Halkımız, yabancı kelime kullanmaya bayılır. Bunu, kültürünü ve bilgeliğini göstermenin bir yolu zanneder. ’¶

Batı kültürünü benimsediğini ve de özümsediğini göstermek için bol bol İngilizce ve Fransızca kelime kullanır. İslami kesim ise sesini gırtlaktan çatlatarak bolca Arapça lügat paralar. Ama her iki kesim de bu gösteride inanılmaz hatalar yaparlar.

Bundan yıllar evvel bir nosyon (Notion) furyası esmişti. Esmesine esmişti de, bu kelimeyi kullanmaya heves edenlerin yüzde sekseni, nosyon yerine ’“losyon’” diyordu. ’“Hukuk Losyonu’” , ’“Demokrasi Losyonu’” gibi’…

Dün bir arkadaşımın kızı bana. ’“Rifat amca, bu Anayasa değişiklikleri yanlışlıkla kabul edilirse,sonradan bunun hiç düzeltilme imkanı yok mu?’” diye sordu. Biraz düşündüm ve ’“hukuken mümkün, başka bir tarihte, başka bir meclis, bu değişiklikleri düzeltebilir ama fiilen imkansız. Çünkü maalesef Türkiye’’de politikacıların demokrasi nosyonu gelişmemiştir. Bu antidemokratik düzenlemeler, olduğu gibi kalır’” dedim. Sonra kızcağızın yüzündeki şaşkınlığı görüp, şöyle açıkladım;

’“Bak evladım’” dedim. 1950 seçimlerine giderken, Türkiye’’de uygulanmakta olan seçim sistemi, ’“geniş bölgeli çoğunluk ’“ sistemiydi. Yani her İl bir seçim bölgesiydi. Mesela Adana, 15 milletvekili çıkarıyorsa, seçimlerde Adana İli genelinde en fazla oy alan parti, tüm milletvekillerini kazanırdı. Yani, A Partisi 450 bin oy aldı. B partisi de bir fazla, 450 bin 1 oy aldıysa, tüm Adana milletvekilleri B Partisinden olurdu. Tabii bu sistemin çok büyük sakıncaları vardı. Eksik temsile neden oluyor, A partisine oy veren 450 bin kişi, yok farz ediliyordu.

Bu nedenle Demokrat Parti, 1950 seçimlerinden önce, bu sistemin değiştirilip, nispi temsil sistemine geçilmesi için çok uğraştı ama CHP buna karşı çıktı. Demokrat Parti, 1950 seçimlerini bu sistemle kazandı ve aynı bu günkü gibi aldığı oy yüzdesinden katbe kat fazla milletvekili çıkardı.

1950 seçimlerini takip eden 10 yıl içinde, CHP hep seçim sisteminin değiştirilmesini, nispi temsil sistemine geçilmesini talep etti. Ama bu sefer DP yanaşmadı. Çünkü bu antidemokratik eksik temsil onun işine geliyordu. Demokrat Parti’’nin böyle bir hataya düşmesinin nedeni, demokrasi nosyonu eksikliğiydi. Bu nosyona sahip olsalardı, 27 Mayıs 1960’’a belki gelinmeyecekti’…

Buna benzer bir örnekte günümüzde yaşanmaktadır. Türkiye’’de seçim barajı % 10 dur. Dünyadaki, bizden sonra en yüksek baraj % 6 ile Danimarka’’dadır. Bu barajın ülkemizde mutlaka %5 e inmesi gerekmektedir. Ama politikacılarımızda, demokrasi nosyonu olmadığı için, %10 barajını aşıp meclise giren partiler, barajı düşürmeyi kesinlikle gündemlerine almamakta, barajın kendilerine sağladığı avantajdan vaz geçmemektedirler.

Bu nedenle evladım, gelecekte mecliste yer alacak çoğunluk partileri, iktidara avantajlar sağlayan, antidemokratik olsa bile büyük güç veren bu anayasa değişikliklerini düzeltmeye yanaşmayacaklardır.

Bak kızım, ben TBMM’’ye girdiğim günden beri, siyasi partiler yasasının değişmesi için mücadele veririm, ama ne milletvekili iken ne de bakan olduğumda, kimseye sesimi duyuramadım. Çünkü parti liderlerinin işlerine gelmeyen değişiklikler öneriyordum. Milletvekili adaylarını, ilçeye kayıtlı üyeler belirlesin, genel başkana %2 lik kontenjan verilsin diyordum ama kimsenin işine gelmiyordu.

Bir genel başkanın, hiçbir özelliği olmayan koruma müdürünü veya özel kalem müdürünü milletvekili yapabilme saygısızlığını ise, ayıplamaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Demokrasilerde, milletvekillikleri, genel başkanların özel sempatilerine göre dağıtılan ulufeler değildir. Milletvekillerini, partiye kayıtlı üyelerin belirlemesi yani ’“vekil etmesi, vekalet vermesi’” gerekir.

Bu nedenle kızım, bu anayasa değişikliğinin gerçekleşmemesi için elimizden gelen mücadeleyi yapmalıyız. Yoksa gitti, gider. Bundan sonra ne bir iktidar partisini yolsuzluğundan dolayı yargılayabiliriz, ne de çoğunluk iktidarının istediği kişiyi cezaevine atmasına engel olabiliriz’” dedim.

’“Bizleri sevgileriyle besleyen, var eden değerli annelerimizin, Anneler günlerini kutlarım’”.