RÖPORTAJLAR
9 Ekim 2013 Çarşamba

2014’ün sorumluluğu bana ait!

Yazarımız Gönül Soyoğul, hem partisi, hem de kendisi için önemli olan bu karardan başlayarak, kent adına hayati önem taşıyan konuları sordu, Başkan Kocaoğlu içtenlikle yanıtladı.

2014’ün sorumluluğu bana ait!

2009 seçimleri öncesinde hiç bu kadar gerilmemiştik. En azından Aziz Kocaoğlu’nun ‘aday olmak’ istediğinden emindik. Kararsız olan, top çeviren, ‘kadın mı olsun/erkek mi olsun’ geyikleriyle ayıplı gıdıklamalar yapan CHP Genel Merkezi’ydi. Adıyla/sanıyla söyleyelim, dönemin genel Başkanı Deniz Baykal’dı.
Aziz Kocaoğlu, ‘anketler işaret ettiği, CHP onunla kazanacağı için’ Baykal tarafından ‘elmecbur’ aday ilan edildi; seçim, Kocaoğlu’nun yüzde 56.7’lik zaferi ve 30 ilçede 28 CHP’li Başkan’la nihayetlendi.
Köprülerin altından 4.5 yılda çok su aktı. Yerel seçime yine 6 ay kaldı; ortada yine ‘puslu/kararsız’ bir hava var. Lakin bu kez (en azından şimdilik) kararsızlığın adresi  CHP Genel Merkezi değil, İzmir’in iki dönemdir başkanlığını yapan Aziz Kocaoğlu. Ne olacağım diyor, ne de olmayacağım. Koltuğuna kendi partisinden aday adayları çıkıyor, bir kısmı kıyıda olup biteni izliyor; özellikle de ilçelerin kimi aday adayları, bir yandan Genel Merkez turları yapıp bir yandan da Ümit Yaldız’ın benzetmesiyle ‘Mart kuzuları’ gibi Kocaoğlu’nun işaretini bekliyor. Ama ne yapacağını, Genel Merkez dahi bilmiyor!
‘Vardır bir bildiği herhalde, bildiğini biz de bilelim’ diyerek istediğim randevu talebi, biraz gecikmeli de olsa Pazar günü geldi. Aziz Başkan’ın en sevdiği, Bornova Belediye Başkanı seçildiğinde ilk projelerinden olan ‘yeşil cennet’ Homeros Vadisi’nde bir araya geldik. İzmir’in nefes kesen manzarası, güz güneşinin güzelliği ve Vadi’nin kıymetlileri Homeros Kültür ve Sanat Derneği’nin kurucusu ve yaşatanı Mümtaz Öktem ile eşinin ikramları eşliğinde adaylıktan başlayıp kentin son dönemde gündemini oluşturan konulardan, sonra tekrar adaylıktan/ilçelerdeki yarıştan çıktık.
Ege TV’de ‘Söz Meclisten İçeri’de de söylediğim gibi; bedenen yorgun ama ruhen/zihnen çok canlı gördüğüm Aziz Başkan’la ilgili kişisel yorum ve değerlendirmelerimi köşe yazısı için biriktirip, aradan çekiliyorum. Uzatmadan… Bakalım çıkarımlarınız ne olacak?


    
GÖNÜL SOYOĞUL: Sorulacak çok konu var ama şu anda sizin ağzınızdan çıkması beklenen ilk kelime ‘adayım’ veya ‘aday değilim’ demeniz. Hatta en son Genel Başkan’ınız Kemal Kılıçdaroğlu da sizi işaret ederek basın aracılığıyla ‘Aziz Bey’in kararını bekliyoruz’ çağrısı yaptı. Hala mı bir açıklama yapmayacaksınız?

AZİZ KOCAOĞLU:
Önce genel başkanımıza teşekkür ediyorum. Bizi gerçekten mutlu etti. Ama şöyle bir şey var, ben geçen dönem biliyorsunuz seçime 6 ay kala aday olmuştum. 2009’un koşulları, seçim süreci farklıydı, 2014’ün farklı. Çok daha farklı koşullarda, hem ülkenin durumu, hem siyasi durum, hem çevremizin durumu, hem kentin durumu, hem de 9.5 yıllık bir belediye başkanı olarak adaylık konusunda süreci izlemek, çok erken karar vermemek gerektiğine inanıyorum. Bu sadece benim için değil, kent için, ülkemiz için hem de partimiz için; öyle düşünüyorum. Bu süreci yaşamak istiyorum. Çünkü Türkiye’de her gün gündem değişiyor. Bunu izleyip bu işi bir müddet daha böyle götürüp aday olmaya karar verdiğim an açıklayacağım.

SOYOĞUL: Ne kadar sürecek bu izleme?

KOCAOĞLU:
Bu işin acelesi de yok. En son seçim kuruluna verilme tarihine kadar vakti var.

SOYOĞLU: O zamana kadar karar vermeyebilirim yani diyorsunuz…

KOCAOĞLU:
En uzun süre o. Ama gelişen koşullara göre, duruma göre her gün değerlendiriyoruz. Ona göre karar vereceğiz.

SOYOĞUL: AK Parti’nin adayını açıklaması sizin için ne kadar önem taşıyor?

KOCAOĞLU:
Çok önem taşımıyor aslında. Ama elini görmenin de hiçbir zarar yok. Rakibin elini görmenin hiç zarar yok. Bizim de 10 seneye yakın süre belediye başkanlığı yapmış bir insanın dinginliğiyle, özgüveniyle o süreyi beklememiz gerekiyor.

SOYOĞUL: Rakibin elini görmenin bir zararı yok diyorsunuz; peki Büyükşehir adayı  Binali Bey olursa, Rıfat Sait olursa ya da İlknur Denizli olursa… Bunlar sizin kararınızı ne ölçüde etkileyecek? Binali Bey olursa yüzde 100 aday olurum der misiniz mesela?

KOCAOĞLU:
Öyle bir şey yok. Şimdi mesele sadece Büyükşehir adayını görmekte değil. İlçe adaylarını görmekte de büyük fayda var. 30 ilçenin adayı belirlenecek. Bunların büyük çoğunluğu zaten bellidir, başka seçenek yoktur, alternatif yoktur vs. Ama belli ilçelerde belli dengelerin gözetilmesi gerekir. Bu bir satranç oyunu gibi; karşı tarafın yaptığı hamleye, sizin de hamle yapmanız gerekir. Benim burada yapacağım iş uyarı görevidir. Genel merkezin düşündüğü, karar verdiği bir arkadaşın kimin adayına göre tekrar gözden geçirilmesi ve onunla daha iyi mücadele edecek bir adayın konması da söz konusu olur. Önemli olan benim yahut başkasının belediye başkanı olması değil, önemli olan İzmir’de Cumhuriyet Halk Partisi’nin 30 ilçe ve büyükşehirle beraber galip gelmesidir. Elimizde hazır bu imkan varken, 2009’da başarı grafiği çizmişken erken davranıp riske sokulmaması gerekir.

SOYOĞUL: Genel merkezin adaylarla ilgili düşüncesi vardır, benim bu noktada tavsiyem/uyarım olur dediniz. Kafanızda netleşen isimler var mı ilçelerle ilgili?

KOCAOĞLU:
İlçeler konusunda netleşenlerin olması da bence bir anlam ifade etmiyor. Biz bildiklerimizi, gördüklerimizi, doğru bildiğimizi genel merkeze aktaracağız. Onun kararı, sorumluluğu şunun ya da bunun tercih edilmesi genel merkeze, genel başkana ait. Sadece doğru bilgi aktarmak, net ve doğru bilgi aktarabilir miyiz, onun peşindeyiz. Onu kendimize görev olarak kabul ediyoruz.

SOYOĞUL: Peki siz bu konuda anket çalışması, yoklamalar yaptırıyor musunuz veya size mevcutlar geliyor mu? Yaptırmıyorsanız da yaptıracak mısınız?

KOCAOĞLU:
Herkes anket yaptırıyor. Ben açıklanan hiçbir ankete prim vermiyorum. Kim açıklarsa açıklasın.

SOYOĞUL: Kamuoyuyla paylaşın diye söylemiyorum. Siz kendiniz için…

KOCAOĞLU:
Bilime inanıyorsanız, eğer anket bilimsel, art niyetsiz yapılıyorsa çok az artı eksiyle doğru sonuç verir. En azından o gün verir. Elbet biz de bilimden yararlanacağız.

SOYOĞUL: Siz aday olmamayı zamana bırakmış, yaymış görünüyorsunuz ama eğer aday olursanız diye de bir yandan çalışma yürütüyorsunuzdur. Son dakikada buna karar verip de…

KOCAOĞLU:
Orada da bir yanlış anlaşılma var. Adam aday olup olmamayı düşünüyor, bir taraftan da harıl harıl koşturuyor, cumartesi etkinliklerine devam ediyor deniyorsa…

SOYOĞUL: O anlamda sormayacaktım. Adaylıkla ilgili kararı kendi içinizde tartarken, bir taraftan da ‘aday olursam İzmir’in önüne bu 5 yıl için ne koyacağım, nasıl bir proje, projeksiyon
çizeceğim’ diye düşünüyorsunuzdur sanırım. Kafanızda bu yöndeki hazırlık ne?

