Kaynağını Rönesans, Hümanizma ve Aydınlanma hareketlerinden alan ve insanlık tarihinin 400 yıllık düşünsel gelişiminin bir ürünü olan Cumhuriyet kavramı; yurttaşlık bilincini, özgür insan ve ilerleme düşüncesini içinde barındırır. Bu bağlamda toplumun ortak yararı ve kamusal alan kavramları Cumhuriyet anlayışının olmazsa olmazlarıdır. Cumhuriyet; kamusal alanda eşit yurttaşların özgürlüğü projesidir. Bütün bunlarla birlikte Cumhuriyet kavramı; ulusal egemenlik düşüncesinin bir ürünü olarak, yönetme erkinin ve gücünün; tek bir kişiye, hanedana, sınıfa ya da etnik veya mezhepsel bir guruba, cemaate ait olmadığı ulus iradesine dayanan bir sistemdir. Bu anlamda Cumhuriyet; egemenliğin kaynağını ilahi otoriteden, hanedandan ve belirli sınıflardan alarak ulusa devreder.
Bir yurttaşlık projesi olan Cumhuriyet; toplumsal yapıdaki bütün katmanları anayasal eşitlik kavramı çerçevesinde, onları taşımış oldukları statü, unvan ve konumlarına bakmaksızın eşit olarak yönetime katar. Cumhuriyette söz konusu olan imtiyazlar ve ayrıcalıklar değil, haklar ve özgürlüklerdir. Zira özgür insan ve yurttaş; kendini ve toplumu, önceden belirlenmiş doktrinlere göre değil, kendi özgür ve serbest iradesiyle yönetir. Cumhuriyette diğer yönetim şekillerinin aksine egemenlik; parlamenter demokrasi yolu ile değişik toplum kesimleri tarafından paylaşılır. Toplumsal sınıflar siyasal özgürlük ortamı içerisinde örgütlenerek yönetime katılırlar. Cumhuriyet; siyasal rejim olarak demokrasiyi benimser. Parlamenter sistem içerisinde yasama, yürütme ve yargı erklerini birbirinden ayırarak birey hak ve özgürlüklerini anayasalarla güvence altına alan Cumhuriyette yöneticiler; bu yasaları çiğnemedikleri gibi bu hakları kutsal sayarak onlara dokunamaz. Cumhuriyet; içerisinde seçme ve seçilme hakkını taşır ve bu anlamda otoriter ve totaliter sistemlerden ayrılır.
Bununla birlikte seçim sisteminin olduğu her yer de cumhuriyet yoktur. Zira bu gün Dünya üzerinde adı Cumhuriyet olup da içeriğinde demokrasiyi barındırmayan pek çok ülke mevcuttur. Cumhuriyetle demokrasiyi bu anlamda birbirlerini destekleyen, tamamlayan iki kavram olarak ele almak gerekir. Çünkü demokrasiyle cumhuriyet arasında bir gerginlik, bir çelişki söz konusu değildir. Cumhuriyet demokrasiyi besleyen alt-yapıdır. Demokrasi ancak cumhuriyetin örmüş olduğu, temellendirmiş olduğu alt yapı üzerinde yükselir. Temel yurttaşlık değerlerini içselleştirmeden; demokrasilerin öngördüğü çoğulculuğu, düşünce özgürlüğünü, birey hak özgürlüklerini sağlam temeller üzerinde inşa' etmek mümkün değildir.
