Türkiye, 1990 sonrası dışa açılma ve serbest piyasa ekonomisine geçişle birlikte yüksek enflasyonla tanıştı. O zamanlarda 'enflasyon arındırması' dikkat alınmadan elde edildiği sanılan yüksek karlara öyle çok alıştık ki, tek haneli enflasyonda düşük kar oranları hiç kimseyi tatmin etmez oldu. Yüksek enflasyon ve ömrü kısa olan koalisyon hükümetlerinin getirdiği siyasi istikrarsızlıkla birlikte bankacılık ve finans piyasalarındaki sorunlar da eklenince, balon gibi şişen ekonomi devalüasyon ve ekonomik krizlerle bomba gibi patladı. 1994 krizi, 1999 ve 2001 krizleri ülke ekonomisini gerilere götürdü.
2001 Krizini Hatırlayalım
Ekonomi öylesine kırılgan bir hale gelmişti ki, Başbakan'ın 'hapşırması' borsayı tepe taklak ediyor, faizleri fırlatıyor ve binlerce kişiyi işsiz bırakıyordu.
19 Şubat 2001 Pazartesi günü hafızalara kazındı! Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında dönemim Cumhurbaşkanı Sezer'in, Başbakan Ecevit'e 'Anayasa'yı bilmiyorsunuz' değip Anayasa Kitabını fırlatınca, Türkiye tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden biri olan 2001 krizinin tetiğini çekmiş oldu.
Borsa yüzde 15 civarında dip yaptı. Repo faizleri yüzde 800'lere fırladı. Merkez Bankasından (MB) yaklaşık 8 milyar dolar döviz çıkışı oldu. Dolar, 670 bin liradan 1 milyon 161 bin liraya tırmandı. Birçok esnaf ve şirket kepenklerini kapatmak zorunda kalarak literatürde '2001 krizi mağdurları' olarak yerini aldı. İşinden olan binlerce kişi de işsizler ordusuna katıldı.
Ekonomiyi Isıtan Etkenler
Neler yok ki! Eskiden krizler ülkenin kendi ekonomik ve siyasi konjonktürüne bağlıyken şimdilerde Dünya'nın öbür ucunda olan siyasi ve ekonomik bir olayın ülkemizi etkilememesi kaçınılmaz. Globalleşme dedikleri bu olsa gerek.
ABD'nin 14,3 trilyon Dolar olan borçlanma tavanını arttırmak için uzlaşma çabaları devam ediyor. Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçilerin kontrolünde. Cumhuriyetçilerin 'Kamu harcamalarını kısıtlayan' yasa tasarısının kabul edilmesi durumunda borçlanma tavanının arttırılmasına destek vermeleri bekleniyor. Dünyanın devi ABD'nin borçlarını ödeyememesinin sonuçları küresel ekonomik bir felakete dönüşür.
Komşudaki yangın bizi de ısıtıyor. Yunanistan'ın krizden çıkarılması için 158 milyar euro ikinci kurtarma paketi kararı alındı. 109 milyarı IMF, 49 milyarı ise özel sektörden gelecek. Yunanistan'ın mevcut borçları için Avrupa Finansal İstikrar Mekanizması (EFSF) mevcut vadeyi 7,5 yıldan 15-30 yıl aralığına çıkardığı ve faiz oranının yüzde 4-5'lerden yüzde 3,5'e indirdi. Bu pakette işe yaramazsa Yunanistan kendi kaderine terk edileceğe benziyor.
İtalya en az ABD kadar tehlikeli. Euro bölgesinin üçüncü büyük ekonomisinin borcu milli gelirinin yüzde 120'sini aştı. İtalya'nın borcu Yunanistan'ın borcundan 6 kat fazla, yaklaşık 1 trilyon 900 milyar euro. Euro borç bölgesindeki böylesine devasa bir ekonominin borç ödemede temerrüde düşmesinin sonuçları başta Avrupa Birliği (AB) olmak üzere, bütün Dünya'da etkili olacaktır. Bu durumda Türkiye'deki İtalyan yatırımcıların ve AB'ye olan ihracatının (olumsuz) etkilenmesi kaçınılmaz.