KOCAOĞLU:
Mevcut belediye başkanı ileriye dönük sadece 5 yıllık değil 10 yıllık stratejisini, stratejik planını yapmak zorundadır. Biz bu çalışmaları zaten geçmişten bu tarafa yapıyoruz. Belediye başkanlığı 5 senede bir kesiliyor, seçime giriliyor ama kurum devam ediyor. Belediyenin yapmak istediği projeler, kenti götürmek istediği hedef; bunların hepsi bizce malum. Bu projeleri biz öncelik sıralamasına koyuyoruz, tekrar şu anda stratejik plan çalışması yapıyoruz. Hem birimlerimiz yapıyor hem sivil toplum örgütlerinden, odalardan görüşlerini aldık, hem de sosyal medyadan görüşlerini aldık. Ben de cuma günü sosyal medyadan gelen, odalardan gelen hemen hemen bütün stratejik planla ilgili dökümanları okudum, bitirdim. Notlar da aldım, arkadaşlara verdim onu toparlayacaklar. Biz stratejik planı, yol haritamızı hazırlıyoruz. Kim aday olursa olsun ona takdim edeceğiz. Kim kazanırsa kazansın ona da takdim edeceğiz. İstediklerini yapar istediklerini yapmaz ama bu belediyenin ürettiği bilgidir; bu bilginin mutlaka ve mutlaka kent için paylaşılması gerekir. Bu çalışmaları yapıyoruz.

SOYOĞUL: Gelen bilimsel verilere göre bir takım kararlar alınır ama bunca zaman burada belediye başkanlığı yaptınız, devam ediyorsunuz; sizin aklınızda ne var gelecek 5 yıl için ana hatlarıyla? Belki de yoktur!

KOCAOĞLU:
Olmaz mı canım, hemen dökülüverir. Ana hatlarıyla şimdi de dökülür. İstersen sayayım.



SOYOĞUL: Vakit kısa, mümkünse olmazsa olmazlarınızı…

KOCAOĞLU:
Öncelikle evsel atıkların bertaraf edilmesi, enerji üretilmesi, geri dönüşümü dahil 5 yıl içinde çevre yatırımlarının hepsi bitecek. İzmir, çevre yatırımları açısından dünyanın en saygın kentlerinden bir tanesi olacak. Zaten bunun çoğunu hallettik. Körfezin temizlenmesi, kanalın açılması bunun bir büyük ayağı. Dünyadan en gelişmiş teknolojinin kullanarak yapılması çevre yatırımlarının ana omurgasını oluşturuyor. Efendim Dikili’de arıtma yok yapılacak; Kiraz’da yok yapılacak. Beydağ aynı şekilde. Karaburun’da, Mordoğan’da vs. bunların hepsi yapılacak. Biz rutin işlemi zaten yapıyoruz. Kanalizasyonlar yeniliyor. Bir kısmına derin deşarj yapılıyor. Su tesisatı yenileniyor. İzmir yağmur suyu açısında coğrafi açıdan sıkıntılı bir kent. Dağların çevirdiği bir çukurda yaşıyoruz. Küresel ısınma ayrı bir problem. Bugün yaptığımız çalışmalar, yağmur suyuyla yaptığımız mücadeleler, küresel ısınmadan dolayı, denizin kapanmasından dolayı, med-cezirin toleransının artmasından dolayı sıkıntılar yaşanıyor. Bu çalışmalar zaten yapılıyor. Bir de bizim çok önem verdiğimiz, olmazsa olmaz dediğimiz kentin hizmet sektöründe ve turizm sektöründe büyümesi. Bunu tabii ki kültür sanatsız düşünmek mümkün değil. Bunun yanında biz fuarı (Gaziemir’deki) 2014 yılında bitiriyoruz. Mart’a yetiştiremezsek haziran-temmuz gibi kesinlikle bitireceğiz.
Mart ayında mermer fuarımız geçtikten sonra da şu anda kongre ve sergi sarayının hollerini içeriden ve dışarıdan restore ederek ses yalıtımı, izolasyonu ve akustiğini düzenleyerek orayı bir kongre ve sergi sarayına dönüştürüyoruz. 26 Mart 2014’te başlayacak olan mermer fuarı bittikten sonra çalışmalarına başlıyoruz. O zamana kadar da ihalesini sürdüreceğiz. Bir taraftan kongreciliği bir taraftan da fuarcılığı geliştirmeye çalışıyoruz. Hizmet sektöründe olmazsa olmazımız bu. Bu önemli bir konumuz. Kültür sanatta yine kongre merkezinde 3000 kişilik hem kongrenin yapılacağı salon hem de şovların, gösterilerin yapılacağı bir amfi yapıyoruz. O da bir kültür-sanat faaliyetimiz. Bunun yanında opera binamızın projesi bitti, 2014 yılında ihalesine çıkacağız. Kıyı projemiz bildiğiniz gibi Pasaport’tan başladı. O peyderpey devamlı ihaleye çıkarak bittiği zaman ana noktası ortaya çıkacak. Proje bitti, yürürlüğe girdi. Arkadaşlarımız havagazı fabrikasında konuşlandılar. Orada ciddi bir ekibimiz var. Onların da denetiminde fen işlerimizle beraber 40 kilometrelik kıyı düzenlemesini yapıyoruz. Bu da önemli bir projemiz.
Geçtiğimiz günlerde yine çok önem taşıyan Akdeniz Akademisi’nin açılışını gerçekleştirdik. Akdeniz Akademisi çerçevesi altında tarihi bölgenin Kemeraltı, Agora, Kadifekale hattının düzenlenmesi ve rehabilitasyonu söz konusu. Elimizdeki tek tarihi bölge bu. Buranın çalışmaları da hızlı bir şekilde devam ediyor. 5 sene içinde de buranın rehabilitasyonu yapılacak. Gelen yerli ve yabancı konukların tarihi İzmir kentinin değerlerini içine sindireceği orada nefes alacağı, oradaki birçok kültürün gün yüzüne çıkacağı, toparlanacağı merkezi harekete geçiriyoruz. Antik tiyatronun kamulaştırma ihaleleri bitmek üzere. Orada yapacağımız müze ve kültür merkezinin kamulaştırma çalışmaları devam ediyor. Bunları da sürdüreceğiz.
Bir de çok önemli bir konumuz İnciraltı’ndaki sağlık kampusu. İnciraltı’nın planlanmasını EXPO’ya bağımlı kılmamak gerekiyor. Başından beri aynı görüşteyim. Göreve geldiğim günden bu yana İnciraltı’nın planlanmasını istiyorum. Ama düşük yoğunluklu, yeşillikler içinde bir doğa merkezi, yeni bir yeşil alan ve şifa dağıtacak bir alan olarak tasarlıyoruz. 270 hektar bir kent ormanının arkasında 420 hektarlık bir sağlık kampusu. Burada tıp fakülteleri, araştırma enstitüleri, sağlık yüksek okulları, hastaneler, spa’lar, kür merkezleri ve termalle ilgili sağlık ünitelerinin, otellerinin kurulmasını öngörüyoruz.
Bizim yeni kent merkezinin yani liman arkası Turan-Salhane bölgesinden sonra orası da 5000 dönümlük biliyorsunuz. 4000 dönüm civarında İnciraltı sağlık kampusunun de planlanmasından sonra İzmir tüm dünyadaki yatırımcıları, sağlıkla ilgili, turizmle ilgili bir cazibeye kavuşacak. Sizin de bildiğiniz gibi eskiden çukurla kalkıp çukurla kalkıyorduk. Yeni kent merkezi planları bitince Basmane Çukuru hemen hemen gündemden düştü. Zaman zaman yazılıyor çiziliyor, İzmir’e yatırımcı gelmiyor diye bir söylem vardı. Şu anda yatırımcı geliyor, niye geliyor, çünkü yatırımcıya cazip arsalar sunarsınız, bölgeler planlarsanız yatırımcı geliyor. Şu anda birçok proje yürüyor, birçok proje de temel atmak üzere. İnciraltı da planlandığında aynısı olacak. inşallah EXPO’yu 27 Kasım’da alırız, almak istiyoruz hepimiz canhıraş uğraşıyoruz ama almazsak bile İnciraltı’nın sağlıklı bir şekilde planlanması şarttır İnciraltı planlandığında hem merkezi hükümetimiz hem Büyükşehir; EXPO’da tahattüt ettiği EXPO’yu aldığı zaman yapması gereken yatırımları 2020’ye kadar yaparsa, kent zaten EXPO’yu yapmış gibi olacaktır. Bizim EXPO çerçevesinde kenti 2005’ten beri dünyaya tanıttığımız da bir realite, hep birlikte el ele vererek. İzmir bugün yatırım yapılabilecek Türkiye’de en cazip illerden bir tanesi. Tabii yatırımdan kastımız bozulmadan, yoğunlaşmadan, çevreyi koruyarak, sürdürülebilir, bulvarları, meydanları yapılarak, spor alanları yapılarak, kentin siluetini bir ressamın fırçasından çıkmış gibi yeşiliyle beraber yeniden dizayn etmek üzere yola çıkıyoruz. Kent dönüşümünden anladığımız bu. Kent dönüşümünde 5-6 noktada çalışıyoruz. Maalesef ve maalesef, açık açık engellemeye çalışıyorlar. Hem milletvekilleri, hem ilçe başkanları, hem siyasiler, ‘kent dönüşümü şu kanunla yapılırsa daha iyi olur’ diye… Büyükşehir’inki halkın aleyhine değil, tam tersine halkın rızasıyla yapılıyor.

