Sekiz yıldır iktidarda olan AKP'nin yaptığı toplantı içeriklerini toplantı sonlarındaki basın sözcülerinin anlattığı kadar biliyoruz. Bunun dışında o toplantılarda ne yaşandığına ve ne konuşulduğuna yönelik bugüne kadar tek bir sır bile ortaya çıkmadı. Maşallah Yeni CHP o kadar şeffaf bir yönetim oluşturmuş ki MYK toplantılarında ne konuşuluyorsa noktasına virgülüne kadar çarşaf çarşaf gazetelerden okuyoruz. Öyle ki yakın geçmişimizde daha toplantı bitmeden konuşulanların medyaya düştüğüne bile şahit olduk. Bu yüzden CHP genel merkezinde zaman zaman 'jammer' (sinyal kesici) gibi daha çok olası terör saldırılarının önüne geçmek için kullanılan aletler bile devreye sokuldu. Ama ne çare? Bilgiler su gibi sızıyordu. Farz-ı misal; milletvekili aday listelerinin oluşturulduğu güne dönelim. Listelerin teslim edileceği son gün saat 17.00'ye kadar AKP'den çıt çıkmazken CHP'nin full milletvekili listesi basın tarafından çoktan hatim edilmişti.
Çoğunluğu ilk defa bu kadar önemli bir yere gelmiş kişilerden oluşan CHP MYK üyelerinden bazıları çok önemli bir iş yapıyor olmanın onlarda yarattığı heyecandan olsa gerek neyi yapıp ne yapmaması gerektiği yönünde henüz tecrübe kazanmış değil. Zira basına sızan yönetime özel görüşme ve bilgilerin başka türlü bir izahını yapamıyorum. Kimi isimlerin tecrübesizliğine bir de disiplinsizlik eklenirse işte o zaman ortaya çıkan tablo içler acısı bir hal alıyor. Şimdilerde iyiden iyiye kaynayan kurultay kazanının tek nedeni; CHP'de önemli görevler üstlenen kişilerin bu görev ve sorumluluklarına yakışır şekilde hareket etmemesidir.
Dönelim İzmir'e…
CHP İzmir İl Başkanı Tacettin Bayır geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen Kurultay taleplerine yönelik tepki toplantısında 'Sayın genel başkanımıza ve genel merkez yönetimine İzmir örgütü olarak desteğimiz tamdır' dedi.
Örgüt nedir, ne değildir? Öncelikle bunu iyi bilmek gerekir. Kurultay delegelerini örgütten sayıyor musunuz, saymıyor musunuz? Sayıyorsanız mesele yok ama değilse ciddi bir hata yapıyorsunuz. Bütün bunlar bir tarafa 'tam' nedir, 'yarım' nedir, eksik, bütün, fazla gibi terimleri de doğru ve yerinde kullanmak gerekir. 48 kurultay delegesinin 20'si kurultay için imza veriyor ve siz 'desteğimiz tamdır' açıklaması yapıyorsanız; ya kurultay delegelerini örgüt hesabına katmıyorsunuz ya da imza verenleri sizden saymıyorsunuzdur?
Bay Bayır, Kurultay delegeleri; İzmir örgütünün bel kemiğidir. Örgüt dediğiniz kurumu bir üst makamda temsil edecek ve genel başkandan bile üstün sayılan kurultay'ın delegeleridir. 48 kurultay delegesi Ödemiş'tir, Kiraz'dır, Beydağ'dır. Bu kurultay delegelerinin içinde Karşıyaka'da vardır, Konak'ta… Bu delegeler Bergama'yı, Kemalpaşa'yı, Tire'yi kısacası tüm İzmir'i temsil eder. Bu 48 kurultay delegesinden 20'si kurultay için imza veriyorsa siz 'desteğimiz tamdır' gibi bir açıklama yaparak ancak komik bir duruma düşersiniz. Çünkü bu; '48-20=48' demektir. Sizin gibi tüccar bir il başkanı 48'den 20 çıktığında 48 kalmayacağını çok iyi bilmesi gerekir. Ve İzmir için örgütü temsil eden 48 kişiden 20'si kurultay istiyorsa burada her iki taraf için de tam bir destekten söz edemeyiz. Siz o imza veren kişilerinde il başkanısınız. Yoksa ağzınıza 'sakız' ettiğiniz disiplin kurumunu imza verenler için de mi işleteceksiniz?
Bay Bayır; siyasi partiler gönüllülük esasına dayalı olarak çalışır. Siyasi partilerde disiplin ancak sevgi ve saygıyla kurulur. İnsanlara sopa göstererek size saygı duymasını bekleyemezsiniz. Onlar sizin maaşlı işçileriniz değildir. Demokratik tepkisini ortaya koyan herkese 'Baykalcı' yakıştırması yapmak çok iğrenç ve bir o kadar da kabul edilemezdir.
Sn. Bayır'ın 'tam destek' dediği ama aslında yarım destekli o meşhur kurultaya tepki toplantısında bir iki kelime söylemek istediği için dövülmekten son anda kurtulan Prof. Dr. Kayhan Kantarlı'yı arayarak başına gelenler için üzüntü duyduğumu söyleyip geçmiş olsun dileklerimi ilettim. Bundan yaklaşık iki ay önce CHP Ödemiş İlçe Başkan Yardımcılığı görevimden istifa açıklamamı yaparken İzmir İl Başkanı'nın bana yönelik kaba tutum ve davranışlarına dikkat çekmiştim. Bugün Prof. Dr. Kayhan Kantarlı'nın basın açıklamasına bakıldığında da benzer bir durumla karşılaşıyoruz. Yarın öbür gün sn. Kayhan Kantarlı içinde yaptığı açıklamalar yüzünden bir disiplin dosyası açılırsa hiç şaşırmam. İnsanları disipline verip partiden kaçırarak değil onlara kucak açıp severek büyüyebilirsiniz. Bugünlük bu kadar diyor ve Prof. Dr. Kayhan Kantarlı'nın açıklamasından bir paragrafla yazımı sonlandırmak istiyorum.
'Davet üzerine katıldığım İzmir İl Başkanlığı'nca düzenlenmiş bir toplantıda söz verilmemesi üzerine karşı görüşlerimi basına açıklamak isterken demokrasiden ve düşünceyi ifade özgürlüğünden nasibini almamış partililer tarafından şahsıma uygulanan hakaret ve kaba kuvvete dayalı engelleme girişimini şiddetle kınıyor, parti üyelerini yalnızca bir oy deposu ve her yaptıklarını onaylayan birer 'alkış makinası' olarak gören yönetim kadrolarını bu anlayışı terk edip parti içi demokrasiyi yaşama geçirmeye çağırıyorum.'
Not : Çok yakında sizlerle paylaşacağım 'President Deli Yaşar' başlıklı yazımın yine en az 'Başkan Şakir Şaşkın' kadar sevilip beğenileceğine inanıyorum. Köşemi takip etmenizi şiddetle tavsiye ederim. Zira bu yazıyı ilk okuyanlardan olmanız sizi farklı kılacaktır.