Hani denir ya, 'çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?' diye; bunu kimin için söylemişler bilmiyorum ama ben kendi hayatıma baktığımda ikisi için de söylenen sözün benim için anlamlı olduğunu düşünüyorum. Çok okuduğum için belki de hayatı farklı yorumluyor olabilirim; ya da çok gezdiğim için gördüğüm her yer ve her yeni kişi hayatıma farklı bir bakış açısı getiriyor ve bunların hepsini yaşam süzgecimden geçirerek paylaşabiliyorum diye düşünüyorum.
Geçen hafta içinde DİSKAD- Denizli Sanayici İş Kadınları Derneği-ne konuşmacı olarak davet edilmiştim. Daha önce yine 'Girişimcilik' konusunda vermiş olduğum seminerleri dikkate alarak çağrıldığım için, ben de burada 'Kadın Girişimciliği'ni tetikleyen konuşmalar yapmayı planlayarak gitmiştim. Girişimciliğin son yıllarda hızla ilerlediği ve gelişme gösterdiği ülkemizde özellikle kadınların bu konuda çok duyarlı olması beni mutlu etmeye başlamıştı. Hatta bu konuyu daha da ileri boyuta taşıyarak kadınların sadece girişimci olmalarını değil, 'birlikler', 'kooperatifler' kurarak da ülke ekonomisine çok büyük katkılar sağlayacaklarına inanmaya başlamıştım.
Geçtiğimiz aylar içerisinde Çanakkale-Nusratlı Köyü'nde karşılaştığım kadınların büyük bir kısmı 'salça, makarna,zeytin,bal' üretiyorlardı. Her evde bir malzeme üretiliyor ve pazara çıkıyordu. Bazıları büyük, bazıları küçük işler yapıyorlardı. Ama çoğu kadın para kazanmanın tadına varmıştı, ve yaparlarsa başarabileceklerini biliyorlardı. Pazarı bulmuşlardı, belki bu pazar büyük bir meydan değildi, belki bir köy meydanının içinde kendilerine verilen küçük bir odanın içindeydi, belki de bir şehrin 'semt pazarında' kendilerine ayrılan küçük bir bölümdü ama vardı artık... Bu heyecanı sevmişti kadınlar, yıllar boyu 'tüketen' birer birey iken, şimdi 'üreten' birisine dönüşmüşlerdi. Her şehre gittiklerinde, her pazara indiklerinde yeni bir şeyler görüyorlar, onlara yardımcı olan eğitmenler ise onların ufuklarını açmaya çalışıyordu. Bu çok yavaş ilerliyordu, güncel, moda ürünleri ne yazık ki pazara sunamıyorlar, tercih edilen olamıyorlardı ama içlerinde ki 'girişimci ruh' bir kez tetiklenmişti, tutmak mümkün olamazdı artık.
Denizli'ye sabahın erken saatlerinde giderken yolda düşünüyordum. Onların ne kadar girişimci kişiler olduklarını duyuyordum gerçekten böyle miydiler? Sadece erkekleri mi girişkendi, yoksa kadınları da bundan nasibini almış mıydı? Kadın çalışan oranı nasıldı? Kadınlar ne kadar bilinçliydi? Devlet İstatistik Enstitüsü'nün raporlarına bakarak gitseydim belki bu kadar şaşırmayacaktım ama beni bekleyen 40 hanım ile konuşmaya başladığımda, birden içimde her zaman yanan 'başarılı, kendinden emin Türk Kadını özlemim' birden canlanıverdi ve hayat buldu bu şehirde. Denizlili hanımlar o kadar kendilerinden emin konuşuyorlardı ki, şaşırmamak mümkün değildi. Sadece yurt içi pazarında değil, yurt dışına çıkmayı, fuarlara katılmayı hayal ediyorlardı. Nasıl olurda, bu konuda kendilerinden emin olduklarını sorduğumda, beni şaşırtan daha ilginç bir yanıt aldım.
Kadınlar 'biz ya kendi iş yerlerimizde çalışıyoruz, ya da eşlerimizin yanında' dediler. Bu alışılmışın dışında geldi birden bana… Bu kadının deneyim kazanma yolculuğunda eşlerinden aldıkları destek; belki de kadın girişimciliği için yeni bir fırsat yaratacaktı. Bu kadınlar cesaretle kendilerini yetiştiriyorlardı. Birbirlerini dinliyorlar; belki de birbirleri ile rekabet ediyorlardı. Zaten'ticaret' böyle olmaz mıydı; çevrende olup bitenleri görecek, fark edecek ve bunların üzerine kendi farkındalığını ilave ederek pazarda kalmak için uğraşacaktın. Kitaplar böyle diyordu. Ben okuduğum kitaplarda, rekabetin bu nedenle hiç acımasız olduğunu düşünmedim; tam tersine rakibine bakarak kendini geliştirme ve hatta kendini aşma noktan olarak gördüm. Denizli'de kadınlar bir yandan çeşitli derneklere üyeler oluyorlardı. Dünyadan ve iş hayatından haberler alıyorlardı. Hem de bu derneklerin kendilerine sağladığı imkanlardanyararlanmaya çalışıyorlardı. Aynen 'İş Dünyası Erkeklerinin' yaptıkları gibi.. Muhteşem bir bilinçlenme başladığını fark ettim. Bu kadınlar belki de bu yörenin kadınlarıydı ve farklıydılar. Türkiye'nin bir bölgesinde kadın hareketinin, kadın iş dünyasına farklı bakan kendinden emin, fuarlara bile katılarak çeşitli organizasyonlara imza atmaya kalkışan kişileri görmek beni umutlandırdı.