SOYOĞUL: Hükümet ile belediye uygulamasının arasındaki fark nedir?

KOCAOĞLU:
Bizim yaptığımız uyguladığımız sistemde halkın rızası şart. Ama diğerinde 3/2’si isterse yıkabiliyorsun, isterseniz bir alanı 2000 yılından önceki bütün binaları riskli bina olarak rapor alıp yıkabiliyorsunuz. Bu doğru bir yöntem değil; bu, vatandaşı huzursuz eder. Bu, vatandaşın hakkını belli kişilerin elinde gasp etme noktasına kadar varabilir. Biz böyle bir uygulamayı, düşünceyi gerçekleştirmek istemiyoruz. Kent dönüşümünde ana ilkemiz, belediyenin öncülüğünde yapılacak. Tabii ki inşaatı yapan müteahhit, inşaatı yapan kooperatif hakkını alacak, parasını kazanacak. Kooperatif üyelerini daire sahibi yapacak, mümkün olduğu kadar ucuz. Müteahhit arkadaşlar da yaptıkları dairelerden de para kazanacak. Bu işin doğasında olan bir şey ama burada üretilen rant rekabet yöntemiyle belediyeye hiçbir şey kalmadan orada yaşayan, orada gecekondu yapmış, arsa almış insanlara dönecek. Bizim yaptığımız sistemin ana omurgası bu.


SOYOĞUL: Peki kazma ne zaman vurulacak? Bu noktaya ne kadar zaman var?

KOCAOĞLU:
Şu anda Uzundere’de çok iyi durumdayız. Bayraklı’da çok iyi durumdayız. Buradan sizin kanalınızla bütün siyasilere, bu işi engellemek isteyen arkadaşlara bir örnek gösterelim biz. Biz çok küçük yerlerde çalışıyoruz, 500-600 hektarlık alanları 6336 ilan ediyorsunuz. bizim şu küçük işlerdeki örneklerimizi bir gösterelim. Bayraklı’da, Uzundere’de Ballıkuyu’da, Aktepe-Emres’te, Ege mahallesinde örneklerimizi gösterelim. Biz bunları yapalım, buraları engellemeye çalışmayın, menfi propagandalar yapmayın. Siz de yapın. İzmir’de o kadar çok 4700 hektar 7000 dönüm kent dönüşümüne tabi olacak alan var. Siz bir taraftan başlayın, biz bir taraftan başlayalım. Kimin nasıl iş yaptığı, kimin kent dönüşümüne nasıl baktığı ortaya çıksın. Ortaya çıkacağı için sanıyorum engelleme söz konusu. Bizim bakışımız, duruşumuzla, bizim verdiğimiz yoğunlukla, bizim vatandaşa tanıdığımız hakla, yapacağımız binalarla, onların niteliğiyle ve yaratacağım sosyal donatı alanlarıyla, kent merkezleriyle onların yapacakları, biraz da rantı ön plana çıkartan kent dönüşümü arasında kıyas olacağı için sanıyorum, bizim çalışmaları engellemeye çalışıyorlar. Bir belediye başkanı kalkmış ‘ben kent dönüşümü yapacağım’ diyor. Bunu engellemenin, bunun yanlış olduğunu söylemenin, buna taarruz etmenin hiçbir anlamı da yararı da yok. Mesela şöyle söyleyeyim. Bayraklı’da bir toplantı yaptık geniş katılımlı. Sanıyorum 1500 civarında insan vardı. Orada projemizi anlattıktan sonra şu anda Adalet Kalkınma Partisi’nin Bayraklı’daki ilçe başkanı geldi ‘çok güzel hazırlanmış. Biz de buna destek olacağız’ dedi. Orada dinleyenler de vardı 3-5 arkadaş. ‘Çok teşekkür ederim, hep birlikte yapalım bu işi’ dedim. Adını da vereyim, Ali Aslan. Ondan sonra bu arkadaş bir hafta sonra ‘bu yanlıştır. Böyle olmaması lazım’ diyerek orada kahve kahve, ev ev gezip engellemeye çalıştı. Bundan ne umuyor? Gümüşpala civarında da kendileri ilan ettiler. Orada onlar çalışsın. Burada 60 hektarda biz çalışalım. Görülsün, herkes onu da görsün, bunu da görsün. Biz planlarına itiraz etmiyoruz vs. vs. Bu niye oluyor? Belediyenin önü niye kesilmek istemiyor? Bakanlar Kurulu’nda imzalanması gecikti. Seçime kadar yetişmesin diye. Biz kimi mağdur etmişiz 9.5 senedir de orada sade vatandaşın evini yıkıp mağdur edeceğiz?

SOYOĞUL: Buradaki engelleme kafa karışıklığı mı? Ali Aslan’ın söyledikleri vatandaştan size nasıl yansıyor? Tekrar ikna turu mu yapmanız gerekiyor?

KOCAOĞLU:
Kafa karıştırıyorlar. Biz şu kadar vereceğiz diyorlar. Vaat etmekle, söz vermekle mal tükenmez. Biz şu anda 2 yerde anlaşma yaptığımız zaman… Çünkü bizim blok blok yerleşim planlarını da yapıyoruz. Bir yerde bir adada anlaştığımızda biz orayı ihaleye çıkacağız. İhaleye çıkacağız bunu alacak olanlar kooperatifleşme varsa kooperatif ihaleye girecek; biz atıyorum yüzde 35’le ihaleye çıkacağız, adam gelecek 36-37 veriyorum diyecek, yarışacak. Kim fazla verirse ona vereceğiz. Biz kontrol edeceğiz. Koordinasyonu biz yapacağız. İhaleye biz çıkacağız. Vatandaşın dairesinin niteliğini biz kontrol edeceğiz, şartnameye göre yapılmasını sağlayacağız. Yolunu, alt yapısını biz yapacağız. Bir yapalım, bir görülsün. Kimin ne yaptığı ortaya çıksın. Sonra eleştirilsin.

SOYOĞUL: İzmir’de son günlerin en önemli konularından biri de rant meselesi ki, bu konu önümüzdeki dönemde de İzmir’in en çok konuşulan/tartışılan konularından biri olmaya namzet. Sizin keskin çıkışlarınızdan biri İnciraltı’na dair ‘oradaki plan değişikliğini kabul etmeyeceğim’ çıkışınızdı.

KOCAOĞLU:
Plan değişikliğine değil, EXPO yerleşim alanına.

SOYOĞUL: Evet. Daha önce de Alsancak’ta Liman meselesinde tavrınızı koydunuz AVM’ye karşı. Yine Bornova Ağaçlı Yol’la ilgili olarak mahkemeye başvurdunuz. Mavişehir’de müthiş bir yoğunluktan bahsediliyor. Planların belediye haricinde değiştirilip yeşil alanlara yeni konutlar yapılması söz konusu… Akla ilk geliverenler bile pek çok!

KOCAOĞLU:
Yeşil bölgenin imara açılması ve yüksek yoğunlukla yani orada yaşayan vatandaşlara ait olan onların ihtiyacı olan yeşil alan gereksinimini veya spor tesisi gereksinimi sağlayacak yeşil alanların satılarak imara açılmasına karşıyız.

SOYOĞUL: Anlaşıldığı üzere, önümüzdeki dönemde pek çok yer daha gündeme gelecek. Ne yapacaksınız? Prof. İlhan Tekeli’ye göre, İzmir’i güzel yapan telaşsız şehir olması ve İzmir İstanbul’a benzetilirse özelliğini/güzelliğini kaybeder. Siz nasıl düşünüyorsunuz? 

KOCAOĞLU:
İzmir’de son dönemde bombardıman gibi arsaların, yeşil alanların resmi parsellerin, ağaçlandırılacak alanların imara açılması ve satılması söz konusu. Karayolları arazisi satıldı, bizim davamız devam ediyor. Sonucu ne olacak bilmiyorum. Mavişehir aynı şekilde satıldı. Orada spor tesisler var, onlar satıldı. Karayolları’nın yanındaki Devlet Su İşleri’nin arazisinin harita çalışmaları yapılıyor. Yarın o da ihaleye çıkacak. Bugüne kadar harita çalışması yapmayan kurumlar, bugün niye kalkıyorlar. Ondan sonra zeytincilik var, İl Tarım Müdürlüğü var. Halbuki o aksı biz yeşil aks olarak belirlemiştik. Devlet dairelerini oradan çıkarsan, bu devlet daireleri yeşil aks olsun diye planlamıştık. Aynı şekilde Uzundere’de bizim aldığımız TOKİ konutlarının arkasında 300 dönüm alanı meradan çıkartıyorlar. Oraya yakın bir yerde biz mezarlık yapmayı planlamıştık. Gazetelerden okuduğumuza göre valilik ‘orada hayvancılık yapan yok. Mera vasfından çıkartılması’ kararını vermiş. Sanıyorum orası da satılacak. Ne kadar doğru bilmiyorum, Sasalı’da bir alanın yine imara açılması söz konusu. Tekel arazileri satılıyor. Sümerbank arazisindeki durum… Ayrıca anlatırım.

SOYOĞUL: Yeri gelmişken anlatır mısınız?

