Berivan KAYA/EGEDESONSÖZ- CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, İl Başkanlığında gündeme ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi.
ENFLASYON BİR VİRÜSE DÖNDÜ
Türkiye tarihinin en ağır ekonomik darboğazlarından birinin yaşandığına dikkat çeken Çağatay Güç, “Bugün konuşacağımız başlıklar sadece İzmir’le ilgili değil. Bugün burada, Türkiye’nin neden bu noktaya geldiğini, bu ağır tabloya nasıl sürüklendiğini ve neden artık köklü bir değişime ihtiyaç duyduğunu konuşmak için buluştuk. Çünkü mesele yerel bir tartışma değil. Mesele bir polemik değil. Mesele, Türkiye’nin içine sürüklendiği büyük ekonomik ve sosyolojik çöküştür. Mesele bu ülkenin yönetilememesidir. Türkiye tarihinin en ağır ekonomik darboğazlarından birini yaşıyor. Enflasyon artık sadece ekonomik bir kavram değil; halkın sağlığını, ruh halini, aile düzenini bozan bir virüse dönüşmüş durumda. Bu virüs bütün toplumu sarstı, kırdı geçti. Asgari ücret, Türkiye’de ilk kez açlık sınırının altında kaldı.
Bu, bir istatistik değil; milyonlarca insanın yaşadığı bir gerçektir. Emekli maaşları ise inanılır gibi değil. Kiraların 25–30 bin lira bandına çıktığı şehirlerde bu ücretlerle bırakın geçinmeyi, barınmak bile mümkün değil. Ücretler daha yılın ilk aylarında enflasyondan eriyor.
Maaşlar cebe girdiği gün değer kaybediyor. Gençler zaten umudunu kesmiş durumda. Gelecek hayali kuramıyorlar. Diploma var ama iş yok. Çalışma var ama güvence yok. Esnaf zor durumda. Çiftçi zor durumda. İhracatçı kur baskısından zor durumda. Sanayici artan maliyetlerden zor durumda. Bu tablo tesadüf değil. Bu ülkenin bir planlaması yok. Bir ekonomi programı yok. Bir üretim stratejisi yok. Liyakatlı kadrolar yok” dedi.
KENDİ BECERİKSİZLİKLERİNİN ÜSTÜNÜ ÖRTÜYORLAR
CHP’li belediyelerin projelerinin engellendiğini, kredilerinin bekletildiğini dile getiren CHP’li Güç, “Günü kurtarmaya çalışan, sorunu erteleyen, gerçeklerle yüzleşmeyen beceriksiz bir yönetim anlayışı var. Ve bunun bedelini millet ödüyor. Ekonomide güven kalmamıştır. Devletin planlama refleksi zayıflamıştır. Kurumlar niteliksiz kişisel inisiyatiflere indirgenmiştir. Ve bütün bu büyük sosyolojik ve ekonomik çöküşe neden olanlar, Ekonomiyi düzeltemeyenler, halkın sofrasını büyütemeyenler, gençlere umut veremeyenler, kendi beceriksizliklerinin üstünü örtmek için ne yapıyorlar biliyor musunuz? Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimize yükleniyorlar. Bu kadar basit siyaset yapan bir anlayışla karşı karşıyayız. Çünkü bizim belediyelerimiz halka dokunuyor. Halkın talebini dinliyor. İhtiyacı görüyor. Çözüm üretiyor. İşte bu onları rahatsız ediyor. Belediyelerimizi mali olarak zor durumda bırakmaya çalışıyorlar. Projelerimizi engellemeye çalışıyorlar. Kredileri bekletiyorlar. Yetmiyor, belediye başkanlarımızı insafsızca, vicdansızca hedef alıyorlar. Peki neden? Nedeni çok açık. Çünkü belediyelerimiz çok kıymetli işlere imza atıyor. Çünkü halk nezdinde güven kazanıyor. Çünkü sosyal belediyeciliğin ne demek olduğunu gösteriyor. Çünkü halkımız CHP belediyelerimizi seviyor ve artık her sorunu belediyelerin çözeceğine inanıyor. Ve buna engel olabilmek için AKP’nin siyasetçileri ve bürokrasisi her yolu deniyorlar. Ama şunu herkes bilsin: Bu yöntemler bizi yıldırmaz. Cumhuriyet Halk Partili hiçbir neferi korkutmaz. Hiçbir belediye başkanımızı geri adım attırmaz” ifadelerine yer verdi.
