzerinden fondan çıkış yaparak ödeme almış kişilerin, olağan piyasa getirisini aşan kazançlarını gönüllü olarak iade edebilmesine imkân tanıyor.Burada bütün kazancın geri verilmesi öngörülmüyor. İade konusu, yatırımcının fiili yatırım tutarı ve fonda kaldığı süre dikkate alınarak hesaplanan emsal getiriyi aşan bölüm.Emsal hesaplamasında aynı yatırım stratejisi kategorisindeki fonların yıllık ortalama getirisi esas alınacak. Üstelik tasfiye kapsamındaki fonların getirileri, emsal hesabını yapay biçimde yükseltmemesi için hesaplamaya katılmayacak.Benzer bir yöntem, fon portföyünde yer alan ve fiyatlarının gerçeğe aykırı oluştuğu SPK tarafından tespit edilen paylardan elde edilen kazançlar için de öngörülüyor. Bu durumda ilgili payın bağlı olduğu endeksin veya belirlenecek diğer objektif piyasa ölçütünün olağan getirisiyle karşılaştırma yapılacak.Ancak kritik bir hukuki ayrım var: İade mekanizması gönüllülük esasına dayanıyor. İade yapılması, tek başına hukuki yükümlülük, borç ikrarı veya sorumluluk kabulü anlamına gelmiyor. Aynı şekilde bu mekanizma, varsa hukuki ve cezai sorumluluğu da ortadan kaldırmıyor.
PARA SADECE FON HESAPLARINDA ARANMAYACAK
Teklifin 5’inci maddesi, fon malvarlığından çıkarılan değerlerin kapsamını geniş bir çerçevede tanımlıyor.Yalnızca açıkça mevzuata aykırı işlemler değil; şeklen mevzuata uygun görünse bile fonun menfaatine hizmet eden gerçek bir ekonomik amacı bulunmayan işlemler de düzenlemenin kapsamına giriyor.Karşılıksız veya muvazaalı kredi, borç, avans, teminat, devir, temlik, alım-satım, repo ve ters repo işlemleri bunlar arasında sayılıyor. İlişkili taraflara, hâkim ortaklara, yöneticilere, bunların doğrudan veya dolaylı kontrolündeki kişilere ya da üçüncü kişilere aktarılan değerler de bu kapsamda değerlendirilebilecek.Daha önemlisi, yalnızca ilk aktarılan para değil; o paranın yerine geçen veya değerlendirilmesi sonucunda elde edilen değerler de geri kazanım hesabına konu olabilecek.Sorumluluk zincirinde öncelik, fonun kurucusu veya yöneticisi olan portföy yönetim şirketine veriliyor. Buradan tahsilatın tamamen veya kısmen sağlanamaması ya da sağlanamayacağının açıkça anlaşılması halinde, zararda sorumluluğu SPK tarafından belirlenen gerçek ve tüzel kişilere yönelebilecek.Görevden ayrılmış olmak da geçmiş dönemdeki işlem ve kararlardan doğan sorumluluğu kendiliğinden ortadan kaldırmayacak.Bu, tasfiye dosyasının yalnızca bugünkü fon bakiyesine değil, geçmişteki işlemlere ve bu işlemlerin ekonomik sonuçlarına da uzanabileceği anlamına geliyor. Bununla birlikte, hangi kişi veya kuruluşun ne kadar sorumlu olacağı henüz teklifin genel hükümlerinden hareketle söylenemez; fon bazında tespit yapılması gerekiyor.
DAVA SONU BEKLENMEYECEK
Teklifin 6’ncı maddesi, finansal geri kazanım mekanizmasının kapsamını fon hesaplarının dışına taşıyor.Fonlarla bağlantılı soruşturmalarda el konulan para ve sermaye piyasası araçlarının doğrudan fona iadesi hukuken mümkünse, ilgili savcı, hâkim veya mahkeme tarafından iade kararı verilebilecek.Daha dikkat çekici hüküm ise doğrudan fona devredilemeyen malvarlığı değerleri için getiriliyor. TMSF’nin kayyım olarak atanması halinde, gayrimenkul gibi varlıkları dava sonucunu beklemeden satması veya tasfiye etmesi öngörülüyor.
Bu hüküm, varlıkların uzun süren yargılamalar boyunca ekonomik değer kaybetmesinin önüne geçilmesi amacıyla düzenlenmiş. Ancak satıştan elde edilen paranın doğrudan yatırımcıya dağıtılması için ilgili fonla hukuki ve ekonomik bağının kurulması gerekiyor.Yargılama sonunda müsadere edilen bir değerin fondan çıktığı veya fon zararının karşılığı olduğu mahkemece belirlenirse, söz konusu değer Hazine’ye gelir kaydedilmek yerine ilgili fona aktarılabilecek. Tasfiye tamamlanmışsa para geri kazanım hesabına alınacak.Dolayısıyla düzenleme, suçla bağlantılı olduğu ileri sürülen her malvarlığının otomatik olarak yatırımcılara aktarılması anlamına gelmiyor. Belirleyici olan, mahkemece kurulacak bağlantı.
