Demokrasi, özgürlük ve eşitlik...
Her dönem bahsi sık sık geçen kavramlar.
Üç kavram da anlamını tarihsel mücadelelerden alır.
Üçü de birbirine bağımlıdır.
Birini atarsanız diğerlerinin manası eksik kalır.
Birbirlerinin tamamlayıcısıdırlar.
Biri olmazsa diğerleri de olmaz...
Bu kavramları içselleştirebilmek ve toplumun tüm dokusuna yaymak neden önemlidir?
Bunu yapabilmek için neye ihtiyacımız var?
Sorulması gereken iki temel sorudur bence.
Birinci soruya cevap verebilmek için bu kavramların özlü bir tanımını yapmak gerekirse:
Demokrasi; azınlığın iradesini çoğunluğun iradesine ya da bireyin haklarını devlete karşın kanunlar çerçevesinde koruyabilen bir yönetim biçimi
Özgürlük; kendi özgürlüklerimizin başkalarının özgürlüklerinin başladığı yerde bitmesi.
Eşitlik ise; bireylerin, ihtiyaçlarını giderecek araç ve imkanlara erişmede eşit fırsatlara sahip olması şeklinde açıklanabilir.
Bu kavramları içselleştirmek bize; toplum içerisinde hiç bir egemen gücün (devlet de dahil) tahakkümüne maruz kalmadan ve başkalarının haklarını da gözeterek eşit fırsatlardan yararlanma gücü sağlar.
Bu sayede oluşacak, bütün vatandaşların optimum ölçüde kendini ifade etme becerisi ile o ülkenin gelişme ve refahı da artmış olur.
Bu kavramlar ancak, emeğin örgütlenmesinin önüne engel koymayan ve laik bir rejimde hayata geçirilebilir.
Toplumsal barışı temin etmenin yegane kuralı; bireye üretim ilişkilerinde fırsat eşitliğine dayanan söz hakkı vermektir.
Terazinin bir kefesi sermayeden yana ağır geldikçe, diğer kefede olanlar ister Türk, ister Kürt, ister Ermeni uyruklu olsun, adaletli ve huzur dolu bir düzen tesis edilemeyecektir.
Barışın şifresi, aynı kavimsel ya da dinsel etnisiteden gelenlerin aynı dili konuşması ya da aynı biçimde ibadet etmesinde saklı değildir.
Barışın şifresi aynı coğrafyada yaşayan bireylerin aynı haklara sahip olmada göstereceği ortak dayanışmadadır...
Bu nedenle; önümüzdeki süreçte, emeğin örgütlenmesi yönündeki çabalara yoğunlaşmanın, toplumsal dayanışmayı ve dolayısı ile barışı geliştirmede anahtar rol oynayacağını düşünüyorum.
Emeğin iktidara yürüdüğü bir düzende şeriat da, faşistlik de, ırk ayrımcılığı da bacadan kaçacak delik arayacaktır.
Çünkü, tüm bu gerici unsurları besleyen temel etken, azgın ve sömürücü sermayenin engelsiz hegemonyasıdır.
Türkiye vatandaşlarının, vatandaşlık ve millet tanımından önce, bireyi yurttaş yapacak bu kavramlar üzerinde düşünmesi gerektiği kanısındayım...
Yurttaş olma bilinci ve onuruna erişen bireyler, zaten ulusal birliğe sahip çıkacaklardır.
Eşit yurttaşlık, anayasaya hem Türk, hem Kürt Milleti tanımı koymakla değil, yoksul Türk ve Kürtlerin zengin Türk ve Kürtlerle ekonomik zeminde eşitlenmesiyle tesis edilebilir...