KOCAOĞLU:
Orada bizim nasıl olsa komisyonda görüşülecek diye bir hamlemiz söz konusu değildi. Biz komisyona çağıracaklar diye beklerken Kültür Turizm Bakanlığı bu alanı istedi. Buradaki yıkık binaları kongre merkezi yapın, müze yapın diyerek oradaki ticari alanı da açıkta tutarak orayı talep etti. Talep etti ve konu Turizm Bakanlığı ve valilik tarafından il genel meclisinin gündeme geldi. İl genel meclisinin gündemine gelince dedik ki ‘bizim de burada hakkımız var’ Sayın Cahit Kıraç zamanında bir talepte bulunmuştuk, Vali Bey bunu il genel meclisinin gündemine havale etmemişti. Biz bu sefer hem valiliğe il genel meclisinin gündemine göndermesi için, hem de il genel meclisi başkanlığına istekte bulunduk. Bunun üzerine il genel meclisi başkanı gündemi yaptı, getirdi ve bizim talebimizi onayladı. Onlar bizim gibi baksalardı, getirmeselerdi bugün Sümerbank arazisinin tartışması bile söz konusu değildi. Sayın valimiz ‘Ben kanunu uyguladım’ diyor. Kanunu uygulamak? Sümerbank arazisinin Kültür Bakanlığı’na verilmesine; meclise, geçmiş valimiz havale etti, onaylasaydı kanunu uygulayacak mıydı? Kültür Bakanlığı için geçerli olan kanun Büyükşehir için geçerli değil mi? Vali Bey onu pekala imzalayabilirdi. Hayır imzalayamaz yukarıda bir şey gelmeden! Saygı duyuyorum ama kanuna uydum demesi bizim kanuna uygunsuz iş yaptığımız anlamına geliyor ki, böyle bir şey yok. Vali bey diyor ki, ‘ben yukarıdan aldığım talimatla istersem Kültür Turizm Bakanlığının talebini onaylarım, il genel meclisi karar verirse ama Büyükşehir belediyesine verirse onaylamam’ diyor. Kanundaki yetkisini kullanıyor ama kanuna uymuyor. Kanuna uymak ayrı şey. Buradan bizim kanunsuz bir talepte bulunduğumuz anlamı çıkıyor. Kanunda Büyükşehir belediyesine de veririm Kültür-Turizm bakanlığına da verebilirim Milli Eğitim bakanlığına da verebilirim, kanun öyle diyor çünkü. Ama Büyükşehir Belediyesine vermiyorum inisiyatifini uyguluyor. Biz kanunsuz bir öneride bulunmadık. Kanunu uygulamak söylemi son derece eksik bir söylem.

SOYOĞUL: Rant konusuna dönersek…

KOCAOĞLU:
Limanda şimdi ayrı bir proje geldi. AVM’yi küçültmüşler. Efendim, ya ben bu metrekare ya da hektar hesabını bilmiyorum ya da bir çarpıklık var. Şimdi zaten kurvaziyer turizmiyle gelecek olanların ihtiyacını karşılayacak 3500 metrekarelik bir alan yapılıyor. 3500 metrekarelik bir alan, liman içerisinde az bir alan değil. 3500 metrekarelik bir alanda hediyelik eşya için 50 metrekare olsa 60-70 tane dükkan çıkar. Büyüğü küçüğü 60-70 dükkan her türlü ihtiyacı karşılar gemiden gelenlerin. O zaten var. Ona zaten kimsenin itirazı da yok. Onun dışında işte 28’e düşürdük 30’a çıkarttık bilmem ne lafları. Biz AVM yapılmasına karşıyız. Niye karşıyız, orada trafik problemi var, orada Alsancak gibi izmir’in Türkiye’nin en nadide semti var. Orada Kordon var. Orada düzeltmeye çalıştığımız, yeniden ayaklandırmaya çalıştığımız 16000 iş yerinin olduğu tarihi bölgemiz var. Bunları kesecek, trafiği kilitleyecek, kenti yaşanmaz hale getirecek bir AVM’nin yapılmasına karşıyız biz. 


SOYOĞUL: Bahsettiğiniz alan ne kadar düşürülmüş, net rakam var mı?

KOCAOĞLU:
96000 metrekareydi, bir hesaba göre 28000, bir diğerine göre 40000’e düşürmüşler. 300 metre uzunluğunda 24 metre genişliğinde iki tane parmak iskeleyi ben yapayım dedim; çünkü ana iskele yapılmayacak. 3500 metrekare ihtiyaç olan ticaret mülkünü ben yapayım. Otopark yapayım, iki tane de parmak iskeleyi yapayım. Bunun belediyeye verilmesi belediyenin bunu yapması, yap-işlet-devretle belediyeye verilmesi daha mı az öncelikli? Daha mı az öncelikliyiz biz belediye olarak? Biz yapalım, kentte trafik berbat olmasın. Kent bozulmasın, bizim derdimiz bu.

SOYOĞUL: Belediye yetkilerinin azaldığı durumu var ama vatandaş da bir yandan belediyeleri suçluyor. Mesela mahkemeye başvurduğunuz o ağaçlı yolla ilgili olarak oradaki bir heyet diyor ki ‘CHP de Büyükşehir de yeteri kadar burada ısrarcı olmadı. Bu yüzden engellenemedi.’ Bu çelişkinin nedeni ne?

KOCAOĞLU:
Mesele son çıkan torba yasalarda… Bu yasalar genel hukuk sistemine, anayasaya uygundur/değildir tartışılır. Bana göre birçoğu uygun değildir. Planlama yetkisi hiçbir planlama ilkesine uymadan yapılabilecek şekilde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verildi. Hakim ne yapacak? Yasaya bakacak, yasaya göre karar verecek. Bu yasa parlamentodan çıktı. Bundan sonra eğer bu rant, bu satma isteği ve kararlılığı devam ederse, bu kentlerde, İzmir’de yaşanamaz. 3194 sayılı yasaya göre; ben imar yasasına aykırı plan yapsam? Yapmadığım halde soruşturmadan, mahkemelerden ne ben kurtulabiliyorum ne bürokratlarım kurtulabiliyor ne de meclis üyelerim! Hangi partiden olursa olsun. Ama Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 3194 sayılı imar yasasını yok sayarak resmi parseli ticarete çeviriyor, konuta çeviriyor, her şeyi yapıyor. O zaman 3194 sayılı yasayı kim uygulayacak? Ki o yasayı uygulamak zorunda olan da Çevre ve Şehircilik bakanlığı. Bu imar yasağı belediyeleri bağlıyor, yerel yönetimleri bağlıyor, Çevre ve Şehircilik bakanlığını bağlamıyor! O istediği yere istediği imarı çıkartıyor. Böyle bir yasa, böyle bir hukuk devleti olur mu? Böyle bir imarda adalet olur mu? Türkiye’nin geldiği noktadaki en acı yer bu. Esas anlatılması gereken bu.

SOYOĞUL: Kentler yaşanmaz olur diyorsunuz, elden gelen hiçbir şey yok mu?

KOCAOĞLU:
Bu yasa çıkartılarak, parlamentonun gücüyle, çoğunluk gücüyle yasa çıkartarak hukuk yok ediliyor. Bunun özü budur. Yasa çıkıyor, hukuka uygun. Evrensel hukuk kurallarına uygun mu, değil. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde böyle bir yöntem var mı, yok. Anayasa Mahkemesinin bunu bozması gerekiyor mu, gerekiyor. Bozuyor mu, bozabilir, bozmayabilir. Anayasa Mahkemesi bozuncaya kadar yahut bozmayabilir; bozuncaya kadar atı alan Üsküdar’ı geçiyor mu, geçiyor. Satılıyor mu, satılıyor. Sizin de çok iyi bildiğiniz Torbalı konuşmamızın özünde ‘aç-susuz kalabilirsiniz ama adaletsiz kalamazsınız, adaletsiz yaşayamazsanız’ vardı. Dönüyor dolaşıyor, her konuda hukuk devleti, adalet zayıflatılıyor ve çoğunluğun tahakkümü söz konusu oluyor. Bizim derdimiz bu. Başka hiçbir derdimiz yok. Devlet malı satılmaz mı? Satılır, devlet malı da satılır. ‘Yap-işlet-devret’le de yapılabilir. Ama bu nereye yapılacağı, ne yapılacağı, kentli, kentin yerel yönetimi, merkezi hükümet, ilgili bakanlıklar hep beraber oturulur karar verilir. Devletin paraya ihtiyacı vardır uygun olan yerler uygun olan şekilde satılabilir. Biz istemezükçü değiliz. Ben istemezükçü değilim. Ben hayatın içinden geliyorum. İktidar partisindekiler kadar hayatı biliyorum, sanayiyi, ticareti biliyorum. Atölyeciliği de biliyorum. Devlet memurluğunu da biliyorum özel sektörü de biliyorum. Ve kentin gelişmesinden ülkenin gelişmesinden, büyümesinden, üretmesinden yanayım. Biz ne yapıyoruz? Biz sadece ranta yönelik iş yapıyoruz. Tabii ki kent rant yaratır. Ranta da karşı değilim. Bunun adil paylaşılmasından yanayım. Planlı olmasından yanayım. İnciraltı’nda 3 emsal olsun 5 emsal olsun, niye? 0.80 emsal bile çok büyük rant yaratıyor. Bu kamu alanlarının yok edilmesidir. İzmir’in yaşanmaz hale gelmesidir. Aynı şekilde 3 tane marina planı var. İnşallah bir noktaya geleceğiz. Bu arada Ankara’yla sık sık görüşüyoruz. Biz taraftan sirkülasyon kanalı yapıp denize girilecek körfez hedefini yürütüyoruz, bir taraftan sirkülasyonu kesecek marina yapılıyor. Biz marinaya karşı değiliz. Buraya yapın diyoruz. Onu konuşuyoruz 1 senedir. İnşallah belirli bir noktaya gelirler de bizim dediğimiz noktaya… Bunu da bizim dediğimiz olsun diye yapmıyoruz. Evcilik de oynamıyoruz. Burada akıntıyı engellemeyecek, burası bu iş için daha uygun giriş sahası var diye uğraşıyoruz.