Hemen belirtmek gerekir ki laiklik, Cumhuriyetin temelidir. Zira cumhuriyetin temeli bir özel alan nüvesi olan inançlarla değil; bir kamusal alan kavramı olan vatandaşlık ve yurttaşlık bağlarıyla örülüdür. Cemaatin bir parçası, aşiretin bir parçası, mezhebin bir parçası ya da teokratik bir inancın parçası konumunda olan bir insan; çağdaş bir demokrasinin özgür insanı olarak algılanabilir mi? Hangi inançtan olursa olsun, hangi mezhepsel bağı olursa olsun, bunların hepsini eşit sayan, hepsine saygı gösteren, ama bunların hiçbirisini siyasi yapılanmanın temeline taşımamayı öngören çağdaş bir laiklik anlayışı Cumhuriyet düşüncesinin özüdür, temelidir. Bilindiği gibi kamusal alan yurttaşların ortak iradesinin, özel alan ise inançların, aidiyetlerin alanıdır. İnsanların inançlarını, dini duygu ve düşüncelerini kamusal alana taşımaları ve orada inançlarını temellendirerek siyaset üretmeleri, yasa yapmaları yurttaşların eşitliğini ortadan kaldırarak Cumhuriyeti işlemez hale getirir onu tehlikeye sokar. Bu durumda kamusal iradenin tüm inançlara eşit uzaklıkta durması ve hiçbirinden yana veya hiçbirine karşı olmaması anlamında laiklik cumhuriyetin kilit taşıdır. Cumhuriyet, tüm etnik ve dinsel bağlılıkların ulus kimliği karşısında ikincil bir konumda yer almaları projesidir. Bununla birlikte Cumhuriyet, tüm yurttaşların ulusal üst kimlik tabanı üzerinde kurdukları toplumsal bir uyumdur, armonidir.
Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti; onun gösterdiği yol haritası ve ilkelerden hareket ederek bu gün 89. yılına ulaşmış durumda. Geçen 89 yıl içerisinde Cumhuriyet Devrimi'nin kazanımlarını geriye götürmek isteyenlerin ürettikleri karşı-devrimci projelere karşı Atatürk cumhuriyetinin bizlere sunduğu kazanımları titizlikle korumak ve onu; geleceğe taşımak konusunda kararlılığımızı her fırsatta ortaya koymamız gerekir. Atatürk'ün Cumhuriyeti tanımlarken ifade ettiği 'cumhuriyet fazilettir' sözünün ışığında; büyük bir erdemle, onurla Türkiye Cumhuriyeti'nin değerlerine sahip çıkmak; biz Cumhuriyet kuşaklarına düşen en büyük görev olmalıdır. Bu ülkenin cumhuriyet devriminin kazanımlarına inanmış kuşakları; bütün zorluklara, içerden ve uluslar arası arenadan gelen bütün engellemelere karşı; gelecek güzel günlere olan inançlarını asla kaybetmemelidirler. Bugünün Atatürkçü cumhuriyet kuşakları Atatürk devrim ve ilkelerine cepheden yapılan bu saldırılara karşı bilimsel ve doğru yanıtlar vermek zorundadırlar. Kurduğu Cumhuriyeti bize emanet eden Mustafa Kemal Atatürk'e karşı bu bizim en büyük yurttaşlık ve vatandaşlık görevimizdir.
Sonsöz olarak; Atatürk Türkiyesi ve cumhuriyetiyle sorunlu bir ilişki kuran, 1.Cumhuriyet'in bütün kazanımlarını ortadan kaldırarak yeni Osmanlıcılığı ideolojik düzlemde meşrulaştırmak isteyen bir siyasal iktidarın nefret dilinin 89.yıl kutlamalarında ne boyutlara ulaştığını hepimiz yaşayarak gördük. Durumdan vazife çıkarmak isteyen taşrada ki valilere ve mülki yöneticilere söyleyecek bir sözümüz yok. Onlar, tercihlerini yapmış zaten. Devletin ve cumhuriyetin valisi olacaklarına siyasal iktidarın bu paslı dilinin sözcüsü ve uygulayıcısı olmayı yeğlemişler ne yazık ki... Hiç okumamış, mülkiye bitirmemiş Atçalı Kel Mehmet kadar olamadılar… Osmanlı döneminde baskıcı rejime karşı 1830'da Aydın vilayetinde ayaklanıp vilayet binasını ele geçiren o canım Atçalı; bu günlere ders verircesine ne demiş biliyormusunuz? sayın valilerim(!), … 'Vali-yi vilayet, hademe-yi devlet, Atçalı Kel Mehmet…'