Gediz Üniversitesi'nin düzenlediği etkinlikte üniversitenin hukuk profesörlerinden Oğuz Atalay'ın moderatörlüğünde A Milli Takım Teknik Direktörü Abdullah Avcı'yı dinledik.
Öncelikle bu etkinliği düzenleyenleri kutluyoruz. Gediz Üniversitesi'nin İletişim Direktörü Özgür Kaynar, İzmir'in en iyi gazetecilerinden biriydi. Şimdi aynı başarısını medya direktörlüğünde de gösteriyor. Etkinliğin içeriğine, katılımına ve başarısına diyecek yok.
Öyle ya Milli Takım patronunu üniversite öğrencilerinizin ayağına dek getiriyorsunuz. Moderatör de Türkiye'nin son dönemde en fazla gündeme gelen spor adamlarından biri Oğuz Hoca'ydı.
Ne var ki böyle güzel bir etkinlikte Sayın Avcı'nın yaklaşımlarını biraz garipsedik.
Öncelikle 'Tam Saha' dergisinde yayınlanan röportajda yabancı sınırlaması konusuna ilişkin görüşlerin yer alması etkinliğe ilk golü başlamadan atmıştı bile.
Yani ulusal basında etkinliği manşetlere taşıyacak bu sözlerin yer alması işin rengini baştan kaçırmıştı bile. Yani oraya çağrılanlar da, dinleyenler de sonuç bildirgesi baştan belli olan bir milli söyleşinin figüranları olmuştu.
Bu işin öznel boyutu. Denilecek ki Tam Saha dergisini yayından mı kaldıracaklardı?
Eyvallah! Bu konuda yapacak bir şey yok.
Ancak etkinlik duyurusunda bu konu hiç yer almamasına karşın bir görevlinin çıkıp konuşmalar başlamadan 'Yabancı oyuncu konusunda sorular sormak üzere hazırlık yapın' diyerek öğrencileri yönlendirmek istemesi yakışık almadı.
Tıpkı, Avcı'nın söyleşiyi daha da geliştirmek adına kendisine soru soran basın mensuplarını kibarca azarlaması ve 'Buna yanıt verirsem siz bunu da yazarsınız' diyerek spor basınına bir takım gizli yakıştırmalar yapması da…
Üniversite gençliği ise bu yönlendirmeye yönelttikleri birbirinden bilgili ve güzel sorularla en güzel yanıtı verdi ve futbolun günceline ve sorunlarına bugün işbaşındaki sözüm ona bir çok futbol adamından daha fazla vakıf olduğunu kanıtladı.
İşin nesnel boyutuna gelince…
Abdullah Avcı Türk futbolunun bir başarı öyküsü olarak lanse ediliyor ve gerçekten de öyle olduğuna biz de inanıyoruz. Türk futbolunun önündeki 'Yerli malı yurdun malı-Her Türk onu kullanmalı' özdeyişinin en önemli simgesi, genç kuşaklara ve bu konuda kulüp çıkarları uğruna direnenlere karşı verilecek en güzel yanıt olarak karşımızda duran Avcı'nın yaklaşımı bizi biraz daha şaşırrtı.
Bugün 14.5 milyonluk genç nüfusa sahip 75 milyonluk ülkede 250 bin lisanslı futbolcunun özütü 30 küsur elit futbolcu arasından A Milli Takım'a oyuncu seçebilen Sayın Avcı, 'Biz istediğimiz sistemi kurarsak, istediği kadar yabancı transfer edilsin, tercih Türk futbolcusundan yana olacaktır' yaklaşımıyla yabancı futbolcu sınırlamasına karşı olmadığını vurguluyor.
Buna kendisi de gerçekten inanıyor mu? Yoksa kapalı kapılar ardında yabancı sınırlaması çoktan kaldırıldı da, A Milli Takım teknik patronu aracılığıyla Türk futbolunun temeline dinamit koyacak bu uygulama şirin mi gösterilmek, kamuoyu yaratılmak mı isteniyor? Doğrusu kuşkularımız var.
Türkiye'nin en önemli alt yapı ekollerinden biri olan Beşiktaş'ı Portekiz futbolunun arka bahçesine çeviren bir kulüp başkanının şimdi Türk futbolunun patronu olması kuşkularımızı bir ölçüde haklı kılıyor.
Bu sorunun yanıtını Avcı'nın kendisini Abdullah Avcı yapan Peru'nun dönya dördüncüsü U17 takımında bulabileceğini sanıyoruz.