SOYOĞUL: Sürekli bir defans haliniz var gibi.

KOCAOĞLU:
Evet, her taraftan sıkışıyoruz, sıkıştırılıyoruz daha doğrusu. Bir taraftan evsel atıkların bertarafı konusunda ‘yaptırtmam’ diye bir milletvekili çıkıyor. Neye göre yaptırmayacaksınız, sizin sıfatınız ne, siz bu konunun uzmanı mısınız? ‘Ben iktidar partisinin milletvekiliyim, iktidar partisinin gücüyle yaptırtmam’ diyorsunuz. Bunu demeye hakkınız var mı? O zaman yer gösterin. Ona ben karışmam diyorsunuz. Böyle şey olur mu, böyle İzmir milletvekilliği olur mu? Böyle siyaset olur mu?

SOYOĞUL: Size iktidar partisinin milletvekillerinden sık sık eleştiriler/çıkışlar geliyor. Ama sizi ilk kez adını vermediniz ama söyleyeyim; İlknur Denizli’ye karşı böyle bir tepki koyduğunuzu görüyoruz. Diğer vekillere de cevap veriyorsunuz ama bu tonda, bu şekilde değil. Bu farklı tepki gösterişin altında geçmişte kaderbirliği yapmış olmanız, eleştirinin eski danışmanınızdan geliyor oluşu mu….

KOCAOĞLU:
(sorumu keserek, hiddetli bir şekilde) Hayır hayır! Ben o istasyonlarda durmuyorum. Buradaki şey şu. Milletvekili olduğundan beri eleştiriyor, bir şeyler söylüyor, haklıdır haksızdır, siyasettir yapacaktır, ona bir şey demiyorum. Buradaki yere karşı çıkmasına da bir şey demiyorum. ‘Yaptırmayacağım’ diyor; ben ona karşı çıkıyorum. ‘Yaptırmayacağım, engelleyeceğim’ lafına karşı çıkıyorum. Karşıyaka’ya yaptırmayacağım, hangi yere yaptıracaksınız? Hangi ilçe daha az kıymetli sizin gözünüzde? Yapılacak yer neresi? İlçeye verilecek bir zarar da söz konusu değil, kimseye bir zarar yok. Karşıyaka belediye başkanımız bir rapor almış bize gelip de ‘kardeşim sen bu evsel atıkları ne yapacaksın, nasıl bir teknoloji kullanacaksın…. Avrupa’da herhalde o raporu veren insanlar, Avrupa’da kentin merkezinde evsel atıkların geri dönüşüm tesislerinin olduğunu biliyorlardır. Benim kullanacağım teknolojiyi bana sormuş mu?

SOYOĞUL: ‘Tüm raporlar gelsin, eğer zarar verecekse vazgeçebilirim’ mi diyorsunuz?

KOCAOĞLU:
Bilim ne derse o. Ama bu şekilde bakın 12 tane kurumdan ön izinlerini almışız, yürüyoruz. Tam bu noktada buna karşı çıkarak, kurumlara da ‘durun bakalım ne yapıyorsunuz siz’ anlamına geliyor bu. Yani pişmiş aşa su katın anlamına… Beni zaten tepki göstermeye iten de bu. O zaman yer göster bana! Çöpü bertaraf etmek benim görevim. Toplamak, ilçe belediyelerinin görevi. Yer bulmaya devletin 12 tane kurumu karar veriyor. 12 tane kurum! Ben de burada 5 senedir bağırıyorum ‘bana evsel atıkların bertarafı geriye dönüşümü için bir yer gösterin kardeşim’ diyorum Kapı duvar, yok. Ona bakmam diyor.

SOYOĞUL: Size bu konuda ilk muhalefeti Karşıyaka Belediyesi başlattı, sonuçta aynı partidensiniz. Bu konuda Karşıyaka Belediyesi’nin haklı göründüğü nokta, ‘‘başkan yer konusunu bizimle paylaşmadan konuyu basından öğrendik’ demeleri.

KOCAOĞLU:
Efendim, paylaşılacak bir şey yok. Şöyle, biz bir süreç götürüyoruz. Kurumların ne görüş vereceği belli değil, orada zemin etütlerinden ne çıkacağı belli değil. Hadi biz burada yapıyoruz diyeceğiz de fol yok, yumurta yok! Bir yere çıkıyorsunuz ve bir icraat başlatıyorsunuz. Süreç başlatıyorsunuz. Bu süreci ölü doğurmanın bir anlamı var mı? Ben şunu söyleyeyim size, iddia ediyorum; bizim bulduğumuz yere ne ben gitmiştim, ne de başka bir belediye belediye başkanı gitmişti. Gidilecek yer de değil. Kimse de gitmez. Yamanlar Dağı’yla da alakası yok. Oradan yol gidiyor. Oradan da yol gitmeyecek zaten. Ot yok, ocak yok, ağaç yok. Hiçbir şey yok. Menemen malzemesi de yok! Şimdi bakın, belediye başkanlarımız ‘Karşıyaka sınırlarında yapılmasın’ diye bir siyasi girdaba giriyorlar. Bu siyasi bir girdaptır. Aynı şeyi Bornova Belediye Başkanı da çöp transfer istasyonu için yaptı. Aynı şeyi yaptı. Amacı neydi? Prim yapmaktı. Ne primi yapacaksa! O çevreci, ben değilim! Çevre yatırımlarını kim yapıyor? Bu evsel atığın geri dönüşümü için parayı kim harcayacak? Hükümet mi harcayacak, Karşıyaka belediyesi mi harcayacak, Bornova mı harcayacak? Büyükşehir Belediyesi harcayacak. Bırakın, elimize kelepçe, ayağımıza pranga vurmayın, biz bu işi yapalım. Başka bir şey isteğimiz yok.

SOYOĞUL: Cevat Durak’a kızgın mısınız?

KOCAOĞLU:
Hayır, niye kızayım canım? Bakın… Milletvekillerimizden bir tanesi kentsel dönüşümde konuşuyor, bir tanesi evsel atıkların dönüşümünde konuşuyor. Bir tanesi çöp transfer istasyonunda konuşuyor. Bunların hepsi menfi politikalar. Bunlardan pozitif bir şey çıkmaz. Bu arkadaşlara da yararı olmaz. Biz daha iyisini, daha doğrusunu yapmak için uğraşıyoruz. Çevremizi korumak için uğraşıyoruz. Bu evsel atık belasından enerji elde ederek kenti kurtarmak istiyoruz.
Şimdi bakın, bir açıklama yapıldı meslek odaları tarafından. O da manidardır. Biz arkadaşları götürdük, yeri gösterdik, orada görüşlerini sorduk. Biz ‘kimse bize destek oldu’ demedik; açıklama yapmadık, zaten bize destek misiniz diye bile sormadık. 

SOYOĞUL: Neden peki o açıklamayı yaptılar?

KOCAOĞLU: Valla bilmiyorum, onlara soracaksanız… 

SOYOĞUL: İzmir’de yaratılan, yaratılması planlanan, belli şahısları kalkındıracak rant alanlarıyla ilgili bir vatandaş olarak endişe ediyorum. Az önce söyledikleriniz, kent için karanlık bir tablo gibi görünüyor. Tüm yetki, belediyelerin elinden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na geçmiş durumda. Belediyeler de AK Partili olursa…  Gezi’de ilk isyan ateşini ‘ İstanbul’da nefes alacak alan kalmıyor’ diyenler yaktı. İzmir’de de bizi İstanbul mu bekliyor? Her yer AVM, her yer rezidans, her yer gökdelen?

