Cumhuriyet Halk Partisi aday adaylığı süreci değişik açmazları içinde taşırken iki yüze yakın belediye başkan adayı ile üç bini aşkın belediye meclisi aday adayı İzmir'in otuz ilçesinde koşturmaca halinde kendilerini tanıtmaya çalışıyorlar.
Açıklamalara bakarsanız adayların belirlenmesi Şubat 2014 başı olarak ifade ediliyor.
Yani bu amansız koşu daha dört ayı aşkın bir zaman süresinde devam edecek.
2 Eylül kararı neresinden bakarsanız bakın CHP adına yanlış bir karar oldu.
Rakip partiler adına da önemli bir avantaj sağladı bu karar.
Önceki yazımda örneklerle ifade ettiğim gibi Genel Merkez ve İl yönetimi adayların birbirlerini bel altı vuruşlarla veya yıpratıcı söylemlerle eleştirmelerini yasaklasa da kapalı kapılar ardında veya dolaylı ifadelerle adaylar birbirlerini kıyasıya eleştirmeye devam ediyorlar.
Bu eleştirilerin dozajı Şubat ayına yaklaştıkça ve heyecan doruğa çıktıkça daha da yoğunluk kazanacak.
2014 yerel seçimlerinde aday olacak parti yöneticilerinin istifası doğru bir karardı.
Ancak aday adaylığı sürecinin de aynı zamanda başlatılması yanlıştır, hatalıdır.
2 Eylül tarihi CHP adına bir dezavantaj olmuştur.
Bu uzun aday adaylığı sürecinde aday adaylarının bir birlerini yıpratacak olmalarının yanı sıra aday adaylarının tanıtım faaliyetlerinde önemli bir enerji ve maddi kayıpları da olacaktır şüphesiz.
Ayrıca Yüksek Seçim Kurulu aday olmak isteyen kamu görevlileri için istifa sürecini zorunlu tutuyor.
Kamu görevlisi olup ta aday olmak isteyenler Aralık ayında görevlerinden istifa etmeye başlayacaklar.
Peki bu insanlar diğer adayların üç ay önce başladıkları tanıtım faaliyetlerinde kat ettikleri yolu nasıl kapatacaklar.
Partinin yapacağını duyurduğu eğilim yoklaması veya anketlerle belirleme yöntemlerinde dezavantajlı konumda olmayacaklar mı ?
Nitekim Genel Merkezde bu sorunu tespit etti ki yeni bir genelge yayınlayarak bu türden adayların bu hafta içerisinde el altından ilçe merkezlerine adaylık dilekçelerini vermelerinin önünü açtı.
Ancak bu genelge de onların mağduriyetlerini, eşitsizliklerini ortadan kaldırmıyor.
Bakın hemen yaşadığım bir örneği sizlere veri vereyim.
Malumunuz ben Urlalıyım.
Selçuk'ta yaşıyor olsam da Urlalı hemşerilerimle yakın ilişkilerim aralıksız devam ediyor.
Urla'da CHP'ye belediye başkan aday adaylığı için sekiz dostumuz başvuruda bulundu.
Hepsi birbirinden kaliteli ve bu makama yakışır kişilikler.
Geçtiğimiz gün telefonda karşımda Ege Üniversitesi Su Ürünleri Dekanı Prof.Dr. Mesut ÖNEN vardı.
Mesut hocam Urla'da doğmuş, eğitimini orada yapmış ve orada yaşayan bir mümtaz insan.
İlçemizde çok sevilen gerçek bir aydın.
Her daim halkın içinde.
Mütevazi yaşam tarzıyla taktir topluyor, her kesim tarafından çok seviliyor, çok sayılıyor.
Hocamızın adı her seçimde aday olarak halkın dilinde ve gönlünde yerini alır.
Ancak sevgili hocamız akademik kariyer yapma ve ülkeye bilim dünyasından yarar sağlama adına aday olma ısrarlarını hep ret etmiştir.
Neyse bu kez aynı ısrarlar devam edince hocamız bu hafta kararını vermiş.
Dekan hocamız Urla Belediye Başkanlığına üyesi bulunduğu CHP'den aday olmak istiyor.
Tabii görevinden istifa etmek içinde doğal olarak önünü görmek istiyor.
Zaten böylesi devrimci, Atatürkçü akademisyenler bir avuç kaldı, dekanlık mevzi sini de kaybetmek istemiyor ki YÖK'çüler sevinmesin.
Mesut hocamız bu hafta dilekçesini ilçe başkanlığına sunacak.
Sunacakta bu yarışta nasıl diğer arkadaşlarıyla eşit bir tanıtım faaliyetinde bulunacak kara kara düşünüyor.
Kısaca CHP'nin kördüğümü bu örnekte olduğu gibi bir çok kamu görevlisini tereddütlere düşürüyor.
Sayın Dekanımız Mesut Önen'in böylesi bir ülkede Dekanlık mevzi sini seçime altı ay kala terk etmesi bana saçma geliyor.
İyisi mi gelin CHP'li arkadaşlar hep birlikte özellikle İzmir gibi ilçelerde adayların en geç Kasım ayında açıklanması için CHP Genel Merkezine öneride bulunalım.
Bu yanlış 2 Eylül kararının ve adayların Şubat ayında açıklanması niyetinin partinin çıkarları adına yanlış olduğunu ısrarla vurgulayalım.