Ergenlikte sık sorulan sorulardan biri: Ben kimim?
Çeşitli kimlikler söz konusudur: cinsel kimlik, etnik kimlik, dini kimlik gibi’… Etnik kimlikten söz etmek istiyorum. ’¶
Antropolog George De Vos; ’“aynı geleneklere sahip olan ve gelenekleri temas ettikleri diğer insanlarla paylaşmayan insanlar’” olarak tanımlar.
Antropolog George De Vos; ’“aynı geleneklere sahip olan ve gelenekleri temas ettikleri diğer insanlarla paylaşmayan insanlar’” olarak tanımlar.
Memleket neresi?
Yaşamımda yanıtlamada zorlandığım soru.
’“İzmirliyim’” yanıtı nedense kimseyi tatmin etmezdi.
’“Ailen nereli?’” diye sorulurdu. ’“Rumelili’”.
’“Rumeli’’nin neresinden?’” ’“Selanik’’ten’”.
’“Selanik’’in neresinden?’” ’“’…’”
’“Selanik’’e nereden gitmişler?’” ’“’…’”
Annemin ailesi ilk mübadele ile İzmir’’e, babamın ailesi ise İstanbul’’a göç etmiş’… Her iki tarafta da göç öyküsünün ayrıntılarını bilmez ve anlatmaz.
Aileden kimse de Selanik’’te bırakılan yerleri ve evleri görmeye gitmemişti.
Sanki hiçbir geçmişimiz yokmuş gibi’…
Bütün geçmişimiz İzmir ya da İstanbul’’dan başlıyormuş gibi’…
Bundan iki yıl önce Selanik’’te uluslararası bilimsel bir toplantıya davet edildiğim zaman heyecanla kabul ettim. Ailemden biri üç nesil sonra ilk kez Selanik’’e gidecekti. Gitmeden önce birkaç mübadele kitabı okudum. Anneannemde bunama daha ilerlememişti o zamanlar, Langaza’’yı anlattırdım’… Tabii ki, bütün bu hazırlıkları yaparken diğer yandan ’“gebelik ve loğusalık’”la ilgili bilimsel konuşmamı da hazırladım.
Konuşmamım başında ailemden 90-100 yıl sonra Selanik’’e gelen ilk kişi olduğumu söylediğim zaman 200-300 kişilik bir dinleyici grubunda ölüm sessizliği oldu. O kadar heyecanlıydım ki, ilk anda sessizliğin anlamını analiz edemedim.
Toplantıdan çıkarken yanından geçtiğim insanlar iki yana doğru açılıyordu, durumda bir gariplik vardı!
Bir sonraki toplantıda yanımdaki sandalyeler boştu, neden sonra biri yanıma oturdu ve onun ailesinin de İzmir’’den Selanik’’e göç ettiğini ve anneannesinin İzmir’’deki evini sanki görmüş gibi anlatmaya başladı. Anneannesinin ona ’“karabiberim’” dediğini söyledi! Ailemin Selanik’’de nerede oturmuş olduğunu sordu, sadece anneannemin Langazalı olduğunu biliyordum. Hemen telefonuna sarıldı, Langaza’’da yaşayan kuzenini aradı. Ben de anneannemi arayıp Langaza’’da kimlerden olduğumuzu sordum. Akşam yemeğinde Langazlı kuzenle buluştum. Kuzen ve eşi ile anlaşmam mümkün değildi, onlar İngilizce bilmiyordu, ben de Yunanca’… Ama durup durup anneannelerinden öğrendikleri Türkçe sözcükleri söylüyorlardı. Ben de Rumca olduğunu tahmin ettiğim sözcükleri’… Yemekler aynı, ortam aynı, çehreler aynı ama diller farklı, dinler farklı idi’…
İzmir’’den Yunanistan’’a göç etmek zorunda kalan Rumlar ’“mübadele’” için ’“büyük katastrofi’” sözcüğünü kullanıyorlar ve bir gün İzmir’’deki evlerine geri döneceklerine inandıkları için nesilden nesile evlerini ve yurtlarını en ince ayrıntısına kadar anlatıyorlardı’…
Ama bizimkiler ise mübadele ile ’“anayurtlarına geri döndükleri’” için ’“orası’” yani ’“Rumeli’” ile ilgili hiçbir şey anlatmıyorlardı.
Ailem için ’“göç’” etmek zorunda kalmak ’“travmatik’” bir olay olarak kayıt edilmemişti. Halbuki hem anne tarafım hem de baba tarafım her şeylerini bırakarak göç ettikleri halde’… Anneannemin babası yanında getirdiği dul ve yetimleri yerleştiremediği için kasaba kasaba dolaşmak zorunda kaldığı halde’… Her şeye baştan başladıkları halde’… Yaşadıkları kasabada ’“muhacir’” diye adlandırıldıkları halde’…
Eşimin ailesi ise daha ’“karma’”. Babasının babası Girit’’ten gelmiş, Türkçeyi aksanlı konuşurdu. Annesinin babası ise Yugoslavya’’dan gelmiş. Kayınvalidem Boşnakça konuşamaz ama anlar, arada Boşnakça sözcükler sıkıştırarak konuşur. Onlar da her şeylerini bırakıp gelmişler, sıfırdan başlamışlar’… Ama ’“göç’” yine travmatik olarak algılanmamıştır.
Psikiyatrik açıdan bakacak olursak ’“göç’” stres verici yaşam olaylarının başında gelir. Ama göçün nedeni ve nasıl gerçekleştiği, diğer topraklarda yaşanmış olanlar, nesilden nesile aktarılan öyküler göçü travmatik yapar.
Eğer o topraklarda ayrımcılığa ya da göç ettiği topraklarda ayrımcılığa uğramadıysa, ’“öteki’” olmayı olumlamışsa, sorun yoktur.
Nesilden nesile aktarılan öykülerde ’“eski güzel günlere duyulan özlem’” yoksa, göç çok da sorunlu değildir.
Kimlik duygusu gelişirken ’“öteki’” olmaya zorlanırsa insanlar, o zaman daha uzun yıllar ’“açılımlarla’” uğraşacağız demektir.