Yerel seçim maratonu başladı ya ne yana dönsen lacili bir bay veya döpiyesli bir bayanla karşılaşıyorsun.
Güleç bir yüz ve sıcak bir dokunuşla yaklaşıyorlar hemen insana kırk yıllık dostmuşçasına.
Sonra başlıyorlar kendilerini anlatmaya.
' Ben bu ilçede doğdum, bu ilçede büyüdüm, bu ilçede karnımı doyurdum. Dedem, amcam, dayım, babam buranın has yerlisi. Bu nedenlerle ilçem insanına vefa borcumu ödemek için aday oldum belediye başkanlığına…………..' dediler mi ben kopuyorum o zaman işte.
Bir iletişimci olarak diyesim geliyor onlara:
' Yahu güzel kardeşim senin deden bu ilçede yaşayıp öleli otuz yıl olmuş. Bu ilçe nüfusu deden sağ ve sen çocukken on beş- yirmi bindi şimdi yüz elli bin oldu. Bu ilçe o günden bu güne çok göç aldı. Senin borçlu olduğun yerli nüfus toplam nüfusun yüzde onu- yirmisi. Neden her ağzını açtığında ne kadar yerli olduğunu anlatıp duruyor, yerlici lik yapıyorsun. Bu ilçede her etnik ve mezhepsel kesimden insan yaşıyor. Senin görevin onları hemşericilik yaparak ayrıştırmak değil kendini o kente ait olduğu bilincini aşılamak. Bu söylem sana oy getirmez kardeşim. Önce al önüne ilçenin nüfus verilerini incele ondan sonra yerlici lik yap………………'
Ve ardından geniş bir ekiple hazırladıklarını önemle vurguladıkları projeler sıralanıyor art arda. Tam bir desteksiz atış yağmuru.
Aday adayımız buyuruyor ki:
' Partim bana bu görevi verirse ilçemi marka kent yapacağım.'
Haydi buyurun yakın buradan!.
' Kardeşim senin ilçenin marka özellikleri var mı, veya sen bu özellikleri nasıl yaratacaksın. Dünyada kaç adet marka kent var sen biliyor musun ?' diye soran yok.
Bir turistik ilçede Aday adayımız serbest atışa devam ediyor:
' Ben bu ilçenin turizm pastasından pay alamayışına kahroluyorum. Turistler ilçemin sınırına geliyor, ancak çarşı merkezine girmiyor. Esnafım ilçenin sahip olduğu zenginliklerden para kazanamıyor. Turist ören yerini veya müzeyi gezip otobüse binip gidiyor. Veya benim sahilimdeki otellerde kalan binlerce turist ilçe merkezine gelip benim esnafımdan alış-veriş yapmıyor. Ben başkan olunca bu böyle devam etmeyecek ne yapıp edip turisti çarşıya sokacağım. Benim ilçem elini sallayarak geçilip gidilecek yer değil. Ben bu yaman çelişkiyi çözmek için buradayım.'
Haydi bu adaya şunları söylemekten kendini ala koy bakalım:
'Bak kardeşim ülkemizde turizm artık dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi ' Her şey dahil ' denilen bir sistemle yapılıyor. Ülkemize genel olarak deniz ve hava yoluyla 1000-4000 kişilik kafileler halinde getirilen turistler sezondan aylar önce kendi ülkelerinde faaliyet gösteren özel bir turizm seyahat acentesi ne baş vurup peşin veya taksitle ücretini yatırıp, o şirketin sunduğu bir gezi paketini kabullenip toplu bir biçimde ülkemize ve dolayısıyla senin ilçene geliyorlar. Hangi gün, hangi saat ne yapacakları önceden programlanmış vaziyette tabii. Bir turistin kendi başına buyruk olma şansı yok. Elline acente tarafından verilen programı başlarında ki rehberler dahi değiştiremiyorlar. Sen beş yıldızlı bir otelde günlüğü iki yüz- üç yüz dolara kalabilirken acente aracılığıyla gelen turist kafilesi kişi başı günlüğü beş- onbeş dolar arasında bir ücretle o otelde kalıyor. Hem de yediği içtiği her şey bu rakamın içinde. On beş günlük bir tatil paketi ise her şey dahil 1000-1500 euro'ya mal oluyor bir turiste. Bu ucuz fiyat politikası nedeniyle acenteler turisti alış veriş yapacakları yerlere topluca getiriyor ve turistin alış veriş yaptığı mekanlardan cironun yüzde otuz-yüzde kırkını satışın hemen ardından peşin olarak alıyorlar. Ayrıca tüm acenteler daha kış aylarında bu komisyonlarından düşülmek üzere işletmelerden büyük büyük rakamlarla avans alıyorlar. Senin belediye başkanı olarak acente tarafından belirlenen gezi güzergahına müdahale şansın yok. Turizm kentlerinde taksici esnafı bile getirdiği bir mekandan sefer başı 20-30 TL. nakit para alıyor. Ayrıca satış yapılırsa yine komisyonunu alıyor. Yani bu bir zincir ve senin bu zinciri kırma şansın asla yok. Bu yerli turiste yönelik çalışan acentelerde de böyle. Yani belediye başkanı olunca turisti ilçe çarşısına sokamıyorsun. Ancak bireysel veya üç beş kişilik bağımsız gelen turist senin ilçende kalır ve alışveriş eder. Son on beş yıldır bu tarz seyahat eden turist sayısı da yok denecek kadar az. Bak dostum 3 Ekim tarihli Hürriyet Ege gazetesinde turizmin gözde merkezi Muğla Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Şükrü AYYILDIZ bu 'her şey dahil ' sistemine ve büyük alış veriş merkezlerine isyan ediyordu. Ayyıldız, Muğla'da bile yerel esnafın turizmden yeterli payı alamadığını ifade ederek son sekiz ayda Muğla merkezde 107, Marmaris'te 307, Bodrum'da 203, Dalaman'da 49, Fethiye'de 210, Datça'da 36, Köyceğiz'de 54, Milas'ta 155, Ortaca'da 66, Ula'da 43, Yatağan'da 58, Kavaklıdere'de 16 kepenk kapattığını ve bu rakamların yıl sonuna kadar çok daha fazla artacağını açıklıyordu.'
İşte kardeşim turizmin hali özetle bu. Bu gerçekler karşısında desteksiz atma sonra mahcup olursun. Kendin olduğun gibi mensubu olduğun partiyi ve seni seçtirmek için emek veren partililerini de mahcup edersin.