Döviz ve Altındaki hızlı yükseliş beraberinde borsada düşüşü getiriyor. Dolar, Mart 2009'dan bu yana en yüksek seviyesine çıkarken İMKB dolar bazında son 1 yılın en düşük değerine geriledi.
Ekonominin Zayıf Halkası Cari Açık
Şu günlerde herkes cari açığı konuşuyor, bu konuda derinlemesine analizler ve yorumlar yapılıyor. IMF ve Fitch gibi uluslararası kuruluşlar da cari açık konusunda eleştiride bulunuyorlar. Cari açığın giderek arttığı ve ABD ya da AB kaynaklı küresel bir kriz durumunda –acil tedbirler alınmadığı durumda- ekonomimizi zor durumda bırakacağı ortada. Önemli olan cari açık riskinin nasıl realize edileceği. Türkiye'nin tüketime dayalı bir büyüme modelini benimsemiş olması cari açıkla mücadele de elimizi zayıflatıyor. Gümrük birliğini de unutmamak gerekir.
Dolar 1,8 Lirayı Görebilir
Merkez Bankası dövizdeki yükselişe dur demek için müdahalede bulundu. Avrupa'da alınan kararlar ve döviz piyasasındaki volatiliteye göre döviz alım ihalelerine ara vererek, yabancı parada zorunlu karşılık oranlarını düşürdü. Buna rağmen dolar 1,73 değerine çıkarak Mart 2009 dan bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.
Piyasalar son derece tedirgin! 2008 krizinde dolar 1,8 lira seviyelerini görmüştü. Doların yükseliş ateşi düşmezse yine aynı seviyelerde görebiliriz.
Merkez Bankasının, Dünya konjonktüründeki ekonomik gelişmelere paralel olarak aldığı bu karar, Dövizin yukarı baskısına ne kadar direnebilecek hep birlikte göreceğiz.
Siyasilerin ve Bürokratların Söylemleri
İçinde bulunduğumuz şu günlerde ekonomi adeta diken üstünde. Siyasilerin ve ekonomistlerin söylemlerine karşı finans piyasalarının verdiği tepki acaba 2000'li yıllardaki krizler geri mi geliyor dedirtecek türde.
Söylemlerin bilançosu ağırlaşabilir.Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch'in Türkiye için 'ısınma sinyalleri görülüyor, cari açık riski var, not artışı belirsiz' söylemi piyasaları alt üst etti. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve AKP genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli'nin ekonomik kriz 'çığırtkanlığı' bıçak sırtındaki piyasaları olumsuz etkiledi. Kriz beklentisindeki ülkelerin borsaları aksine İMKB geçtiğimiz hafta yüzde 4,5 düşerek 60 bin puan sınırının altına geriledi. Buna karşılık döviz ve altın zirve yaptı.
Piyasalar, genel seçim sonrasına yüksek beklenti içinde girdiler. Ancak, ABD ve AB'de yaşanan ekonomik ve siyasi olumsuzluklar, derecelendirme kuruluşlarının cari açık uyarıları, döviz ve altın fiyatlarındaki yükselişler ve borsanın düşmesiyle birlikte, piyasalar kırmızı alarm vermeye başladı.
Sonuç olarak, piyasalar bıçak sırtında son derece tedirgin! Krize dalmak için adeta fırsat kolluyor. En ufak bir olumsuzluk, nezle, girip ya da havada uçuşan bir kitapçık gibi piyasalarda telafisi güç sonuçlar doğurabilir.
Siyasiler, Türkiye'nin 'ekonomik krizler koleksiyonuna' 2011 krizini de eklememeleri için sorumluluk bilinciyle açıklamalarda bulunmalıdır.