Minab’da bir sabah…Duvarlarında ağaçlar, boya kalemleri ve mikroskop resimleri olan bir ilkokul.Bahçesinde kırmızı plastik bir kaydırak, küçük sandalyeler, teneffüs çığlıkları…
Saat sabah 10 suları. Ders zili çoktan çalmış. Yedi ile on iki yaş arasındaki kız çocukları defterlerini açmış, belki bir matematik problemini çözmeye, belki bir şiiri ezberlemeye çalışıyor. İran’da okul haftası cumartesi başlar; o sabah da sıradan bir cumartesi gibi görünüyordu.
Sonra bir füze düştü.
Dünya medyasının doğrulanmış görüntüler ve uydu fotoğraflarıyla ortaya koyduğu tabloya göre ŞajarehTayyebeh Kız İlkokulu birkaç dakika içinde beton bir yıkıntıya dönüştü. İran devlet medyası ölü sayısının 168’e kadar çıkabileceğini, 95 kişinin yaralandığını duyurdu. Bağımsız doğrulama zor olsa da ortada tartışmasız bir gerçek var: O enkazın altında çocuklar vardı.

Kanlı sırt çantaları.Tozla kaplı pembe sandaletler.Yarım kalmış ödevler.Bir baba, enkazın üzerinde ders kitaplarını sallayarak bağırıyordu, “Bunlar bu çocukların kitapları! Bu kitapların üzerinde kan var. Burası askeri bir yer değil, burası bir okuldu!”
Savaşın dili soğuktur. “Operasyon”, “hedef”, “kompleks”, “yan hasar” gibi kelimelerle konuşur. Oysa savaşın gerçeği sıcaktır; toz, kan ve çığlık kokar. Bir okulun vurulmasını “araştırıyoruz” demek, bir çocuğun hayatını geri getirmez.
Yakınında bir askeri tesis olabilir. Uydu görüntülerinde başka binalar görülebilir. Açıklamalar yapılabilir. Ancak hiçbir askeri gerekçe, bir sınıfın içindeki çocuk bedenlerini meşrulaştıramaz. Uluslararası insancıl hukuk, okulları ve sivilleri açıkça koruma altına alır. UNESCO’nun ifadesi nettir: Öğrenmeye adanmış bir yerde öğrencilerin öldürülmesi, uluslararası hukukun ağır ihlalidir.
Bugün Minab küçük bir şehir. Hurma bahçeleri, narenciye ağaçları, Umman Denizi’ne yakın bir coğrafya… Ama artık o şehir, yüzlerce küçük kızın adıyla anılacak. Aynı aileden birden fazla çocuğun hayatını kaybettiği söyleniyor. Bir evde iki boş yatak. Bir sofrada iki eksik sandalye. Bir annenin iki ayrı mezara bakışı…
Savaşın tarafları vardır. Çocukların tarafı yoktur.Savaşın stratejisi vardır. Çocukların yalnızca geleceği vardır.
Bugün Ortadoğu’da, dün Gazze’de, önceki günlerde Bosna Hersek’te yarın başka bir coğrafyada… Savaş nerede çıkarsa çıksın, en ağır bedeli çocuklar ödüyor. Rakamlar büyüyor: yüzlerce sivil, onlarca çocuk… Ama her sayı bir isimdi. Bir kahkahaydı. Bir hayaldi.
Bu kız çocuklarını unutmayın.
Onları sadece “çatışma bağlamında sivil kayıp” olarak anmayın. Onlar doktor olacaktı, öğretmen olacaktı, belki bir gün kendi çocuklarını aynı bahçede oynatacaktı. Bir ülkenin geleceği, bir toplumun hafızasıydı.
Barış, romantik bir kelime değildir. Barış, okulların sabah 10’da ders işlemeye devam etmesidir. Barış, bir annenin çocuğunu güvenle okula gönderebilmesidir. Barış, bir füzenin hedef koordinatında bir sınıfın bulunmamasıdır.
Bugün Minab için, yarın başka bir şehir için…
Bu kız çocuklarını unutmayın.
Çünkü unutursak, bir sonraki okulun duvarında yine pastel boyaların üstüne siyah duman yükselecek