KOCAOĞLU:
Efendim, İstanbul’u 1994 yılından beri Adalet ve Kalkınma Partisi zihniyeti yönetiyor. 11 senedir de ülkeyi Adalet ve Kalkınma Partisi yönetiyor. İstanbul bu hale geldi. İzmir’in gecekondularından bahsediliyor. ‘İzmir’in gecekondularına İstanbul’un planlı yapıları kurban olsun’ derim ben. İstanbul’a yıllardır gidiyoruz. İzmir, İstanbul gibi olur. Mesela Havagazı Fabrikası… Orada bizim imar alanımız var, biz orayı kültür merkezi yaptık. Ak Parti zihniyetinde Havagazı hemen yap-işlet-devretle ne hale gelir bilmem? Başka yerler yine aynı şekilde. Birçok örneği var bunun. İzmir çarpık gelişir, İzmir yaşanmaz hale gelir, İzmir nefes alamaz. Siz bakın Gündoğdu meydanına dolgu alanı ,Kordon’a eski evleri yapıyoruz diye çarpuk çurpuk yapıp da bir ticari mekan haline getirmesinler! Daha buna benzer, onu ben düşünmek bile istemiyorum. Diyeceksin ki ‘sen bugün neyi engelleyebiliyorsun yasalar karşısında?’ Mücadele ediyorum. Halkın yararına, kentin yararına, gelecek çocuklarımızın yararına, gelecek nesillerin yararına mücadele ediyorum. Çarpık gidişin engelleyebildiğimi engelliyorum. Yasayla engelliyorum. Ben ne yapacağım, aktivist değilim. Ben yasal çerçevede belediyenin gücünü kullanarak çarpık yapılanmaya, çarpık gidişe hayır diyorum. ‘İnciraltı’nı gelin düşük yoğunluklu açalım’ diyen benim. İstemezükçü değilim. Doğru işlerin yapılmasından yanayım. Mesela Kemalpaşa OSB kilitlenmişti. Önünü biz açtık Kemalpaşa Belediye Başkanıyla beraber. İzmir’in en büyük organize sanayi bölgesi doğuyor. Biz sanayinin yapılmasına karşı değiliz. Aynı şekilde Bağyurdu’ndaki otomotiv yan sanayi OSB’yi de biz onayladık. Limanla ilgili bütün dolgu alanlarına biz onay verdik. Limanın büyütülmesini biz teşvik ettik. Raporu hazırlayan bizzat benim, bir yandan liman yolunun büyütülmesi, genişletilmesi, büyük gemilerin limana girmesi, ticaretin gelişmesini isteyen de İzmir Büyükşehir Belediyesi. Karşı tarafa sirkülasyon kanalının açılmasını isteyen de Büyükşehir Belediyesi. Sirkülasyon kanalının açılması Büyükşehir’e, sadece ve sadece maliyettir. Ama kentin geleceğini kurtarmaktır, körfezi kurtarmaktır. Liman üç misli büyüdüğünde üç katı para kazanacaktır Devlet Demir Yolları. Büyümeden yanayız, gelişmeden yanayız ama sürdürülebilir bir gelişmeden yanayız. Ama doğayı koruyarak, kenti yeşillendirerek, yeni bulvarlar yeni meydanlar açarak, yeni spor alanları, insanların nefes alabileceği yerler açarak, insanların sosyalleşebileceği yerler açarak, insanların birbirini tanıması, gelişmesi, kaynaşması, kentlilik bilincinin yerleşmesi bunların hepsi için sosyal alanlara, kamu alanlarına ihtiyacımız var. Bizim derdimiz bu. Hangi kente giderseniz gidin meydanlarına ve bulvarlarına hayran kalıyorsunuz. Ağız açık bakıyorsunuz. Bizde var mı? Hayır. Ne İstanbul’da var, ne İzmir’de var, ne Ankara’da var. Ankara’da Tandoğan meydanı var, kavşak. 5’li 6’lı kavşak. Güvenpark var, evcik kadar. Ankara’da da yok.
Bulvar, yeşil alanlar… İzmir gibi bir yerde seyir terasları, Kordon gibi elimizde büyük bir servet var, proje yaptık yapmaya çalışıyoruz. Bu kentte niye barış var, niye bu kentte ayrı-gayrı yok. Niye bu kentte her dilden her dinden her etnik kökenden insan kaynaşıyor, kavga yok gürültü yok? Siz bakarken birisine etnik kökeni ne, mezhebi ne, dini ne diye mi bakıyorsunuz? İzmir’de böyle bir şey var mı? Böyle ılıman bir kenti, böyle hoşgörülü, sevgi dolu bir kenti imar rantına heba etmenin, sosyal alanların, kamu alanlarının yaratılmamasının önünde durmayacağız da ne yapacağız? Yarın çocuklarımıza, gelecek nesillere nasıl hesap vereceğiz? Kenti çarpık geliştiren bir belediye başkanı olarak mı? İyi /kötü /doğru /yanlış; bu kentin tarihine Büyükşehir Belediye Başkanı olarak geçiyoruz ama biz hakkın rahmetine kavuşsak da yarın yaptıklarımızla sorgulanacağız. Bunların hepsi arşivlerde kalacak, kentin belleğinde kalacak. O zaman…. Doğru işler yapmak zorundayız. Kenti doğru geliştirmek zorundayız.

SOYOĞUL: Gezi süreci, sizde nasıl bir etki/değişiklik yarattı? Kendinizi nasıl konumlandırdınız, geçmişin muhasebesini nasıl yaptığınız? Gezi, hem insani anlamda hem siyasi nasıl bir tortu bıraktı sizde?

KOCAOĞLU:
Biz Gezi’den önce de kenti katılımcı bir anlayışla yönetmeye çalışıyorduk. İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyonu’nun kurulması, meslek odalarıyla, ilgililerle, sivil toplum örgütleriyle toplanmamız, projeleri tartışmamız vs. bizde önem arz ediyordu. Ama Gezi’yi bir milat olarak kabul edersek; bu önem bizde Gezi’den önce yüzde 50 önem arz ediyorsa, bugün yüzde 100 önem arz ediyor. Gezi’den bizim anladığımız budur. Daha katılımcı, her projenin İzmirli hemşerilerimizle beraber konunun uzmanlarıyla, meslek odalarıyla, üniversiteleriyle beraber, konunun taraflarıyla beraber ve halkla beraber yapılması. Şimdi 10 yıllık stratejik planımızı aynı anlamda oluşturuyoruz.

SOYOĞUL: Sizin ‘İzmir’e iz bırak’ projesi, sanıyorum Gezi’nin izdüşümü. İzmirlilerden öneriler/projeler istediniz. O öneriler sizin stratejinizde ne kadar yer tutaca?. Onların hepsini tek tek inceleyip…

KOCAOĞLU:
Onları hepsini Cuma günü inceledim. Perşembe günü biraz rahatsızdım, Perşembe öğleden sonra eve kapandım, cumartesi öğlene kadar evdeydim. Ne kadar proje gelmişse hepsini tek tek okudum. Çok harika şeyler var. Bir kısmı bizim yaptıklarımızla örtüşüyor, aklın yolu bir.
 
SOYOĞUL: Size vay be dedirten  projeler oldu mu?

KOCAOĞLU:
Tabii tabii… Bir kısmı bugünün gündeminde değil; belki 5 sene, 10 sene sonra gündeme gelecek. Öncelik sıralamasında geri plana itilebilir ama mutlaka bir yerde muhafaza edilmesi gerekiyor. Çok güzel şeyler var. Onları zaten derleyip toplayacağız. Biz onlarla birlikle taslağı hazırlayacağız. Taslakta kimin hangi projeye katkıda bulunduğunu belirteceğiz. Bu taslağı tekrar paylaşacağız. Tartışmaya açacağız. Ve böyle böyle stratejik planımızı gerçekleştireceğiz. Mesela orada 8-10 arkadaşla birebir görüşmemiz gerekiyor.

SOYOĞUL: Yani siz aday olursanız İzmirli hemşerilerinizin projelerini de…

KOCAOĞLU:
Aday olmaya kalmadan da bunlar kayda girecek.

SOYOĞUL: Siz çevirseniz de konuyu adaylığa getireceğim yazık ki!  30 Mart seçimlerinin bazı ilçelerde kıran kırana geçeceği, AK Parti-Cumhuriyet Halk Partisi çekişmesinin çok daha fazla hissedileceği konuşuluyor. Rakam verirsek, böyle çekişmeli 10-15 ilçeden söz ediliyor. Sizce de bazı ilçeler daha fazla mı özen istiyor, farklı çalışmalar gerekiyor mu ya da? Siz varsanız ya da yoksanız… Bazı ilçelerdeki rekabetin, seçim yarışının çok daha yoğunluklu geçeceğine inanıyor musunuz?

KOCAOĞLU:
Bazı ilçelerde ki; 10-15 çok büyük bir rakam. 3-4 ilçede seçim adaya bağlı. Aday etrafında dönebilecek. Tabii bizim çalışmamıza da bağlı. Bu demek değildir ki İzmir’de Adalet ve Kalkınma Partisi önde. Hayır, Cumhuriyet Halk Partisi önde ama makasın dar olduğu ilçeler var. Onları da biz biliyoruz. Onunla da ilgili özel çalışmayı yapıyoruz. Ben 2009 senesinde genel merkezde bir sohbette ‘sonuç ne olur’ dediler; ’30 ilçeyi alırız’ dedim, ‘Bırak’ falan dediler, dedim ki ‘siz hata yaparsınız, biz hata yaparız, örgüt hata yapar, 2-3 tane kaybederiz’. Ki öyle oldu, Tire’de genel merkez hata yaptı, Bayındır’da da örgüt hata yaptı, iki ilçe kayboldu. Şimdi de aynı pencereden bakıyoruz, değişen bir şey yok. Ama çok yoğun çalışma gerekecek.

SOYOĞUL: 3-4 ilçe yani. Öyle 10-15 ilçe değil.

KOCAOĞLU:
4 bile değil yani, 3. Öyle 15 ilçe ne oluyor…

SOYOĞUL: AKP cephesi öyle diyor.…

KOCAOĞLU:
(gülüyor) Karşı cephenin gönlü istiyor tabii. En sonunda İzmirli hemşerilerimize sığınacağız. Onlar ne derse o olacak.

SOYOĞUL: Sığınacağız? Sanki aday olacakmışsınız gibi konuştunuz… Bu cümle öyle bir cümle.