Aynı şekilde geçen hafta içinde kendi üniversitemde yapmış olduğum 'Girişimcilik Haftası' nedeniyle yapılan organizasyonda erkek öğrencilerime göre kız öğrencilerimin daha girişken olması, daha aktif ve yaratıcı olmaları beni yeni çağın, yeni 'girişimci modellerinin' yaratılabileceği inancını tetikledi.
Kadınların dünyaya bakışının farklı olması aslında pek çok sektörünün de yeniden oluşmasına yada harekete geçmesine imkan verecekmiş gibi geldi. Çünkü bu dönem okuyan kız öğrencilerimiz geleceğin çalışan kadınları olacaklar. Hatta bu kız öğrencilerim iddialı ve kararlı oldukları sürece, 'Cam Tavanı Kıran kadınlar' da olacaklar. Yani üst yönetimlere geçmek için mücadele edecekler.
Çocuklarını doğuracaklar; 'hem kariyer yapacaklar, hem de çocuk büyütecekler'. Kadınların beklentilerini daha iyi anlayacaklar bu nedenle… İhtiyaç duyulan içecek, giyecek, her sektörden ihtiyacı karşılayacak yeni ürünlerin üretilmesini sağlayacaklar. Eşlerinin beklentilerini daha iyi anlayacaklar, bir aile olmanın birlik ve dirliğiyle ortak aktiviteler sunmaya ve geliştirmeye çalışacaklar.
Çocuklarını doğuracaklar; 'hem kariyer yapacaklar, hem de çocuk büyütecekler'. Kadınların beklentilerini daha iyi anlayacaklar bu nedenle… İhtiyaç duyulan içecek, giyecek, her sektörden ihtiyacı karşılayacak yeni ürünlerin üretilmesini sağlayacaklar. Eşlerinin beklentilerini daha iyi anlayacaklar, bir aile olmanın birlik ve dirliğiyle ortak aktiviteler sunmaya ve geliştirmeye çalışacaklar.
Bütün bu yeni sunulan imkanlar ve olanaklar kadının bakış açısını değiştirirken, girişimci ve iç girişimci kadının iş hayatında çok başarılı konum ve pozisyonlara gelmesini sağlayacak.
Çok gezen mi, çok okuyan mı bilir sözünün arkasındaki temel ideolojik felsefe şu aslında: 'Türkiye'nin bambaşka bir çehresi var' artık. Bu yeni gençlik bizlerden farklı düşünüyor. Daha kolayına kaçan, daha kolay para kazanmak isteyen, daha kolay pes eden, daha tembel bireyler olmalarına rağmen, bu gençler ki; onlar bizim ülkemizin yeni Y Kuşakları ve Z kuşakları; daha 'yaratıcı' ve 'girişimci'…
Ancak en tehlikeli nokta; onları doğru eğitmede yaptığımız yanlışlıklar. Bu gençleri 'doğal girişimciler' olarak görmek ve daha çabuk karar verebilen, dünya pazarlarını iyi gösteren, stratejik düşünmeyi sağlayan bireyler olarak yetiştirmemiz gerekiyor. üniversitelerde KOSGEB gibi İŞKUR gibi kurumlar ile yapılan anlaşmalar öğrencilerin 'girişimci' olmalarını sağlamaları mümkün değil. Bütün üniversitelerde şu günlerde verilen 'girişimcilik' eğitimleri konunun uzmanları tarafından verilmemekte…Zaten bu kadar kişiye 'girişimcilik sertifikası' vermeye de gerek yok ki…Önemli olan gençlerimize 'farklılığı', 'düşünmeyi' ve 'vizyon sahibi' olmayı öğretmek gerekiyor.
Daha önemli sorun ya da soru ise: ''peki, bu gençler bu gelişmeyi üniversitede mi kazanır?'diyorsanız da, yine yanıldığınızı söylemek zorunda kalırım. Bu bakış açısı öğrencilere öncelikle 'ilkokul' çağında verilmelidir ki, 'üniversiteye' geldiğinde bir yetişkin olarak 'planlama yapabilecek' kapasitede olabilsin. Yoksa yine her zaman yaptığımız gibi, vakit geçirip, boş işler yapmış olacağız.
Her konuda yaptığımız gibi….