İZMİR ÜZERİNDEN SİYASET ÜRETİYORLAR
İzmir’in hedef alındığını dile getiren Güç, “Şimdi dönüp İzmir’i hedef alıyorlar. İzmir üzerinden siyaset üretmeye çalışıyorlar. Soruyorum: Bu ülkenin ekonomisini siz yönetmiyor musunuz? Merkez Bankası sizin elinizde değil mi? Hazine sizin elinizde değil mi? Bütçeyi siz yapmıyor musunuz? O zaman neden Türkiye bu halde? İzmir’i eleştirmek bu kadar kolay ve İzmir’de madem bu kadar sorun varsa, 2026 bütçesinde AKP Hükümeti olarak İzmir’e somut tek bir büyük yatırım koymadan konuşmak toplum için ne anlam ifade ediyor. Koca bir hiç. Ülkenin hiçbir yerine gerçek anlamda yeni, sürdürülebilir ve üretim odaklı yatırım yapmayan bir anlayış; çıkıp İzmir’e belediyecilik dersi veremez. Kendi belediyelerinizin de ne durumda olduğunu görüyoruz. İflas ettiniz. AKP belediyelerinin çalışanları kıvranıyor, ama insanları korkutarak susturuyorsunuz. Bu millet artık kimin çalıştığını, kimin boş konuştuğunu görüyor. Bugün Türkiye’de asıl sorun şudur: Halk geçinemiyor. Gençler umutsuz. Emekliler kırgın. Çalışanlar yorgun. Toplum mutsuz. Bu ülkede yaşam standardı düştü. İnsanlar artık geleceğe güvenle bakamıyor. Bu bir siyasi tercih meselesidir. Bu bir yönetim meselesidir. Bu bir beceriksizlik meselesidir. Bu ülke bu tabloyu hak etmiyor. Asla hak etmiyor” ifadelerine yer verdi.
SOSYAL MEDYADA VİDEO PAYLAŞARAK SİYAYSET YAPIMAZ
İzmir’de AK Partili siyasilerin negatif siyaset yaptığını dile getiren CHP’li Güç, “Gerçekten şaşkınlık içerisindeyiz. İzmir’de hiçbir somut katkı üretmeyen, hiçbir projeye destek vermeyen, sadece eleştiri üzerinden siyaset yapan bir anlayışla karşı karşıyayız. Sürekli negatif siyaset. Sürekli suçlama. Sürekli algı yönetme çabası. Ama ortada katkı yok. Bir şehir için siyaset yapıyorsanız, o şehre değer katmanız gerekir. Projeye destek olmanız gerekir. Kaynak üretmeniz gerekir. Şantiye alanlarında fotoğraf çektirerek, sosyal medyada sürekli video paylaşarak siyaset yapılmaz. Akıl vermekle, uzaktan konuşmakla, teknik süreçlere müdahil olmadan yorum yapmakla bu işler çözülmez. Bilmediğiniz, teknik altyapı gerektiren konular hakkında sürekli negatif siyaset üretmek, çözüm değildir. Bu meseleler mühendislik, planlama ve finansman gerektiren konulardır. Sosyal medya diliyle değil, teknik bilgi ve kurumsal ciddiyetle yürütülür. Toplum her şeyi görüyor. Halkımız sizin içinizdeki kötülüğü görüyor. Art niyetinizi görüyor. Kimin çözüm ürettiğini de görüyor, Kimin sadece eleştirdiğini de görüyor. Bu işler polemikle değil, planlamayla çözülür. Algıyla değil, kaynakla çözülür. Sloganla değil, icraatla çözülür. Bu şehir sosyal medya üzerinden değil, sahada çalışan kadrolarla yönetiliyor. Bu ne basitlik” ifadelerini kullandı.
PİLİNİZ BİTTİ GİDİYORSUNUZ
CHP’li belediyelerin hizmetlerini anlatan Güç, “Bizim belediyelerimizin teknik kadroları var. Uzman bürokrasisi var. Planlama birimleri var. Mühendisleri, şehir plancıları, mali uzmanları var. Sorun teknik bilgi eksikliği değil. Sorun mali kaynak eksikliğidir. Ve o mali kaynağı zorlaştıran da merkezi hükümettir. Çözemeyen biz değiliz. Bu ülkenin ekonomisini çözemeyen sizsiniz. Belediyeleri mali baskı altına alan sizsiniz. 23 yılda ülkeyi iflas ettiren sizsiniz. Şimdi dağları, tarlaları, arsaları, binaları, köprüleri, yolları, millete dair ne varsa satmaya, yok pahasına satmaya çalışan sizsiniz. Ama buna rağmen ne yapıyoruz? Her konuşmamda tekrar ediyorum. Çünkü hafızalara kazınsın istiyorum. Belediyelerimiz Öğrencilere sıcak yemek veriyor. Sabah işe giden emekçilere çorba dağıtıyor. Okulların boya, badana ve tamiratını yapıyor. Okullara temizlik malzemesi sağlıyor. Camileri temizliyor. Yaşlılara evde bakım hizmeti veriyor. Hastaları hastanelere ulaştırıyor. Kent lokantaları açarak dar gelirliye uygun fiyatlı yemek sunuyor. Aşevleriyle binlerce aileye sıcak yemek ulaştırıyor. Erzak desteği sağlıyor. Gençlik merkezleri, spor tesisleri açıyor. Park yapıyor, yol yapıyor, alt geçit yapıyor. Bütün bunları biz yapıyoruz. CHP Belediyeleri yapıyor. Şevkle istekle heyecanla yapıyoruz. Ama siz şehri beğenmiyorsunuz. Kardeşim, bu şehrin gerçek anlamda rahatlaması için ülke ekonomisinin düzelmesi gerekiyor. Bunu da yapacak olan sizdiniz ama onu da beceremediniz. Piliniz bitti gidiyorsunuz” dedi.
