1987 yılının ilkbaharında çalıştığım gazete tarafından Van'nın Özalp ilçesine gönderildim.
Yanımda Fransız Le Fıgaro gazetesinin Ortadoğu muhabiri Aron Orvelle 'de vardı. Yerel muhabir olarak Aron'a rehberlik yapma görevini de üstlenmiştim.
Rahmetli Ahmet Vardar ' 1943 yılında kurşuna dizilen 33 Kürt köylüsünün çocuklarını, torunlarını bul, bak ne işle meşguller, nasıl yaşıyorlar, neler his ediyorlar vs.' yaz demişti.
Aron ise, daha çok sınır boyunca. İran, Irak, Suriye ve Türkiye arasındaki bölgelerde yaşayan Kürt aşiretlerinin yaşam biçimleriyle ilgili bir dizi hazırlıyordu. Suriye ve Irak ve İran'ı gezmiş son durak olarak Türkiye'ye gelmişti.
(Türkiye'de medyamız tarafından bu konuda bir araştırma yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Lakin Le Fıgaro 'da çok kapsamlı yayınlar oldu. Medyamız şark meselesine hep Fransız kaldı da o yüzden merak ettim.)
Bir hafta süreyle Özalp ve köylerini dolaştık, 1943 yılında kurşuna dizilen köylülerin çocuklarına, torunlarına ulaştık, onlarla geceler boyu sohbet ettik.
'Devlet' yaşamınızdaki en büyük adalet sağlayıcıdır. Eğer o size adaletsizlik yapmışsa acısı hiç unutulmuyor. Çünkü artık gidecek kimseniz yoktur. Olduğunuz yerde acılarınızla tükeniyorsunuz.
Dedesi, amcası, babası kurşuna dizilmiş insanlardan hep şunu duyduk.
'Keşke devletimiz bunu yapmasaydı'
'İran kaçakçılarını ihracatçı yaptı, biz neden bunu beceremedik' diyenlerde olmuştu.
İlçeden dönerken röportajımın başlığını Mehmedi Musto'nun torunundan almıştım. 'Bize pasaport versinler, adımız kaçakçı değil, ihracatçı olsun'
Güneydoğu'da sınır boyu yaşayan insanlar yüzyıllardır ticaretle uğraşırlar. Herkes akraba, aileler arasında sınır ötesine kız alınıp veriliyor. Sınırın her iki tarafında evi olan yüzlerce vatandaşımız var.
Türkiye sınırından, Irak'a, İran'a Suriye'ye doğru uzanan ince uzun yüzlerce yol vardır. Devletin bildiği, gördüğü ve göz yumduğu bu yollarda sıra-sıra dizilmiş mal yüklü katır kervanlarını gün ortasında görebilmek mümkündür.
Sınırın bir ucundan diğerine geçmek için havanın azcık kararmasını beklerler. Binlerce ailenin umudu ve geleceği o katırların sırtında taşınır. Bizde pahalı olan komşuda ucuzdur, bazen de bizde ucuz olan komşuda pahalıdır. Çoğu zaman para yerine ürünler takas edilir.
Örneğin; sigara yaprağı alınır, yerine yağ verilir.
Bize göre kaçakçılık yada kayıt dışı ekonomi olan şey, orada gayet doğal olan bir ticaret biçimidir.
Biz 'kaçakçı' deriz. Sınır Kürtleri 'tüccar'
33 köylünün kuşuna dizilmesinin sebebi de yine (TBMM tutanaklarına göre) hayvan ticaretinden doğan büyük rantın, jandarma komutanı, kaymakam ve aşiretler arasında bölüşülmesinden yaşanan çatışmadan kaynaklanmıştır.
Köylüler, kaçakçı oldukları için değil, sınırdan geçirdikleri hayvanların kazancını sınır bürokratları ve askerleriyle paylaşmadıkları n dan diğer aşiretlere gözdağı vermek için kurşuna dizilmişlerdir.
Ahmet Arif'in 33 Kurşun adlı uzun şiirinde;
Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...
Dünde, bugünde, bütün yaşananların toplamı şu mısrada toplanmış 'Pasaporta ısınmamış içimiz'
Türkiye, bölgenin üretim ve ticaret potansiyelini tel örgülerle, askeri bölgelerle kesmek yerine, sınır ticaretini bölge halkının eğitim ve gelişmişlik düzeyine düzenleyemedi, düzenlemedi.
Bir ülke düşünün…
80-90 yılda sınır ticaretini kendi vatandaşının yaşam ve üretim koşullarına göre yapılandırmadı. Onları kaçakçılığa zorladı. Sınırlarına milyonlarca mayın döşedi. Yüzlerce vatandaşını o mayınlı tarlalarda öldürdü, sakat bıraktı.
Bugün sınır kasabalarını şöyle bir gezin lütfen…
Kolsuz, bacaksız, gözlerini o mayınlı tarlalarda yitirmiş onlarca insan, yüzlerce öyküyle karşılaşacaksınız.
Bir devlet kendi vatandaşına mayınlı tuzak kurar mı ?
Bir devlet kendi vatandaşını sorgusuz, sualsiz bombalar mı ?
28 Aralık 2011 tarihinde Türk Hava Kuvvetlerine bağlı F16'lar, Şırnak- Uludere'ye bağlı Roboski (Gülyazı) Köyü yakınlarında 35 sivil vatandaşı öldürmesini yorumlayan masa başı gazetecileri, TV yorumcuları diyor ki..
'efendim onlar kaçakçıydı'
Kaçakçı olmak 'öldürülme' sebebimi?
Sizi dinlerken, okurken bu ülkenin gerçeklerinden ne kadar uzak olduğunuzu düşünüyorum.
Görmeden, araştırmadan yazdıklarınızın cezasını bu halk 35 bin can ödeyerek çekti. Hala da çekiyoruz. Sizin sözlerinizle beslenen, yorumlarınızla şekillenen, ön görülerinizle yürüyen politikacıları da NIETSZCHE ünlü sözüyle uyarıyorum.
'Bazı şeyleri yarım bileceğine, bir şey bilme, daha iyi'