AKP'nin gücü Vahdettin'i aklamaya yetmez

AKP'nin Erdoğan'dan sonraki döneminde adı Genel Başkan olarak geçen Mehmet Ali Şahin beyin Vahdettin'in hain olmadığı, resmi tarihin bu güne kadar Vahdettin'e haksızlık ettiği konusundaki görüşlerini duyunca ülkem adına bir kez daha üzüldüm.

Türkiye nereye doğru götürülüyor ey dostlar.

Tarihi yeniden yazacaklarını söyleyenler nasıl bir Türkiye yaratmanın peşindeler?

Çıkardıkları her yasayla, her yönetmelikle, her genelgeyle gericiliğin temellerini atanlar görmezler mi Ortadoğu'nun perişanlığını.

Yeni Osmanlıcılar neden bu ülkenin çağdaş ve aydınlık yüzüne böylesine düşman, böylesine kinli?

Neyin rövanşı alınmak isteniyor ey halkım neyin?

Şimdi de 1922 yılında TBMM'de kabul edilen bir yasayla hain ilan edilen Vahdettin'i aklamaya, kahraman ilan etmeye çalışıyorlar.

Ama bilmelidirler ki AKP'nin gücü Vahdettin'i aklamaya yetmez.

Nasıl aklayacaklar Vahdettin gibilerini.

Onlar değil mi Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan hemen sonra 1918 yılının Kasım ayından itibaren İngiliz, Fransız ve İtalyan Emperyalistlerinin Anadolu'da ilk işgallerine başladıklarında 'dut yemiş bülbül' misali suskun ve çaresiz olanlar?

Onlar değil mi İngiliz işgalcilerinin kucağına oturanlar?

15 Mayıs 1919'da İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilir, gazeteci Hasan Tahsin, Yunana ilk kurşunu sıkıp tüm dünyaya ' ilk direniş işareti'ni verdiğinde suskun kalanlar onlar değilmi?

İzmir'in işgali ulusun onurunu derinden yaralamıştır.

Ortak olmaz asla Vahdettin'ler bu acının en küçük bir parçasına.

El oğlu duyar bu acıyı Vahdettin duymaz.

Mustafa Kemal ve arkadaşları duyar Vahdettin duymaz.

Dört gün sonra da bir avuç insan başlarında Mustafa Kemal Samsun'a çıkarlar.

Yurt çapında gerçek anlamda düşmana direniş düşünceleri de İzmir'in işgaliyle başlamıştır artık.

Ya Padişah Vahdettin ne yapmaktadır tüm bu süreçte?..

Vahdettin ve İstanbul Hükümeti İngilizleri memnun etme sevdası içerisinde Mondoros Ateşkes Antlaşması'nın hemen ardından 5 Kasım 1918'de ordunun onda dokuzunun terhis edilerek, erlerin memleketlerine gönderilmesine yönelik bir kararnameyi tereddüt göstermeden imzalayıp yürürlüğe koyarlar.

İngilizlerin tutuklayıp Malta'ya sürgüne gönderdikleri yurtsever ve başarılı komutanlar Ali İhsan Paşa ve Yakup Şevki Paşa'nın ardından gıklarını bile çıkaramazlar.

Kuvayı Milliye'nin kuruluş çabalarını öfkeyle izleyen padişah ve havanesi terhis ettikleri orduyu daha da etkisizleştirmek için Kuvayı Milliye'ye yardım eden Cemal Paşa ve Cevat Paşa gibi ulusalcı komutanları görevden almaya, tasfiye etmeye başlarlar.

Aktif orduları dağıtan Padişah, İngilize direnmeyecek, kendini ve hükümeti koruyacak başka bir ordunun kurulması için harekete geçer.

İstanbul Muhafızlığı ve 25. Kolordu Komutanlığı işte bu türden ordulardır .

Onların görevleri işgale direnmeyip İstanbul'da asayişi sağlamak, padişahı ve hükümeti korumak, ittahatçı ve ulusalcıların tutuklanmasıdır artık.

Bu yapay ordulardan bir tanesi de Askeri Nigehban Cemiyetidir.

