9 Eylül krizi tam gaz sürüyor. Bayrak kriziyle patlak veren sonrasında krizi çözen bakanın yuhalanması ve protokol gerginliğiyle noktalanan kutlama törenleri siyasetçilerin sert açıklamalarıyla farklı bir boyut kazandı.
Hatta önemli ölçüde siyasallaştı da diyebiliriz.
Olanlardan CHP'li Kocaoğlu'nu sorumlu tutan AK Parti İzmir İl Başkanı Ömer Cihat Akay'ın saat 14.00'te açıkladığı 'imzalı belgenin' valilik tarafından aynı gün saat 11.45'te elde edildiği iddiası olayın seyrini değiştirecek cinstendi. Belgenin üzerinde 1 Ağustos tarihi olsa da bürokratı Pınar Kavasoğlu'nun evrakı 10 Eylül'de yani 41 gün sonra saat 11.45'te imzaladığını üzerine basa basa vurgulayan Kocaoğlu'nun iddiaları gündemi alt üst etti.
Dün sabah saatlerinde egedesonsoz.com'a konuşan Aziz Başkan, başta ulusal televizyon kanalları olmak üzere gündemin 1 nolu ismi oldu.
Çünkü Kocaoğlu'nun iddiaları yenilir yutulur cinsten değildi.
'Bürokrat arkadaşıma belgeyi apar topar imzalattılar. Hatta o kadar acele ettiler ki belgeyi Kavasoğlu'nun ayağına getirdiler' diyen Başkan bir anlamda bu imzalı evrakın AK Parti'nin 14.00'teki basın toplantısına malzeme olmasına da isyan ediyordu.
Alenen olmasa da Kocaoğlu, valiliği olan bitenden kendisini sorumlu tutmaya çalışan AK Parti'nin tezini güçlendirmek için belge yaratmakla suçluyordu aslında.
Hatta evrakta sahtecilikle…
İzmir Valisi Cahit Kıraç, izinli olduğu için katılmadığı törenlere ilişkin tartışmalara bu noktadan dahil oldu. Ve Kocaoğlu'nun 'sahte belge' iddiasını sert bir dille yalanladı.
Ancak tam da bu aşama kullandığı dil onu uzun süredir izleyen bir gazeteci olarak beni bile şaşırttı. Çünkü Sayın Vali, gazetecilerin sorularına sık sık 'Olur mu öyle şey yav!' türünden bir üslupla yanıt veriyordu. Ve bu konuda canının çok sıkkın olduğu vücut dilinden anlaşılıyordu.
Sonuçta dünkü yazıya nokta koyarken de altını çizdiğim gibi bayrak ve protokol krizleri unutuldu. Artık krizimizin yeni adı 'sahte belge ya da imza' krizidir.
İzmir'imize hayırlı olsun.
Kocaoğlu'nun İzmir Valisi Kıraç'ı töhmet altında bırakan ve kamuoyunu şoke eden iddialarını sert dille yalanlayan Kıraç'a cevabı da gecikmedi.
Sabah saatlerinde egedesonsoz.com'a konuşan Aziz Başkan, CHP'nin başkanlar toplantısı için bulunduğu İstanbul'da suskunluğunu uzun yıllar İzmir'de başarılı bir meslek hayatı sürdüren Münir Koçarslan'ın canlı yayınlanan programında bozuyordu.
Sabah saatlerinde egedesonsoz.com'un gündeme taşıdığı iddiasının arkasında duran Kocaoğlu, Vali'nin yalanlaması hatırlatıldığında verdiği yanıt netti.
'Elimde güvenlik kamerası görüntüleri var. Valilik protokolünden gelen arkadaş 14.45'te belediyeye giriyor 14.59 gibi çıkıyor'

Kentin 1 nolu koltuklarında oturan biri atanmış iki ismin birbirine girmesine neden olan kriz bundan sonra nasıl bir seyir izleyecek?
Vali Kıraç, bayrak tartışmasıyla başlayan sürecin kapanmasını istiyor. Hatta krizin derinleşmesinden bir parça bizleri yani gazetecileri sorumlu tutarak, 'İşsizliği yazın, geciken metroyu yazın, çalışmayan otoyolları yazın' gibi anlamakta zorlandığım ifadeler kullanıyor.
Ortaya attığı iddialarla krizin boyutunu değiştiren Kocaoğlu da tartışmalı sürece artık bir 'nokta' koymak gerektiğini söyledi canlı yayındaki son sözlerinde…

Bizler de kentin bu tür kısır çekişmelerin gölgesinde kalmasından rahatsızız aslında.
Bugün garip bir hal alan 9 Eylül krizini tetikleyen sürecin başına götüreceğim sizleri.
Bayrak töreni ve Suvari birliğinin kente giriş töreninin iptal edildiği o toplantılara…
Toplantılara diyorum çünkü birden çok toplantı yapıldı. Temmuz başında başlayan 'kutlama komitesi toplantılarına' 1 Ağustos'ta nokta konuldu. Ve o toplantılara Büyükşehir adına katılan tek isim de Protokol Müdürü Pınar Kavasoğlu değildi.
Vali Yardımcısı Nevzat Ergün'ün başkanlığındaki 'il kutlama komitesi' toplantısına Ege Ordu Komutanlığı'nın yanı sıra ilgili pek çok kurum kuruluştan temsilci vardı hatta. Tartışmalı tutanakta yer alan 12 isimden mütevellit değildi o toplantılar.
Büyükşehir Belediyesi'nden Kavasoğlu'nun yanı sıra Sosyal-Kültürel İşler Daire Başkanı Murat Özel, Kültür Müdürü Veysel Çıldır (Akay'ın açıkladığı evrakta onun da imzası var) ve Ahmet Piriştina Kent Arşivi Müzesi Müdürü Oktay Gökdemir gibi isimlerin katıldığı toplantıların birkaçı oldukça hararetli geçti.