Abdullah Hoca, bir öğrencinin yönelttiği; 'Bu takımdan niye Nuri Şahin dışında kimse zirveye çıkamadı. Örneğin eski Göztepeli şimdi Akhisarlı anıl gibi oyuncular niye A Milli Takım'da yok' sorusuna yuvarlak yanıtlar verdi.
Ben de o sırada internetten araştırıyordum; O dönem yerlere gökleri sığdıramadığımız, haftalarca övgüler düzdüğümüz takımda kimler vardı?
Sorumun yanıtını 'Şampiyon hoca hatırlandı, futbolcular unutuldu' başlığıyla Kasım 2011'de yayınlanan bir haberde buldum.
Haberde; o takımın futbolcularından son milli maçta forma giyen tek isimin Caner Erkin olduğu vurgulanıyor, Nuri Şahin'in bile Milli Takım'ın vazgeçilmezi olamadığı, 7 yıl önce söylenen 'Bu yetenekler de heba olmasın' temennisinin havada kaldığı belirtiliyordu. 'Genç milli takımlardan sonra kaybolup giden oyuncular, Abdullah hocalarının Milli Takım'ın başına getirilmesiyle yeniden umutlandı' ifadesi de yer alıyordu. Sahi kimler vardı o takımda şimdi neredeydiler…
Volkan Babacan-Manisaspor
Onur Kıvrak-Trabzonspor
Eray Birniçan-Gaziantepspor
Cengiz Çoban-Pendikspor
Emre Balak-Tavşanlılinyit
Anıl Taşdemir-Akhisar Belediyespor
Mehmet Yılmaz-Büyükşehir Belediye
Ferhat Bıkmaz-Sivasspor
Ergün Berisha-Udinese
Erkan Ferin-Konya Torku
Serdar Keşçi-Gümüşhanespor
Harun Karadaş-Darıca Gençlerbirliği
Aykut Demir-Gençlerbirliği
Caner Erkin-Fenerbahçe
Murat Duruer-Ankaragücü
Nuri Şahin-Real Madrid
Deniz Yılmaz-Mainz
Aydın Yılmaz-Galatasaray
Özgürcün Özcan-Karşıyaka
Tevfik Köse-Büyükşehir Belediye
Umut Salgınoğlu-Bursa Nilüferspor
Muhammed Ali Atam-Sivasspor…
Liste böyle… Messi'den, Fabregas'a, Ronaldinho'dan Gomez'e, Krkiç'e dek bir çok dünya starının çıktığı bu şampiyonadan yaratabildiğimiz yıldızlar ve bu kadrodan A Milli takım'a sağladığımız katkı yukarıdaki listede yatıyor. Almanya'da yetişip, Dortmund'dan Real Madrid'e transfer olan Nuri Şahin'e Türk futbolunun katkısı ise ortada.
Türk futbolcusu ile yabancı futbolcunun sahip olduğu olanaklar ve iki tip futbolcuya Türkiye'deki bakış açısı kıyaslandığında Türk futbolcusunun sözleşmesi FİFA tarafından garantiye alınmış, ikinci emekliliğinde, milyonlarca euro'yu götüren, canı istediğinde tarihi Avrupa maçının devre arasında vatandaşı antrenörüne takımının gözü önünde ağzına geleni söyleyebilen, sonra da lig ve kupa maçına çıkabilen meslektaşı ile nasıl rekabet edebileceğini biz de merak ediyoruz.
Özellikle böyyük kulüplerimizde şimdiden 18'de 8'i bulan yabancı – yerli oranının ideal kadroda 11 – 0, ya da 18'de 15-3, ya da 16-2 olduğunda, üç büyüklere gitmedikten sonra ağzı ile kuş tutmadıktan sonra milli takımlara gidemeyen Anadolulu futbolculardan kaçının, nasıl seçileceğini düşünmek bile istemiyoruz.
Yıldızlar kuşağını yitirdikten sonra şimdiden oyuncu çıkarmakta zorlanan Türk futbolu yabancı cenneti olursa, hangi kriterlere göre oyuncu seçilecek?
Bu futbolcular Avrupa'da olmayacak, kendi liginde forma giyemeyecek. Hangi kriterlere göre seçim yapılacak. Kim daha iyi pantolon eskitiyor? Ona mı bakılacak?
Milli Takım Teknik Patronu bunlara gerçekten inanıyorsa, Türk futboluna Allah selamet versin.
Yok inanmıyor da kendisine yabancı serbestisinin altyapısını oluşturmak için, böyyük kulüplerimizden ve futbolumuzun ağır ağabeylerinden bir takım telkinler geldiyse ve o da karşıt görünmemek adına, bu tehlikeli yabancı saplantısını kamuoyuna şirin göstermek istiyorsa, bir tek sözümüz olabilir: 'Ava giden avlanır'