KOCAOĞLU:
 (ciddileşiyor, yüz ifadesi sertleşiyor) Ben aday olmasam da birebir çalışacağım. 2014 seçimlerinin sorumluluğu bana ait; aday olsam da olmasam da!



GÖNÜL SOYOĞUL: Adaylığı bir yana bırakalım, geride kalan 9.5 yıla bakalım. Bu süre içinde pişman olduğunuz, keşke dediğiniz mutlaka bir şeyler olmuştur. kafanızda ‘ah şunu önce yapsaydım, ya da şu işe kalkışmasaydım’ gibi, kentle ilgili ne var aklınıza ilk geliveren?

AZİZ KOCAOĞLU:
Şunu da yapsaydık bunu da yapsaydık diye kafamız devamlı yoruluyor. Ben işi de öyle yaptım. Bir yere eğildiğim zaman, bir sorumluluk üstlendiğim zaman dünyam sadece o iş oluyor. Ben, 9.5 senedir kentten ve belediyeden başka bir şey düşünmüyorum. Başka bir şey de yapmıyorum. Böyle bir yapım var. Şunu da yetiştirebilseydik bunu da yetiştirebilseydik, şuna da kaynak bulabilseydik, şunu da ileriye diye tabii ki düşüncelerim var ama büyük hata yaptığıma inanmıyorum. Zaten İzmir’de yerel basın çok güçlü; her kararımız, her yaptığımız iş enine boyuna tartışılıyor, oralardan da ‘büyük bir hata yaptı’ diye bir şey çıkmıyor. Ama iş yapıyoruz hatalarımız oluyor. Bu bizden kaynaklanıyor, müteahhitten kaynaklanıyor vs. Fakat biz, eğer tabirimi uygun görürseniz İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni kökten yapılandırdık. Bu eski belediye başkanlarımıza bir eleştiri anlamında değil kesinlikle. Bunu hiçbir zaman yapmıyorum ve yapmayacağım. O zamanlar öyleydi belediye başkanlığı. Borç ödemeyerek gidiyordu. Borç ödemeyerek gidince kredi de kullanamıyordunuz, olanak da sağlayamıyordunuz. Borç şişiyordu, Hazine baskı yapıyordu, iktidar baskı yapıyordu vs. Yerel yönetimler, belediye saygınlık kazanamıyordu. Ve kendi göbeğini kendisi kesemiyordu. Ondan sonra da merkezi hükümet ‘şu krediyi alayım, şu parayım alayım’ vs. çalışıyordu. Bizim yaptığımız belediyecilikte en önemli işlerden bir tanesi kurumun itibarını yükseltmek oldu. Bu da borç ödeyerek olur. Nasıl bir tacir borcunu ödeyerek güvenilir oluyorsa, itibar kazanıyorsa belediyeler de öyle. Şu anda biz İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni Türkiye’nin en itibarlı en güvenilir kurumlarından birisi haline getirdik. Bu bizim kapımızı açtı. Cebimizde 5 kuruş para yok, şu kadar parayı fuara harcayacağız diyoruz, harcıyoruz. Cebimizde 5 kuruş para yok, tramvay yapacağız diyoruz. Bunların hepsi 400-500 milyonluk projeler. Cebimizde para yok, Körfez’i temizleyeceğiz diyoruz, çok büyük bir proje. Cebimizde para yok 4. fazı çıkıyoruz. Cebimizde para yok Belkahve’de arıtmanın ihalesini çıktık. Cebimizde para yok, evsel atık dönüşümünü gerçekleştireceğiz. Bunları diyebilmeniz o potansiyele ulaşmanız lazım, o itibara o kaynak bulma noktasına dengeli bir şekilde ulaşmanız lazım. Biz bunu sağladık.

SOYOĞUL: Uluslar arası finans kuruluşlarının Büyükşehir’e verdiği notların artması da finans itibarınızı doğruluyor zaten.

KOCAOĞLU: Bakın, 15 tane katamaran tipi son teknoloji karbon fiber gemi yapıyoruz. 117 milyon euro. 2.600’le çarpacaksınız. Yani 100’ü 3’le çarpacaksınız. 300 milyon liralık gemi alıyoruz. Körfezi ayağa kaldıracaksınız. Nasıl alıyorsunuz bunu? Nereden buluyorsunuz parayı? Kimse sormuyor. 400 milyon liraya fuarı yapıyorsunuz, bütün arıtmaları bitirdiniz… 300 milyon liralık asfalt döküyorsunuz 1 senede. İlçe sayısı büyümüş, artmış. Şu anda 2014 Temmuz’una kadar İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yüz ölçümü 111.000 hektardır. Önce yeni bağlanan beldelerle 550 hektar oldu, bugün de 1250 hektar oldu. Yani 12 misli büyüdü. 12 misli büyüyen bir yerde biz hizmet yapıyoruz. Dağ köyünden, tepesine, ovasına, arıtmasına, suyuna, kanalizasyonuna varana kadar. Yeni barajlarımız geliyor. Narlıdere’de Ali Onbaşı Barajı, Karşıyaka’da Bostanlı Barajı, Emiralem’de Değirmendere Barajı. Çamlı’da çalışıyoruz ama altına kurban gitti. Bunların bir kısmını seli önlemek, bir kısmını su rezervi için yapacağız. Bunları yapmak zorundayız. Bornova Çayı, Bornova’nın en hırçın çayıdır. Burada 50 tane set yaptık. 17 tane gölet yaptık. Artık Bornova çayının Bornova’ya ve geçtiği yerlere zarar vermesi söz konusu değil, rehabilite ettik. Homeros Vadisi hem bir yeşil alandır, hem bir yürüyüş parkurudur. Hem de İzmir’de yapılan en önemli dere ıslahı çalışmasıdır.

SOYOĞUL: Bütün bunlar elbette önemli, olmazsa olmaz yatırımlar ama vatandaş bunların ne kadarının farkında? Sanki görmüyor. Mesela burayı, Homeros’u daha çok Bornovalılar biliyor ya da görüyor.

KOCAOĞLU:
İnciraltı Kent Ormanı’nı görüyor. Doğal Yaşam Parkı’nı görüyor. Kuş Cenneti’ne yaptığımız yatırımları görüyor. Kadifekale’yi görmüyor mu?



SOYOĞUL: Görüyor ama İkiçeşmeliği de görüyor. Görünmez yatırımlar kadar görülebilenler de olabilirdi. Bunlar daha çok olabilirdi. Yani insanlar bir kaldırım düzenlemesiyle ya da bir çiçeklenmeyle mutlu oluyorlar. Kent makyajından çok siz temele önem ve öncelik verdiniz. O yüzden soruyorum, ‘keşke şunu şunu daha önce yapsaydım’ diyor musunuz diye…

KOCAOĞLU:
Temelsiz bina yapmam! Kentin temelini yaptım. Kentin temelini, geleceğini, altyapısını kurduk. Gerisi, o dediğiniz işler. Başlıyor sahil düzenlemesi. Kent Ormanı başlıyor, İkiçeşmelik başlıyor. Daha bunların hepsi devam edecek. Oraya ancak geldik. Kanalizasyonu yapmadan, arıtmayı yapmadan, denizi korumadan makyaj yapılır mı? Yazık…

SOYOĞUL: Eğer üçüncü dönem olursa…

KOCAOĞLU:
Kardeşim, evim olmadan lüks araba almam, evim olmadan yazlık almam! Dükkanım olmadan ticaret yapıyorsam, yazlık almam. Altını yapmadan üstüne süs yapmam. Bir ülkenin tüm fertleri tüketim eğitiminden geçmelidir. Tüketim hiyerarşisini bilmelidir. Önce belediye başkanları elinde bir kaynak var, bunu tüketecek. Yatırım yaparak bunu tüketecek. Bunun öncelik sıralamasını doğru koymak zorundadır. Her tarafı süsledin püsledin, şunu yaptın, bunu yaptın vs. yaptın ama sürdürülebilir değil.
Bu kentte her belediye başkanı yol yaptı. Her belediye başkanı köprü yaptı, kaldırım yaptı vs. bizim kadar kamulaştırma yaparak proje yapan yok. Yaptığımız kamulaştırmaların bedeli 800 milyon lirayı geçti. Yüzbaşı İbrahim Hakkı Caddesi İzmir’in tarihinde açılmış en geniş cadde. Şimdi 57. Topçu Tugayı’na başlanıyor Bornova Belediyesi ile beraber. Buca Uçanyol aynı şekilde, bir bölümü bitiyor. Dostluk Bulvarı. Hıfssızzıha’dan Yaşatan’lara bağlanıyor. Orada bir istinat duvarı yapıldı. Yol ikiye bölündü, mahalle ikiye bölündü diye konuşuluyor. Orada kamulaştırmasıyla beraber 50 milyon liranın üstünde yatırım yapılıyor. Bir tane üst geçit ya 300 bin lira ya 200 bin lira. Şimdi biraz bütünü görmek zorundayız. Bu siyaseti anlıyorum, eleştiriyi anlıyorum, rol kapmayı anlıyorum. Hepsini anlıyorum. Ama bir belediye başkanı 20 küsur milyon lira kamulaştırma yapmış yolu düzenliyor 3 kilometre yolu daraltıyor. Hatay Caddesini, Halide Edip Adıvar Caddesini ve Karabağlar Caddesini kurtarıyor yeni bir yol açarak. Bu mahallede2 metrelik istinat duvarı çıkmış buraya bir üst geçit yapılacak. Daha yol bitmedi. Bu eleştiri de tamam haklı, bakacağız göreceğiz ,oraya bir üst geçit yapacağız. Bunlar yaşadıkça, mesela Hilal’i yaşadık gördük. Hilal İstasyonu’nu yaptık, İZBAN’la metronun birleşme noktasını ikiye çıkarttık, bütün trafik rahatladı. Şimdi Şirinyer’de biniyorsunuz 6 dakika sonra Hilal İstasyonu’ndasınız. Hilal İstasyonu’nda 2 dakika yürüyorsunuz, 8 dakika. En fazla 2 dakika bekliyorsunuz bizim metroyu. 2 dakikada orada bekliyorsunuz etti 10 dakika. Biniyorsunuz metroya 3 dakika sonra Konak’tasınız, 13 dakika. İki dakika daha koyun 15 dakika. 15 dakika hiçbir ulaşım aracıyla Şirinyer’den Konak’a gelemezsiniz. Bu imkan var şimdi kullanılıyor. Eskiden Halkapınar’a dolaştığı için ona 12 dakika koyuyorduk. 15 değil 27 dakikaydı. Hilal İstasyonu’nu yaparak bunu yarı yarıya düşürdük. Şimdi hala Konak’a otobüs gelsin deniliyor. Konak’a niye otobüs gelsin? Menemen’e gidiyorum, Karşıyaka otobüsünü kaldırdın deniliyor. Karşıyaka otobüsünü kaldırdım da, trafik derdi yok, kaza riski yok. Karşıyaka merkeze geliyorsun.



