Beyaz boyalı duvarları, sokaklarında ahşap masaları ve bembeyaz örtüleri, tertemiz havası, nostaljik evleri ile Alaçatı'da olduğunuzu derinden hissedersiniz ta ki bir şeyler yiyip içip hesap gelene kadar. O huzur hissi yerini kazık yemişlik hissine bırakır.

Birde geceyi burada geçirelim derseniz gözünüze uyku girmez. Alaçatı'da küçük pansiyonların fiyatları bile 200 TL'den başlıyor. Alaçatı'da bir gece en lüks otellerden bile pahalı. Sezonun geç açılması ramazan ayı sebebiyle erken kapanacak olmasıda fiyatlara yansımış durumda.

Adeta İstanbullu işletmecilerin akınına uğrayan Alaçatı'da fiyatlar on katına çıkmış durumda. Bir limonata 10 TL'den başlıyor. Lüks cafelerde 2-3 kişi limonata, kahve, su için en az 70 TL hesap ödüyorsunuz. Aman birde yemek yerseniz hesabı siz düşünün artık. Tüm işletmeleride suçlamayalım uygun fiyatlı yerlerde var. Ancak onlarda yüksek gökdelenlerin arasında ki tarihi evler gibi çok az kalmışlar.

İstanbul'da yaşıyorsanız ve sürekli Nişantaşı'nda takılıyorsanız Alaçatı'da pek yabancılık çekmezsiniz.

Hem insanlar, hem restoranlar, hem ödediğiniz hesap tanıdık gelebilir.