Temmuz ortasındaki ikinci toplantıda Gökdemir, bayrak töreni ve Suvari geçişinin genelge uyarınca yapılmayacağını hatırlatan Komite Başkanı Vali Yardımcısı Ergün'e itiraz edecekti.
Gerisini Gökdemir'den dinleyelim
… 'Sanıyorum 15-16 Temmuz'du. Bizler 89 yıldır yaptığımız rutin hazırlıkları anlattıktan sonra Vali Yardımcısı Ergün, genelgeyi hatırlatıp bayrak çekme töreni ve süvari geçişinin yapılmayacağını söyledi. O toplantıda söz alıp Ergün'ü şahsen uyardım. 'Bakın burası herhangi bir il değil. Bir Anadolu kasabası hiç değil. Burası kurtuluş savaşının noktalandığı bir kent... Bayrak çekme ve suvarilerin girişini yasaklarsak büyük kriz çıkar, halkımız bu tabloya isyan eder' dedim. Ancak Vali Yardımcısı genelgenin yanı sıra AB Bakanı Egemen Bağış'tan örnekler vererek, 'Bayrak çekme töreni, süvari girişi gibi konuların AB müktesebatına uymadığını' hatırlattı. Hatta şehitliklerdeki anlamaların da genelge uyarınca kaldırıldığını, şehitlik törenlerinin şehitler gününde yapılacağını söylediler. Buna da itiraz ettim. Neredeyse 'Cumhuriyet Meydanı'ndaki anıta çelenk koyup gidin' noktasına getirdiler işi… Bizler bu kez başka bir kutlama programı önerdik. Bu kez 'Zafer Yürüyüşü'nü sorguladılar. Neden böyle bir yürüyüş yapıyorsunuz ve neden bu güzergahtan yapıyorsunuz' diye sorguladılar.
Başkan Kocaoğlu'nun tarih danışmanı sıfatımla tek tek anlattım. Bu güzergahta 1963'e kadar kutlamalarda zafer yürüyüşü düzenlendiğini kutlamaların 90. yılında nostalji yapmak istediğimizi söyledik. Gariptir ki 4 toplantıda da itiraz eden sadece bizlerdik. Diğer kurumlardan beklerdim ama Ege Ordu'yu temsil eden iki albayın sessizliğini anlamakta zorlandım. Gelinen noktada yaşanan krizin faturasını tüm bu uyarılarıma rağmen bizlere kesilmek istenmesini hayretler içinde izliyorum'


Ona yönelttiğim son soru şuydu. O toplantılarda herhangi bir tutanak imzaladınız mı?
'Hayır' dedi Gökdemir. Sadece toplantıya katıldığımıza dair başlangıçta alınan 'yoklama, föy' imzası açtılar, onu imzaladık.
Şimdi ne olacak? Valilik kurumu ve Kıraç fena halde köşeye sıkışmış durumda... Kocağlu'nun 'güvenlik kamerası' hatırlatmasından sonra durum daha da vahamet arz etmeye başladı. 'Kavasoğlu'na başka bir evrak imzalattık' deseler bu kez Kavasoğlu da 'O evrakı gösterin o zaman' diyebilir. Belki de dananın kuyruğu tam da bu noktada kopacak.
*
En başa dönersek…
Tüm bu anlatılanlara ve haklı yönlerine rağmen süreçte Kocaoğlu ve Büyükşehir'in tek bir kusuru var. Kapalı kapılar ardında yaşadıklarını kamuoyu ile paylaşmamaktır o da.

Krizi tetikleyen bayrak töreninin iptaliydi.
Büyükşehir bu iptale karşı itirazlarını kapalı kapılar ardında yaptı.
Törene iki gün kala krizi basından öğrenen Ertuğrul Günay, sorunu bir saatte ortadan kaldırıyorsa… Başkan Kocaoğlu sorunu gerekli mercilerle paylaşma konusunda yeterince duyarlı davranmamış demektir.
AK Parti'de süreçte iyi sınav veren tek isim Kültür Turizm Bakanı Ertuğrul Günay…
İl Başkanlığı Valiliğin tartışmalı belgesiyle faka bastı. Süreci en kötü idare eden kurumsa ne yazık ki İzmir Valiliğiydi. Kentin kurtuluş gününe bile 'şu veya bu nedenle' katılmayan Valilik, krizi tetikleyen komisyon kararındaki etkisi nedeniyle hedef haline geldi. Bakan zılgıtı ile tören programını değiştirse de bu kez sürecin faturasını Kocaoğlu'na kesmeye niyetli AK Parti'ye 'sahte' belge yaratmak gibi ağır bir suçlamayla karşı karşıya kaldılar.
Keşke bugün karşı karşıya gelen Başkan Kocaoğlu ve Vali Kıraç, 9 Eylül kutlamaları konusunda daha hassas daha duyarlı ve işbirliği içinde olsalardı. Ama zamanı geriye döndürmek yaşanan süreci görmezden gelmek ne yazık ki mümkün değil.