Evlatlarının hal ve hareket tarzına bakışları açısından babaları gruplara ayırmak mümkün… Evladı iyi yada kötü ne yaparsa yapsın bazı babalar o evladı yere göğe sığdıramazken kimi babalar ise evladını görmezden gelerek bir vurdumduymazlık örneği göstermektedir. Bu iki grup baba; şahsen benim ve benimle birlikte bir çok kişinin uygun bulmadığı baba gruplarına girdiği muhakkaktır. Asıl olan evladının iyi yaptıklarına takdir getirip kötü yaptıklarına dur diyebilecek veyahut ta bu yönde telkinde bulunabilecek baba gruplarıdır. Takdir ve telkinlerin ölçüsü fazla abartılmadan karşı tarafa verildiğinde o evlat yapmakta olduğu iyi işlerin devamlılığını sağlayacağı gibi kötü işlerine de bir son verme gayretine girecektir. En son verdiğimiz baba grubunun takdir veya telkini karşı taraftan yani evlat tarafından gerektiği biçimde alınıp alınmaması apayrı bir durum. Bir baba üzerine düşeni yapmalı… Hangi grupta olursa olsun hiçbir baba evladının kötü işler içerisinde yer almasını istemeyeceği gibi başarılı işlere imza atmasını da yürekten ister.
2008 yılında yakalanarak 'Mecidiyeköy Bombacısı' olarak gündeme oturan pkk militanının babası acaba hangi gruba giriyordu. Mecidiyeköy' de bombalı eylem yapma hazırlığındayken yakalanan bombacının babası Erzurum' da oturmaktaydı. Erzurum'un Horasan ilçesinin bir köyünde mütevazı bir hayat süren baba oğlunun pkk' ya katıldığını yıllar önce öğrenir. Acısını yüreğine atan baba artık oğlunun ya cesedini alacağı yada yakalanacağı günü beklemektedir. Polislerin kapısını çaldığı baba oğlunun yakalandığı haberini alır. Baba evladını görmek ister. Ancak cebimde parası yoktur. Oğlunun yakalandığını babaya haber veren ve bir emniyet mensubu olan Ahmet Bey babanın biletini alıp cebine harçlık koyarak 'İstanbul'da arkadaşlar seni karşılayacaklar' der. Baba, üzerinde düzgün bir pardösüsü olmadan, ayağındaki kara lastiklerle İstanbul'a ulaşır. Burada acılı babayı İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde görevli polisler karşılar. Fevzi Öztürk bu olay karşısında çok etkilenir; zira evladından görmediğini devlet memurlarından görüyordur: 'Bana oğlumun bombalı eylem yaparken yakalandığını söylememişlerdi. Gelen memurlar da söylemediler. Bir misafirlerini karşılar gibi karşıladılar, halimi hatırımı sordular' diye açıklama yapar.
Baba, bu haberi duyduktan sonra içine düştüğü duyguları şöyle anlatıyor: 'Oğlum Mecidiyeköy'e bomba koyarken yakalanmış. İnsanların karınca gibi yoğun olduğu bir yere bomba koyan kişi benim oğlummuş. Yüreğim yandı. Başımdan kaynar sular döküldü. İçimde bir bıçak darbesi sanki kalbimi kesti. O kişinin benim oğlum olduğuna mı yanayım, benden olan oğlumun masum insanları katledecek kadar canileşmiş olmasına mı yanayım, yoksa böyle birinin babası olmama rağmen beni misafirmişim gibi karşılayan insanların karşısına bombacı babası olarak geldiğime mi yanayım. Birçok duyguyu bir arada yaşadım.'
Baba bu duyguları yaşarken kısa süre sonra oğlu karşısına çıkarılır. Bombacı babasına saldırmak ister: 'Sen hainsin. Seni baba olarak kabul etmiyorum.' Son darbe bir kez daha oğlundan gelmiştir. Bu sözler, babayı derinden üzer; acılı baba sendelemeye başlayıp tam yere düşecekken polis memurları onu tutup sakinleştirmeye başlar. Baba o anı şöyle anlatıyor: 'Oğlum maymuna dönmüştü. Ben şaşmış kalmıştım. O an, bir babanın bittiği andı. O an, bir ailenin yıkıldığı andı. O an, insanlığın öldüğü andı. Karşımdaki benim oğlum değil, teröristlerin zehirlediği bir mahlûktu. Kime ne söyleyeyim, kime ne diyeyim; ama oğlumu bu hale getirenleri bir bulsam…'
Bin yıldır bu topraklarda herkesin kardeşçe yaşadığını anlatan baba, birbirine düşmanlık yapanların bu ülkenin insanı olmayacağını söylüyor: 'Ayrı-gayrı bilmeden yaşamışız. Dinimiz bir, vatanımız bir, toprağımız bir. Yaşım geçmiş, bir ayağım çukurda, ha bugün ha yarın öleceğim. Benim evladım gibi daha nice çocukları böyle hainleştirenlerin yakasında olacak iki elim.'
Acısını yüreğine gömerek, 'Vatan sağ olsun!' diyen babayı terör masasında görevli memurlar aralarında para toplayıp üstüne bir pardösü, ayağına bir bot ve uçak biletini alıp havaalanında ellerini öperek yolcu ederler. Hayatında ilk kez bot giyen baba, bu anı anlatırken gözlerinden yaşlar boşalıyor: 'Ben maalesef bir caninin babasıyım; ama polis beni misafirmişim gibi karşıladı. Bu yaşıma geldim, hiç uçağa binmemiştim; bana uçak bileti aldılar, cebime harçlık koyup Erzurum'a gönderdiler. Uçakta gözyaşları içinde Türkiye'yi izledim. Bu cennet vatana ihanet edilir mi diye inledim durdum.'
2008 yılında Aksiyon' da okuduğum bu güzel röportaj beni derinden etkilemişti. O yüzden sizlerle paylaşmak istedim. Bir yanda cani bir oğul bir yanda ise oğlunun yaptıklarını doğru bulmayan ancak oğlundan da vazgeçemeyen acılı bir baba diğer yanda ise bütün her şeyi bir kenara bırakıp yapılması gerekeni en iyi şekliyle yapan devlet… Devlet bu işte…