Dağdan inenin affedildiği ve aydın denme hafifliğini hissedebildiğim derecede önemli kişiliklerimizin yıllarca cezaevinde tutulduğu bir dönemden geçiyoruz. Muhalefetin her şutunu yine muhalefetin kalesine gol olarak döndürenlerle karşı karşıyayız. Yani, deyimi yerindeyse bazıları, hep sütten çıkmış ak kaşık… Memleketin çoğu zaman iki gündemi oldu. Birisi üzerinde tartışılıp fırtınalar koparken diğeri unutturuldu. Oysa unuttuklarımızla birlikte yitirdiklerimiz hepsinden de daha değerliydi. Dün kahramanlıklarıyla övünüp göğsümüzün kabardığı Mehmetçik ve onun tartışılmaz onuru bugün mahkeme koridorlarında… Bir zamanın yasaklı şarkıları şimdi ekranlardan hiç gitmiyor. Millet ise bu sarhoşluğun etkisinde yasakları kaldırmanın mutluluğunu yaşıyor. Millet mutlu mu? Mutlu. Boş ver sen, ötesini…

Güneydoğu'da nöbet tutarken hep sizi düşündüm. Hep milletimi düşündüm. Ve hiç gözümü kırpmadım. Bir gece vakti operasyona giderken de aklımdaydınız. Duayı dilimden düşürmediğim ve acaba geri dönebilecek miyim dediğim, o büyük operasyon… Annemin sesini duyamadığım, sevdiğime sarılamadığım anlarda da aklımdaydınız. Ve o zamana kadar sadece haber bültenlerinde olur zannettiğim bir şehit görünce yine aklımdaydınız. Sizin için ölmek istedim. Ve sizin yolunuzda canımı vermek. Biliyor musunuz? Ağlarken de aklımdaydınız. Siz hep benim aklımdaydınız. Şimdi ise o kahramanlar hiç aklımdan çıkmıyor. Acaba, nöbeti hangi düşüncelerle tutuyor. Operasyona hangi duygularla çıkıyorlar. Ve acaba onlar şimdi ne için ağlıyordu? Millet mutlu mu? Mutlu. Boş ver sen, ötesini…
Esnafımızın birçoğu içini yemiş karpuza benziyor. Dışı parlak ve cilalı belki ama içinde kayda değer hiçbir şey yok. İçi yenmiş. İçi boşaltılmış. Her gün kepenk indirip kaldırma sporu yapıyorlar. Sattığı üç beş malın karı da masraflarına yetmiyor. Esnaf mutsuz. Aileler tedirgin. Krediler son deminde ve tahammül kalmamış. Ürünlerine değer bulduramayan, emeğinin karşılığını alamayan çiftçinin durumu da esnaftan farklı değil. Memurda aynı dertten muzdarip. Öğrenciler yarınlardan umutsuz. Millet mutlu mu? Mutlu. Boş ver sen, ötesini…
Bu millet hangi millet? Esnafı kan ağlarken, çiftçisi kıvranıp işçisi aç yatarken mutlu olan millet, hangi millet?
Peki ya, ne yapmalıyız? Önce kendimize gelmeliyiz. Omuz omuza verip dertleri dert edinmeliyiz. Birbirimize sahip çıkmalıyız. Köylü hakkını ararken memur, memur meydanlardayken köylü destek olmalı… İşçi, memur el ele, birlikte hesap sorulmalı... Bir olmalı, birlik olmalıyız. Çocuklarımıza daha yaşanılır bir ülke ve daha vatan kokan bir toprak bırakmalıyız. Onlara umut aşılayıp onlara sevda yüklemeliyiz. Onlar apoletli paşalarımızı görünce yine aynı duygu ve yine aynı heyecanla, gururla yerinden fırlayıp selam durmalılar. Çiftçi hasat için sabırsızlanmalı, memur çiftçiyi beğenmeli, çiftçi memuru… Güzel günler dilemek suç olmamalı ve bu yüzden yargılanmamalı insanlar… Seçilenler ne için seçildiğini ve nasıl seçildiğini iyi bilmeli, kötüye hizmet etmemeli… En çok da mücadele etmeli…
Karakolların basıldığı, eylemlerin önü ardı kesilmediği, dinlemelerin tavan yaptığı bir dönemden çıkış için katkı koyan herkese minnet duyuyorum. Ülkemizin aydınlık günlere ulaşması anlamında yılmadan, bıkmadan mücadele eden ve cebini değil de memleketini düşünen vatanseverler var oldukça; bu bayrak inmeyecek, bu ezan susmayacak ve bu vatan bölünmeyecektir. Ve bugünlerde taraf olmaktan kaçan özde değil, sözde vatan sevdalısı olan kimselerde bu tavırlarının anlaşılmadığını zannetmesin. Bu sessiz duruşlarının bedeli çok ağır olacak. İlk başta kendi vicdanları onları rahat bırakmayacak ve sonra da milletin tavır koyuşu… Milletimizin bugüne kadar kardeşlik duyguları ile süre gelen yaşam biçimini ve standardını bugünden sonrada devam ettirebilmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Ayrışmamalı, ayrıştırılmamalıyız. Kardeş olarak doğup kardeş olarak öleceğimiz inancını yitirmemeliyiz. Kendimize değil bizi birbirimize düşürenlere taraf olmalıyız. Aydınlık günler için çalışmalıyız. Ve bu sözü de unutmamalıyız: 'Aydınlığı hak edenler; karanlıkta yürüyenlerdir!'