Yahu bu siyaset dedikleri şey her yerde mi aynıdır? Hangi hikayeyi okusam bana biraz tanıdık geliyor. Bugün bir belediye başkanının yaşadığı herhangi bir olaya ilişkin okuduğumuz haber yarın bir başka belediye başkanı için de yapılabiliyor. Yani isimler değişse bile olaylar hep aynı! Bu arada haberlerden daha çok altındaki yorumlara dikkat etmenizi ısrarla tavsiye ederim. O veya bu sebeple haberleşemeyen bazı hususların yorumlar vesilesiyle üstü kapalı da olsa belirtilmesi dikkatlerden kaçmıyor. Kendini siyasetin de üstünde gören belediye başkanlarının çevresindeki üç beş kişi ile yola devam ederek koca bir takımı yok saymaları sanırım size de tanıdık geliyor. Ve bunlar için yapılan yorumlara da yabancı olmasanız gerek: 'Madem çok güçlüsün o zaman seçimlere bağımsız gir!' tarzında yapılan yorumların ağırlıkta olduğu ve genel olarak başkanların kendi partililerine değil de diğer partililere hoş göründüklerini savunan insanlar var. Şimdilerde bu insanlara belediye meclis üyeleri de eklendi. Bu anlamda ilk bayrağı çeken bendim. Çoğu zaman kendi grubuna bile danışmadan meclise öneri getiren ve bazen bu önerileri kendi partililerinin çoğunlukta olduğu komisyonlarca reddedilen bir belediye başkanına tahammül etmekte zorlanıyorken şu an neredeyse tüm İzmir'in görevden gitmesinde hem fikir olduğu il başkanının şahsıma yönelik haksız ve kaba davranışları benim istifamı getirdi. 'Partilisin sus!' diyenler de epey canımı sıkmaya başlamıştı. Şimdi size soruyorum: Partili olmak susmayı gerektirir de acaba insan olmak neyi gerektirir? CHP Buca Belediye Meclis Üyesi Hasan Kurt'un istifası ve yine CHP' den Bayraklı Belediye Meclis Üyesi olan Yüksel Türker'in belediye başkanını eleştirmesi yüzünden disipline verilmesi gibi hadiselerden esinlenerek son olarak 'Bir meclis üyesi neden sevilmez?' başlıklı yazımı kaleme aldım. Ne var ki bu yazıdan en üzerine alınmayacak adam bile üstüne alındı. Dedim ya hikaye her yerde aynı olunca olaylar tanıdık geliyor. Hele de bir tarafımızdan uyuzluğumuz varsa hemen de alınıveriyoruz. Ama iyi de oluyor?
Nazan Öncel'in çok eskilerden bir parçası geldi aklıma: Kimi yükseklerden uçuyor / Kimi gerçeklerden kaçıyor / Kimine bir haller oluyor / Kimi hep bir şeylere takıyor / Kim kimi densiz kimi den'li / Açıyor gülleri birinin / Açıyor gülleri… / Çalıyor zilleri birinin / Çalıyor zilleri… / Etekleri…
Maalesef yüksekten uçanların, gerçekten kaçanların dünyasında yaşıyoruz. Güç manyak bir şeymiş. Adeta mıknatıs gibi… Güçlüysen haklısın! Yandaş da çok yardakçı da… Güçsüzsen haksız! Yapayalnız… Veremli gibisindir. Herkes senden kaçar. Hayır, 'Hayat bana yine yalan söyledi' gibi bir şarkı sözünü anımsamayacağım. Çünkü insanların değişimi beklemediğim değil beklediğim bir olaydı. Dedik ya kişiler değişse de olaylar hep aynı. Dün iki üç kişiyle başladı bu şarkı bugün giderek büyüyen bir orkestradan dinliyoruz. Atladıkları bir şey varsa o da şarkının takıldığıdır: Dinlediğimiz hep aynı nakarat! İzmir'de çalan bu orkestrada gürültü var ses yok. Sureti var aşk yok. Görüntü var renk yok! Tan tantana var iş yok…
Çok özel not: Çevremde kimse kalmasa bile ben yoluma devam edeceğim. Unutmamalıdır ki dünya yuvarlaktır diyen adam da tek başınaydı. O kadar dayak da yese bildiği yoldan dönmedi. Yolun açık olsun! Güle, güle…
Çok özel not: Çevremde kimse kalmasa bile ben yoluma devam edeceğim. Unutmamalıdır ki dünya yuvarlaktır diyen adam da tek başınaydı. O kadar dayak da yese bildiği yoldan dönmedi. Yolun açık olsun! Güle, güle…