Hem ülke genelinde hem de İzmir’de Belediyecilik ile ilgili olay ve tartışmaların ardı arkası kesilmiyor. Aslında sadece Aziz İhsan Aktaş’ın faaliyetleri ve ilişkileri bir siyaset bilimci veya sosyolog tarafından incelense, ülkemizdeki genel ve yerel siyasetin işleyiş tarzı, önemli ölçüde ortaya konabilir.

Tabi Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın içine düştüğü durum da baya açıklayıcı bir örnek olay niteliği taşımaktadır. Kendisi CHP’den seçilmiş bir başkan ama bir süre önce Ankara Milletvekili AKP’li Osman Gökçek ve Keçiören eski belediye AKP’li Başkanı Turgut Altınoluk tarafından savcılığa şikayet edilmiş bir siyasetçi.

Şikayet gerekçesi ne? AKP’li müteahhitte ballı ihale vermek. Şimdi bu durumu Avrupa’dan bir vatandaşa anlatın bakalım anlatabilir misiniz? Müteahhitler niçin AKP ve CHP ya da MHP’li ki? Ama öyle işte. Ayrıca AKP’li siyasetçiler, AKP’li müteahite ihale verdi diye suç duyurusu yapıyorlar. Aziz İhsan Aktaş’ın ise, partiler üstü olduğu anlaşılıyor, uzun ihale listesine bakınca.

Peki, CHP’li Mesut Özarslan, niçin AKP’li müteahiti tercih ediyor? Gökçek ve Altınoluk’un demesine göre, yolsuzluklarını örtmek için. Anlaşılan bu ihale yetmiyor bu iş için ve CHP’li Özarslan seçildiği partiden istifa ediyor. Şimdi bir ayağı MHP Genel Merkezinde ama gönlü Saray’da davet bekliyor.

Şimdi İzmir’deki hararetli bir tartışma üzerinden belediyecilik hakkında bazı yorumlar yapmaya çalışalım. Basında “Basmane Çukuru” olarak adlandırılan, eski Şehirlerarası Otobüs Terminal alanı arazisi hakkında 30 yılı aşkın süredir devam eden tartışmayı, Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tuğay bitirmek istiyor. Bunun için meselenin diğer tarafı olan TMSF ile bir protokol imzalama yetkisi alıyor Belediye Meclisinden.Hem de oy birliği ile.

Akın Gürlek tartışmasında kavgaya tutuşan Belediye Meclis üyeleri, oybirliği ile Tuğay’a bu yetkiyi verdi. Tuğay, otuz yıllık sorunu, bu Niyet Protokolü ile çözdüğünü açıklar açıklamaz da, kızılca kıyamet koptu. İlk tepki eski başkanlardan Aziz Kocaoğlu’ndan geldi, sonra yine eski başkan Tunç Soyer, cezaevinden bir açıklama ile zehir zemberek eleştirdi Tuğay’ı.

Bu üç kişi de CHP’nin yerel yöneticileri. Ama üçünün de görüşü arasında hiçbir ortak nokta yoktu. Bu kamusal alanın eski başkanlardan Burhan Özfatura tarafından satışına karşı çıkarak, hukuki mücadele başlatan Yüksel Çakmur da CHP’li ve İzmir’in malını satmayın diye basın açıklaması yaptı.

Bu açıklamayı kendi partisinden şimdiki başkan ve belediye meclis üyelerine hitaben dile getirdi. Çakmur’un tepkisi de aynen İzmir Barosunda yapılan ve bir süredir bu konuda ciddi çaba harcayan Kültürpark Platformu ile örtüşüyordu. Buraya gökdelen yapmak şehircilik açısından sakıncalıdır, burası kamusal alan olarak kalmalıdır görüşü öne çıkıyordu bu cephede.

Yine Çakmur ile birlikte, İzmir Barosu, Meslek Odaları ve Kültürpark Platformu, kamuya ait olan veya en azından, Soyer döneminde açılmış olan davada bu yönde karar çıkması güçlü bir olasılık olduğu halde, bu kadar değerli bir yerin özelleştirilmesi, adeta bir kent suçu olacaktır görüşünü öne çıkarmaktadırlar.

Çakmur, mevcut Başkan ve belediye meclis üyelerine hitaben, “sermaye karını düşünür, bir an önce burada çok katlı binalar yaparak para kazanmak ister. Onların gelecek planı yoktur ama sizler bu kentin gelecek kuşaklarını düşünmek zorundasınız” uyarılarını dile getirdi.

İşin ilginç yanı, en eski parti olan CHP’de bir süredir kurumsallaşma anlamında da sorunlar yaşanmakta. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri bu olay. CHP’li dört başkan, bu kadar önemli bir konuda birbirine zıt görüşler içindeler. Hatta bu Protokol hayata geçip, hukuksal süreçten vazgeçilirse, şimdiki Başkan Tugay ile burayı satan Burhan Özfatura aynı görüşte buluşmuş olacaklar.

Sadece eski ve yeni başkanlar arasında mı bu sorun var? Tabi ki, hayır. Büyükşehir Belediye Başkanı ile kamuoyuna açık bir şekilde tartışan CHP’li ilçe belediye başkan sayısı o kadar arttı ki, genel merkez yöneticileri İzmir’e gelip, bir süre mesai yapmak zorunda kaldılar.

Ayrı bir yazı konusu olmaya değer diğer bir detay daha var. Yazı dizisini uzatmamak için, son bir not olarak ona değinelim.

Şu andaki Büyükşehir Belediye Meclisinde, bu göreve gelmeden önce meslek odası başkanı veya Baro yöneticisi kişiler de bulunmaktadır. Bazıları meclis üyesi bazıları da üst düzey bürokrat olan bu kişilerin, Basmane Garaj sahasının dev bir ticari alan olmasına yol açacak Protokole onay vermeleri de bir kenara not edilmelidir.

Çünkü onlar kamu hakları, çevre değerlerini savunarak bu görevlere gelmelerine rağmen, mekanizma içine girer girmez, “el kaldır el indir” rolünü kolayca benimseyiverdiler.