Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET), 1957 yılında Roma anlaşması ile kurulmuş, 1992 yılında da Avrupa Birliği (AB) adını almıştır. Avrupa yı bütünleştirme hedefi ile kuruluş genişletilmeye başlamış, 1981 yılında Yunanistan, 1986 yılında Portekiz, İspanya, 1995 yılında Avusturya, Finlandiya, İsveç ve 2004 yılında çoğu eski demirperde ülkeleri olmak üzere on yeni ülkeyi topluluğa dahil etmişlerdir. Bunu yaparken orta vadede tek devlet, çok millet sloganını üretmiş, ama böyle bir kuruluş için düşünülen anayasa yapılamamıştır. Birlik liderleri genişleme yolu ile ABD den daha büyük ve daha güçlü bir ülke görünümüne girilebileceğini düşünmüşlerdi. Tek devlet görünümü için esas ekonomik eksiklik, tek para birimi idi... Euro para birimi kabul edilerek 1999 yılında kullanılmaya başlandı. Ortak para birimini kullanan 17 ülke euro bölgesini oluşturdu. Diğer ülkelerin çoğu, zaman içinde ortak para birimine geçeceklerini açıklamışlardır. Genişlemelerde alınan yeni ülkelerin mali ve ekonomik yapıları birbirinden farklı olduğu gibi homojen de değildi. Bunların birliğe alınmasında mantık ötesi icad edilen faktörler rol oynamıştı
Bağımsız ülkelerin ayni para birimini sağlıklı olarak kullanabilmeleri için her şeyden önce o ülkelerde mal ve hizmet üretimlerindeki verimlilik oranlarının birbirinden uzak olmaması gerekir. O ülkelerin tümünde ortak para politikalarının uygulanması zarureti vardır. Ayrıca ülkelerin fert başına düşen milli gelirlerinin birbirine yakın olması beklenir.
AB nin önde gelen ülkeleri, kendilerine göre zayıf ekonomileri büyük problemlerle karşılaşmadan güçlendirebileceklerini düşündüler, kurdukları fonlarla bu ülkelere yardımda bulunmuşlardır. Ekonomik destekler bu ülkelerin bazılarını tembelliğe itmiş, ürettiğinden çok tüketen ülkeler durumuna getirmiştir. Bu konumda olanlardan Yunanistan, Portekiz, İspanya sayılabilir. Bunların borçları yükseldikçe çeşitli manipülasyonlar ile ekonomik göstergelerinin Maastricht kriterlerine uygunluğunu sağladılar.
Şimdi mızrak çuvala sığmıyor, çuval patladı. Topluluğun önder ülkeleri Yunanistan'ı kurtarabilirler. Bu ülke kemerlerini sıkmaz, fonları nasıl kendim kullanabilirim hilelerini terk etmez ise, bu kurtarma kısa ömürlü olur, hastalık tekrar nükseder. Sırada Portekiz ve İspanya var. Bu iki ülkenin de ekonomik bunalıma düşmesi haline korkarım domino etkisi ile başta İtalya ve diğer eski demirperde ülkeleri de kendilerini ekonomik buhran içinde bulabilirler.
Krize girecek ülkeleri euro bölgesi dışına çıkarır ve paralarını devalüe etmeleri sağlanırsa, borçların yeniden yapılandırılması ile birlikte orta vadede krizden çıkabilirler. Ayrıca toplumlarının ürettiğinden fazla tüketen durumundan uzaklaştırılması da şarttır. Hastalık yaygınlaşırsa dış ticaret yolu ile bize de sıçraması mümkündür. Dış ticaretimizin %50 si euro bölgesi ile olduğu unutulmamalıdır. Böyle bir durumda ekonomik büyümemiz durur, milletin beklentileri de boşa çıkar. İnşallah yanılıyorumdur.
Özetlersem, euro bölgesi güçsüzdür, güçlenmesi, ortak para politikaları, endüstriyel verimliliğin artırılması ve tasarruf tedbirlerinden geçmektedir.