Yazı yazmanın zorluklarından size bahsetmiştim. Ali'yi yazarsın Veli alınır, Veli'yi yazarsın Ali bozulur. Yazarken bazıları İsa'ya, bazıları Musa'ya yaranır. Benim gibi adamlarda ne İsa'ya ne de Musa'ya yaranır. Oldukça çok sevildiğini düşündüğüm bir yazımla ilgili olarak hakkımda disiplin soruşturması başlatan CHP İzmir İl Başkanı Tacettin Bayır'a tepki olarak hem CHP Ödemiş İlçe Başkan Yardımcılığı görevimden hem de parti üyeliğimden 'istif(r)a' ettim. İstifa nedenlerimi ve bu konudaki değerlendirmemi basın açıklamasında belirttiğim için tekrar detaya girmeyeceğim. Merak edenler varsa basın açıklamamı okuyabilirler. Bu açıklamamın bir gün sonrasında CHP Ödemiş İlçe Başkanı Emin Öztürk bir değerlendirme yaptı. İşte benim için çok önemli olan bu basın açıklaması adeta benim için hazırlanmış bir takdir niteliğindeydi. Çünkü 'siyasetin kırk yıllık asil çınarı' benim için 'Büyük partilidir' demişti. Bir il başkanının 'Sen kaç yıllık partilisin' diye hesaba çektiği adama partiden istifa etmesine rağmen 'Büyük partilidir' demek inanç ve yürek ister.
O açıklama benim bugüne kadar arkasında durduğum insanın bugün bana sahip çıkışının en büyük göstergesiydi. Yani artık iyi ki yanında ve iyi ki onunlaymışım dediğim bir noktadaydım. Konuyla ilgili beni arayan gazetecilerle konuşurken de hep bunun üzerinde durdum. Ben partiden istifa ettiysem görüşlerimden ve ideolojimden de istifa etmedim ya. Gazeteci arkadaşlar benden bekledikleri açıklamayı bulamadı. Tepkimin partiye olmadığını anladılar. Beni bilen biliyor. Ancak bilinmeyen insanların kirli yüzlerinin çıkmasına ise çok az bir zaman kaldı.
İstifamla aynı gün gelişen İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik operasyonu bir kişi hariç herkes gibi bende büyük bir üzüntü ile izledim. 'Bizim yapamadığımızı AKP yaptı', 'Şimdiden dokuzuncu sıradaki milletvekili adaylarını kutladım' diyerek operasyonlardan duyduğu memnuniyeti dile getiren CHP İzmir İl Başkanı Tacettin Bayır'ın bu tavrını 'Koyun can derdinde, kasap et derdinde' atasözü ile yorumlamayı da uygun buluyorum. Zira bu operasyonlarla tadı kaçan, günlerce uzayan sorgularla sıkıntı yaşayan ve deyimi yerinde ise can derdinde olan bu insanlar üzerinden mutluluk çıkarmak hiçte hoş olmasa gerek.
Ben bu davranışı büyük bir 'acemilik' olarak görüyorum. Birileri tarafından duygusal bulunan Ekrem Bulgun veya çılgınlığı ile gündemden düşmeyen bir Kemal Karataş hatta ve hatta son zamanlarda pek göremediğimiz ve bazıları tarafından parti için harcadığı paraları sanki cebine indirmiş gibi muamele gören Rıfat Nalbantoğlu bu hataya kesinlikle düşmezdi. CHP'nin bu saydığım eski il başkanlarını yakın süreçte mumla arayacağı üzerine iddiaya bile girebilirim. Çünkü siyasi kavgalar henüz başlamadı. Gün be gün meydanlar kızışıyor. Siyasi arena hareketlenecek. Yorumlar, açıklamalar ve değerlendirmeler peşi sıra gelecek işte o vakitte bir Ekrem Bulgun olgunluğuna veya bir Kemal Karataş çılgınlığına yada bir Rıfat Nalbantoğlu nezaketine büyük ihtiyaç duyulacak. Ama elde ne var? İşte onu da zamanla göreceksiniz.
Etrafta 'büyük büyük götüren küçük küçük belediyeler' herhalde vardır. Ama İzmir Büyükşehir Belediyesi hakkında tespit edilebilecek en ufak bir usulsüzlük bile büyük sansasyon yaratacakken kimilerine göre bu fırsat kaçmaz, kaçamazdı. Kamu zararı üzerinde yoğunlaşan farklı iddialar ve bu iddiaları destekleyen telefon görüşmeleri ile belgelere yönelik deşifreler medyaya düşünce operasyon üzerinde 'siyasi bir algı' oluşmasının önüne geçilmeye çalışıldı.
İsmini veremeyeceğim bir belediye başkanı ile ilgili açılan bir davada bilirkişilik yapan bir büyüğüm ile konu üzerinde konuştuğumuz sırada bana anlattıkları oldukça enteresandı. Bilirkişi olan eski belediyeci yeni hukukçu büyüğüme; 'Söz konusu belediye başkanının tutuklu yargılanmasını gerektirecek çok önemli suçlara rastlayabildiniz mi?' diye sorduğumda bana cevap olarak; 'Evet, dosya içeriğinde suç oluştuğu ve suç işlendiği sabit ama şöyle de bir durum var; benzer suçlara Türkiye'nin başka belediyelerinde de rastlayabiliriz. Üzerinde yoğunlaşılan her belediyede bu tür suçlar tespit edilebilir. Hem eski bir belediyeci hem de bir hukukçu olarak benim görüşüm bu yöndedir.' demişti.
Hukuka, yargıya ve yargılamaya olan güvenim sonsuz fakat bana öyle geliyor ki herkesin kendine göre bir açığı var ama bir şekilde üstü örtülüyor. Çıkarlar çatıştığında da birileri 'Kral çıplak' diye bağırıyor. Sistemin yoğunluk nedeniyle iyi çalışmaması yüzünden de re'sen başlaması gereken bir soruşturma veya operasyon maalesef 'şikayet' üzerine start alıyor.
İhale açılması gerekirken 'doğrudan temin' yoluna başvurulması; aynı kişi veya şirketler arasında teklifler döndürülmesi, ek ödenek ve aktarma önerilerinde usulsüz ödeme, ödenek aşması veya fazla mesailerle ilgili kamu zararı oluşması gibi hususlar belediyeleri zora sokan durumların başında gelmektedir. Tezgah kurup işletirken bu durum çok güzel ve kolay gibi görünse bile bozulduğu vakit çok acı ve zor bir hal alabiliyor. Bu yüzden halka mal olmuş herkes işini doğru yapmalı ve kimseye gebe kalmamalıdır. Bu iş için kendilerine uygun görülen ücretten çok daha fazlasını kazanmak yerine halkın sevgisini kazanmak yöneticilerin öncelikli hedefleri olmalıdır.
Aziz Kocaoğlu'na sahip çıkan insanlar da bunun en bariz göstergesidir. Ya bir de sevilmeyen başkan olsaydı. İşte o zaman yapayalnız kalırdı!