AYRI ALT HESAPLAR AÇILACAK
Teklifteki bir başka teknik ayrıntı, geri kazanılan paranın nerede ve hangi statüde tutulacağı.Her fon için TMSF nezdinde ayrı alt hesaplar oluşturulması öngörülüyor. Bu tutarlar TMSF’nin kendi malvarlığından ayrı izlenecek; yalnızca ilgili fonun tasfiyesi ve fon pay sahiplerine yapılacak ödemeler için kullanılabilecek.Daha önemlisi, bu hesaplarda bulunan tutarların kamu alacakları için dahi haczedilememesi, teminat gösterilememesi ve üzerlerine ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir konulamaması düzenleniyor.Bu koruma, geri kazanılan paranın başka bir alacaklıya yönelmesini önleyerek yatırımcılar için ayrılan kaynağın amacını korumayı hedefliyor.Birden fazla fonla bağlantılı bir tutar ortaya çıkarsa dağıtımın hangi fona ne ölçüde yapılacağı da otomatik olarak belirlenmeyecek. Fonun türü, likidite yeterliliği, yatırımcı yapısı ve tasfiye oranı gibi ölçütler dikkate alınacak.
GERİ KAZANIM HAVUZUNUN İŞLEYİŞİ
Teklifin 3’üncü maddesindeki hüküm, tasfiye ve geri kazanım sisteminden yararlanacak kişilere ilişkin bir sınır getiriyor.SPK’nın ilgili kararlarıyla tasfiyeye alınan fonlarla bağlantılı olarak Sermaye Piyasası Kanunu’nun piyasa bozucu eylemler, bilgi suistimali veya piyasa dolandırıcılığı hükümlerindeki fiilleri işlediği ya da bunlarla birlikte hareket ettiği Kurul tarafından tespit edilen kişi ve kurumlara bu özel sistem üzerinden ödeme yapılmaması öngörülüyor.Burada belirleyici olan, yalnızca bir kişinin fonda pay sahibi olması değil; söz konusu fiillerle ilişkisinin SPK tarafından tespit edilmesi.Bu hüküm, yatırımcıların korunması amacıyla oluşturulan geri kazanım sisteminin, düzenlemede belirtilen fiillerle bağlantılı kişilere ödeme yapılmasının önüne geçmesini hedefliyor.
HİZMET ALIMI KAPISI AÇIK
Teklifin genel gerekçesinde, yatırımcılara yapılacak ödemelerde kamu bütçesinden kaynak kullanılmayacağı açıkça belirtiliyor. Ödemeler fonların mevcut malvarlığından, geri kazanılan veya hukuki yollarla iade edilen değerlerden karşılanacak.Bununla birlikte, uygulamanın kapsamı yalnızca varlık satışı ve para dağıtımıyla sınırlı değil. SPK ve Yatırımcı Tazmin Merkezi’ne dava ve takip süreçleri için dışarıdan avukatlık, muhasebe ve yazılım geliştirme hizmeti alabilme imkânı tanınıyor.Dolayısıyla bütçeye doğrudan ödeme yükümlülüğü getirilmemesi ile uygulamanın kurumsal ve operasyonel maliyetlerinin bulunması birbirinden ayrı konular. Teklif, yatırımcı ödemelerinin kaynağını sınırlıyor; buna karşılık uygulama için hizmet alımına izin veriyor.
PARANIN BULUNMASI VE DOĞRU HESAPLANMASI
Teklifin başarısını belirleyecek üç temel aşama bulunuyor: Fonların gerçek varlıklarının tespiti, geçmişteki nakit ve malvarlığı hareketlerinin izlenmesi ve elde edilen kaynakların hak sahiplerine doğru dağıtılması.
455 bin 758 tekil yatırımcının bulunduğu bir dosyada, kayıtların mutabakatı ve her fonun kendi hesabının ayrıştırılması teknik olduğu kadar hukuki bir nitelik de taşıyor. Üstelik geri kazanımın ne kadarının sağlanabileceği, ne kadar süreceği ve yatırımcılara nihai olarak hangi tutarların ödenebileceği, teklif metninden tek başına hesaplanamıyor.Dosyanın kilit sorusu artık yalnızca “Fonlarda ne kadar para kaldı?” değil. “Hangi varlık kime ait, hangi değer nereden çıktı ve geri kazanılabilen kaynak hangi yatırımcıya hangi ölçüyle ödenecek?”Kanun teklifi bu soruların yanıtlanabilmesi için özel bir hukuki çerçeve oluşturuyor. Ancak çerçevenin nasıl işleyeceği; komisyon ve Genel Kurul süreci, SPK’nın belirleyeceği uygulama esasları, varlıkların gerçek değeri ve tahsilatın sonuçlarıyla netleşecek.