TÜKETTİNİZ
Güç açıklamasının devamında, “Kentsel dönüşüm diyorsunuz. Kentsel dönüşümün yapılabilmesi için vatandaşın ekonomik gücü olması gerekiyor. İnsanlar evini dönüştürmek için finansmana erişebilmeli. Krediye ulaşabilmeli, Ulaştığı krediyi ödeyebilmeli Geleceğine güvenebilmelidir. Ama siz İnsanlarda umudu öldürdünüz. İnsanlar ne ev alacak, ne de ev tutacak gücü kalmadı. Tükettiniz. Bugün insanlar normal hayatını sürdüremiyor. Kirasını ödeyemiyor. Faturasını ödeyemiyor. Bu koşullarda kentsel dönüşümden söz etmek kolay ama gerçekçi değil. Şunu açıkça söyleyelim: Belediyeler olmasa, bu sosyal destekler olmasa, bugün birçok aile çok daha ağır bir tabloyla karşı karşıya kalırdı. Bu bir gerçektir. İyi ki CHP’li belediyelerimiz var. İyi ki belediyelerimiz canla başla çalışıyor. Halkımızın sorunlarına anında çözüm üretiyor. Biz katkı sunmaya hazırız. Ama siz de katkı sunmak zorundasınız. Siyaset polemik üretme yeri değildir. Siyaset çözüm üretme yeridir. Bu şehre gerçekten hizmet etmek istiyorsanız; engel olmayın. Kaynak sağlayın. Projelerin önünü açın” ifadelerine yer verdi.
NİYETİNİZ KÖTÜ
Vakıflara devredilen 3 taşınmaza ve İzmir Limanı’na yönelik açıklamalarda bulunan Güç, “Halkımızın sorunlarına merkezi bütçeden çözümler getirin. Engel olmayın. İzmirlinin sorunlarına gerçekten çözüm olacak önerileri üretin, çareler arayın. Ama siz ne yapıyorsunuz? Belediyelerin taşınmazlarına göz dikiyorsunuz. Vakıflar ve çeşitli yapılar üzerinden belediye mülkiyetine müdahale etmeye çalışıyorsunuz. Üstelik üzerinde Atatürk imzalı belgeler bulunan, tarihsel ve hukuki değeri açık olan alanlar üzerinden bunu yapıyorsunuz. Bu yaklaşım kabul edilemez. Oysa vakıfların üzerinde restorasyon bekleyen, rekonstrüksiyon bekleyen onlarca atıl yapı var. Oralara yatırım yapmak yerine mevcut kamu mülklerini hedef alıyorsunuz. Niyetiniz kötü çünkü! Niyetiniz yapılanı bozmak. Bu nasıl bir anlayıştır? Hadi bunu da geçtik. Hukuken kazanacağız. Limanların Varlık Fonu üzerinden satışa çıkarılması ne demektir? Bu ülkenin stratejik varlıklarını elden çıkarmak ne demektir? Yıllardır süren “satarak yönetme” anlayışıyla nereye varacağız? Nereye vardınız ki! Kamu varlıklarını elden çıkarmak kalkınma değildir. Stratejik tesisleri satmak planlama değildir. Bu, günü kurtarma anlayışıdır. Ülkenin limanını sat, arazisini sat, kurumunu sat… Bu ülkenin geleceğini satış politikası üzerine inşa edemezsiniz” dedi.
GÜNÜ KURTARMA SİYASETİ
Güç açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi;
“Ve şimdi yeni bir kararnameyle orman vasfındaki alanların statüsü değiştiriliyor. Orman alanlarını parçalara bölerek vasıf dışına çıkarılması, planlama değil; doğayla ve gelecek nesillerle ilgili ciddi bir sorumluluk meselesidir. Ormanları korumak gerekir.
Zayıf alanları güçlendirmek gerekir. Ağaçlandırmak gerekir. Orman vasfını daraltarak kentleşme üretmek sürdürülebilir değildir. Bu ülkenin doğal varlıkları siyasi tasarruf konusu değildir. Bunlar milletin ortak mirasıdır. Bizim itirazımız kişisel değil. Bizim itirazımız yöntemedir. Bizim itirazımız plansızlığa, şeffafsızlığa ve günü kurtarma siyasetinedir. Toplumumuz her şeyi görüyor. Bu ülke yönetim anlayışında ciddi bir değişime ihtiyaç duyuyor. Halk artık günü kurtaran değil, geleceği planlayan bir irade istiyor. Onlara umut veren bir siyasi anlayış istiyor. Onları bunaltan, sorun çıkartan, buhrana sürükleyen bir anlayış istemiyor. Ve şunu açıkça söyleyelim: Bu memleket satışla değil, üretimle büyür. Bu ülke polemikle değil, planlamayla kalkınır.”