Görevi, milli harekete karşı olmak,İzmir'in işgalinden sonra Ege'de kurulan direniş örgütlenmeleri ve bunlara yardım eden subaylara karşı psikolojik harakat örgütlemek, ordunun ve subayların direnişte bulunan çetelere desteğini engellemek.

İzmir on beş gündür işgal altındadır.

Vahdettin'in Şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi bir yandan' Ordunun görevi oruç tutmaktır' diyerek fetvalar verir.

Ali Kemal gibi padişah yanlısı hain gazeteciler yazılarında ' Artık harp ve darp ile yapılacak bir şey yoktur' ' Ordunun beş vakit namazda Padişah'a duadan gayri bir şey bilmemesi lazımdır' diye çağrılar seslendirirler.

İngilizlerin desteğiyle Padişahın kurdurduğu orduların en önemlisi milli hereketi yok etmek için 18 Nisan 1920 'de oluşturulan Kuvayı İnzibatiye( Halifelik Ordusu) dur.

Görevi Anadolu'da düşmana karşı mücadele eden milliyetçileri yok etmektir.

Bu ordular Mondros Antlaşmasına aykırı bir şekilde kurulmasına rağmen İngilizlerden destek almaktadır.

İstanbuldaki tüm silah depoları İngilizlerin kontrolündedir.

Ancak bu depolardan Vahdettin'in ordularına izin yazılarıyla silah alınıp dağıtılmaktadır.

Bunların maaşları dolgun, yiyecekleri de boldur.

Türk ulusu yokluk ve yoksulluk içindedir oysa.

Fakir halk, bu yüksek maaşlarla orduya katılmaya teşvik edilip, özenlendirilir ken, Mustafa Kemal'in askerleri aç, çıplak ve silahsızdırlar.

Korku yoktur yüreklerinde.

Onlar için, söz konusu vatansa; gerisi teferrüattır.

Korkutur bu emperyalistleri ve onların uşaklarını.

Durdurmak için milli mücadeleyi kurarlar bu düzmece orduları.

Amaç kardeşi kardeşe kırdırmaktır.

İç savaş başlatırlar.

İstanbul İngiliz işgali altındayken yüksek maaşlı Vahdettin orduları kardeşlerine kurşun sıkmak için Anadolu'ya gönderilirler.
Şeyhülislam Dürrizade Abdullah ' Anadolu'daki ulusalcı liderlerin ve Kuvayı Milliyecilerin öldürülmelerinin caiz olduğunu,onlara karşı savaşırken ölenlerin şehit,kalanların gazi olacağını duyuran fetvalar verir.

Ancak tüm bu çabalar boşunadır.

23 Mayıs 1919'da milli kuvetlerin başındaki Ali Fuat Paşa Anzavur komutasındaki Halife ordusunu Adapazarı ve Sakarya'da yenip perişan eder.

Bir çok çatışmada geri püskürtülür Vahdettin'in ordusu.

Moralman çöker askerleri, bir çoğuda ulusalcılara katılır.

25 Haziran 1920'de Halife Ordusuna resmen son verir Vahdettin.

Padişah Vahdettin ve Sadrazamı Damat Ferit pes etmez yedikleri bu darbeden.

İngilizlerin izni ve desteğiyle sonuncu güdümlü orduyu da 'Kuvayı Seferiye' adıyla kurma kararı alırlar.

Bu ordu 25 000 kişilik Jandarma ve 15 000 kişilik yeni bir tümenden oluşacaktır.

Milli mücadele karşıtı ordular kurmak yetmez padişah Vahdettin'e .

Mustafa Kemal ve arkadaşlarını da Divan-ı Harp'e verir.

Gıyaplarında ölüm cezalarına çaptırılır Kuvvacı Komutanlar .

Atatürk'ün nişan ve madalyalarını hükümsüz sayar padişah.

Ankara, yurt savunması için canını dişine katmışken, İstanbul'da saraylarda yaşayanlar İngilizlerin emrinde kukla, isyancıların arkasında destek olup milli mücadeleyi zayıflatma peşindeydiler.

Ama ne emperyalistin gücü yetti, ne içteki hainlerin.

Ne Vahdettin engelleyebildi zaferi, ne de Damat Ferit ve onlardan sonra gelenler.
Sonunda denize döküldü düşman, kuruldu sonsuza kadar yıkılamayacak olan Atatürk Türkiye'si.