Ak Parti'ye bakıyorum da; silah patlatan adam tozla duman oldu. Ortalık süt liman! İki gün bile demedi. Kimseye yazacak, konuşacak fırsat tanımadıkları gibi meseleyi de uzatmadılar. Önümüzdeki süreç içinde benzer hadiseler yaşanır mı? Yaşansa bile bu kadar kolay bastırılır mı? Bilemiyorum. Fakat ne hikmetse CHP İzmir'i karıştıran adam hala koltuğunda oturuyor. Kavga bitmiyor. Öfke dinmiyor. Partide yaşanan kaos ve iç çatışmaların sona ermesi için girişilen imza kampanyası bugünlerde nihayet bulacak. Büyük ihtimalle kongre yapılmasına yeter sayıda imzaya ulaşacak olan bu hareket için bugüne kadar çok ciddi bir psikolojik baskı yapıldı. İmza sürecinin başladığı günlerde CHP İzmir İl Başkanı Tacettin Bayır'ın 'Yeterli sayıda imza toplasalar da genel merkezin önemseyeceğini sanmıyorum' yönündeki açıklamalarına Gürsel Tekin cephesinden de destek geldi. Bugünlerde danışma kurulu iştahı kabaran Bayır'ın bazı imza sahiplerinin imzalarını geri çekmeye başladıkları yönündeki ne kadar doğru olduğunu bilmediğimiz iddiası da bu psikolojik baskıların küçük bir parçasıydı. İmza hareketini bilmem ama Bergama İlçe Başkanı Mehmet Gürsel Çelebi'nin açık açık İl Başkanı Tacettin Bayır'la yaşadığı sorunları gerekçe göstererek istifa etmesi bile bana göre bağıra bağıra gelen bir felaketin habercisidir. Tüm bunlar bir yana bu süreçte yapılan bir açıklama benim çok dikkatimi çektiği gibi bu açıklamayı yorumlamakta da bir hayli zorlandım. CHP Genel Başkan Yardımcılığı koltuğunda oturan İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, Konak İlçe ziyaretinde; 'İmza demokratik hak ama doğru düşünce ve iş değildir!' dedi. Tamda bu noktada benim anlamaya dair çalışan bütün devrelerim yandı. İmza demokratik hak ise nasıl doğru bir düşünce ve iş olmaz? Doğru bir düşünce ve iş değilse de nasıl demokratik olur? Anlayan varsa bize de anlatsın.
Gerçi hepimiz Yeni CHP'nin aykırı genel başkan yardımcılarına alıştık. 'Atatürk İlke ve İnkılaplarının bekçisi değilim. Olmak da istemiyorum' diyen Sena Kaleli'den 'Kürtler eninde sonunda bizim kucağımıza oturacak' diyen Hurşit Güneş'e kadar yeni dönemde birçok yeni isim yep yeni gaflara imza attılar. Muhammed Çakmak hatta ve hatta Kemal Kılıçdaroğlu bile… Gaf hususunda İzmir'e ve hele de yılların parti emekçisi Dikili İlçe Başkanı Veli Karaman'a 'Sanırım siz ilçe başkanısınız?' diye soran sanırım il başkanı olan Tacettin Bayır'a hiç girmiyorum. Yoksa hiç içinden çıkamayız.
Sekiz yaşındaki çocuğa 'Dikkat et senin de kasetin çıkmasın' diyen bir liderin 'Cuma namazını kaza etsinler' diyen genel başkan yardımcılarının olması aslında hiç de şaşılacak bir durum değil diye düşünüyorum.
Oy kullanmayı unutan ve yürüyen merdivene ters binen halleriyle Nasreddin Hoca'yı anımsatan Kılıçdaroğlu bana göre her geçen gün prestij kaybediyor. Kendisi kazanılmış bir itibar ve saygınlıktan çok şişirilmiş bir kamuoyu gündemiyle o koltuğa oturduğu için havası da maalesef çabuk söndü. Ancak burada asıl önemli olan mesele ise Kılıçdaroğlu ile birlikte prestij kaybına maruz bırakılan CHP'nin kurumsal kimliğidir.
Mecliste tezkereye evet oyu veren CHP'nin genel başkan yardımcısı Sezgin Tanrıkulu çıkıp; 'Kara harekatına karşıyız' açıklaması yapıyor. Bu da yetmiyor; füze kalkanına karşı yürüyüş yapan CHP'nin yine bir başka genel başkan yardımcısı olan Faruk Loğoğlu'da 'Kalkana karşı değiliz' diyerek kafaları karıştırıyor. CHP'yi kamuoyunda küçük düşüren bu ve benzeri hadiseleri görmezden gelerek tek suçu 'Kral Çıplak' diye bağırmak olan yazarlara yüklenen koltuk sevdalıları eninde sonunda kaybedecektir!
Geçtiğimiz günlerde başlayan Abant kampında söz alan CHP Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın isyanı aslında her şeyi çok güzel bir şekilde özetliyordu. 'Bakanlar bile telefonlarımızı açıyor. Açamazlarsa da dönüyorlar. Bizim belediye başkanları telefonlarımıza çıkmıyorlar' diyen Akar'ın anlattıkları aslında bize hiç de yabancı değil. Hemen hemen her gün görmeye alışkın olduğumuz bir manzara…
Kılıçdaroğlu bütün bu aksaklıkların nedenini disiplinsizliğe bağladı. Ve 'Düşünce kuruluşu değil siyasi partiyiz!' dedi.Parti disiplinine önem verilmesi gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu'na Ulu Önder'in güzel bir sözünü hatırlatmak isterim: 'Nerede karşılıklı sevgi ve saygı varsa orada güven ve itaat vardır. Güven ve itaatin olduğu yerde disiplin vardır. Disiplinin olduğu yerde huzur, huzurun olduğu yerde başarı vardır.'
Şu ana kadar izlediği politikalardaki başarısızlığı şüphe götürmez bir gerçek olan Kılıçdaroğlu bırakınız istifa etmeyi olağan kurultay gününü dahi erteleyerek koltukta geçireceği bir fazla günün bile peşine düşmüş durumdadır. CHP'yi küllerinden var eden bir lider olarak anılan Deniz Baykal'ın koltuğunda oturan Kılıçdaroğlu böyle giderse er veya geç CHP'yi küle döndüren adam olarak da tarih sahnesindeki yerini alacaktır!