SOYOĞUL: Alışkanlıkların kırılması zaman alır ama insanların çoğu benimsedi metroyu da, hafif raylı sistemi de.

KOCAOĞLU:
Şu anda yüklenemiyoruz biz. Beslemelerle yüklenemiyoruz. Çekerlerimiz eksik diye.

SOYOĞUL: Geçen gün bir gazeteye açıkladınız ama ben de sorayım, çünkü Metrosuz röportaj olmaz! Ne zaman?

KOCAOĞLU:
Önümüzdeki süreçte çok uzak olmayan bir zamanda herkesi birden Metroda yürüteceğim bir baştan bir başa.

SOYOĞUL: Adaylığınızı açıklamadan önce mi?

KOCAOĞLU:
Adaylığımla alakası yok.

SOYOĞUL: Tarih koparmaya çalışıyorum.

KOCAOĞLU:
10 Şubat civarında zaten adaylık açıklanacak.

SOYOĞUL
: Son resmi seçim startı verildiğinde Metro’nun hepsi bitmiş olacak gibi bir şey çıkıyor buradan…

KOCAOĞLU:
Bu iş bitmiş zaten. Bitmiş işİ konuşuyoruz.

SOYOĞUL: Başa, adaylığınıza dönersek... Tamam onu açıklamıyorsunuz da… İçinizde muhasebe yaparken, olup olmama noktasında gidip gelirken, şöyle sorsam… Aday olmak istiyorum, çünkü şu şu nedenlerden… Ya da aday olmayayım, çünkü… Ben mesela o noktaları şöyle doldurabilirim: Ne gerek var bu saatten sonra, biraz da kendim için yaşayayım… Çünkü bu söyleşide de dediniz, 10 senedir bu işle yatıp bu işle kalkıyorum dediniz. Yani, git-geller yaşamıyor musunuz, mantığınızla duygularınız çarpışmıyor mu?

KOCAOĞLU:
Çarpışmaz mı canım! Ben insanım. Bir Büyükşehir belediye başkanlığı için 10 sene ideal bir süre. Biz birçok projeyi yaptık ama kente gelen Büyükşehir başkanının 10 sene uğraşacağı projeleri de yaptık. Kentin ne yapacağı belli. Gelen belediye başkanı eğer bu işte bir macera aramıyorsa, tabağı ters çevirip masaya kapatmayacaksa, yapılacak işler belli.



SOYOĞUL: Gelen rahat edecek diyorsunuz…

KOCAOĞLU:
Bana göre öyle. Proje yönünden, finans yönünden rahat edecek. Şimdi şöyle düşünüyorum, 66 yaşına girdim. 66 yaşımın yarısını bu seçimde geçmiş olacağım. Ve 10 sene kamu görevini namusumla sürdürdüm. Şu anda da kim ne derse desin, zirvedeyiz. Belediye başkanı olarak hem sevgi anlamında, teveccüh anlamında, takdir anlamında ve potansiyel anlamında zirvedeyiz. 2009’dan daha iyi durumdayız. Böyle bir noktada başka bir arkadaşa devretmek… çünkü ben siyasetçi değilim. Siyaseti bilirim de ama siyasetçi değilim. Benim… Yaşamımı siyasetten kazanacağım, siyaset yapacağım diye bir şey yok. Bana böyle bir şey nasip oldu, hayatımın bir aşamasında bunu yaptım. Bunu başkası da yapabilir. Siyasette ‘benden başka insan yok, ben iyi bilirim vs…’ bunların hepsi bana göre yanlıştır. Zirvedeyken bu işi bırakıp bir de kendinden menkul siyasetçilere örnek olmak da siyaset için büyük katkıdır diye düşünüyorum. ‘Adam kazanacağı seçimi 10 sene yaptık ne lüzumu var dedi bıraktı’ denmesi… Bu da benim için 5 sene daha yapmakla son derece kıymetli. Ama şartlar bize bu görevi tekrar getirirse, ben onun için bekliyorum. Getirirse bunu, mecburen aday olacağız biz ve eskiden olduğu gibi her türlü çabayı, desteği, çalışmayı yaparak sürdüreceğiz.

SOYOĞUL: Bu tamamen size bağlı bir şey gibi konuşuyorsunuz. Yani aday olup olmamak.

KOCAOĞLU:
Şartlar derken 4 milyon İzmirli var. Şartlar derken Genel Merkez var. Benim dışımdaki koşulları, faktörleri de değerlendirerek karar veririm.

SOYOĞUL: Ben CHP Genel Merkezi’ni kastederek söylemiştim. İzmirlilerin şartı, ülkenin şartı vs. değil.

KOCAOĞLU:
Ben bir televizyon programında da söyledim. İç dünyamda aday olmaya karar verirsem, Genel Merkez’in beni yüzde 100 aday göstermeyeceğini bilsem de ‘ben adayım’ derim, müracaat ederim. Genel Merkez tercihini kullanır, beni aday yapmaz. Hiç küsmem, darılmam, tekrar dönerim partimde çalışırım. Aday beni yanında istemezse, tek başıma çalışırım! Her yerde selamünaleyküm diyecek, oy isteyecek kapıyı da bulurum!

SOYOĞUL: Biliyorum bir EXPO davetiniz var, süremiz doldu ama iki cümleyle iki soru sorayım. Büyükşehir Çete davasında Kasım duruşmasında bir herhangi bir netice?

KOCAOĞLU:
Görünmüyor… Keşke görülse. Dava devam ediyor, işte bilirkişiye gidecek, bilirkişiden gelecek…

SOYOĞUL: Adaylıkla ilgili kararınızda bir etkisi olacak mı?

KOCAOĞLU:
Yok yok alakası yok. Seçimden önce yasaklı olursak başka bir aday gösterilir; seçimden sonra yasaklı olursak belediye başkanlığımız düşerse meclis toplanır birini seçer. Vefat etsek ne olacak? Rahmetli başkan vefat etti ne oldu, meclis birisini seçti. Yine birisini seçer. Onları hiç düşünmüyorum.

SOYOĞUL: Bugün yer alan bir habere göre, TOKİ’nin Çeşme’de konut yapması kesinleşmiş, görüşünüz ne bu konuda?

KOCAOĞLU:
Hiç lüzum yoktur. Çeşme’de sosyal konutun hele hele yüksek konutun ne alakası var? Çeşme’nin kış nüfusu bellidir. Çeşme’nin kış nüfusunda 1500 civarında konut müracaat olmuş, ben de müracaat edebilirim bir tane dairem olsun, hazır TOKİ yapıyor… Orası biraz bir yazlık site ucuz yollu bir site anlamını taşır ki bu 2. konutlardan biraz sarfı zarar etmemiz gerekiyor. Çalışan, işi olan adam 15 günden fazla yazlığa gidemiyor. Çalışmayan adam da para yok gidemiyor. İkinci konutlar olduğu gibi boş kalıyor.. İkinci konuttan kurtulup hatta bu ikinci konutları turizme dönüştürmek gibi, ülkemize turisti getirelim de hareketlendirelim gibi başka alternatiflerin olması gerekiyor. Bu da öyle. TOKİ’nin yaptırmayı planladığı da 15 gün kalınacak devre mülk şeklindeki bir site olacak.

SOYOĞUL: İddia edildiği gibi yoksula…

KOCAOĞLU: Efendim Çeşme’de yoksul tabii ki vardır bir şey demiyorum ama Çeşme’de ben de yaşıyorum senelerdir. Çeşme’de sosyal konutun… Çeşme’ye gitmesin mi gitsin, niye gidecek? Tatil yapmaya gidecek, gitsin. Bunun için sosyal konut gerekmiyor.

SOYOĞUL: Niye yaptılar peki? Oy getirecek desem…

KOCAOĞLU:
Getirir belki bilmiyorum. Bu evlere müracaat edenlerin, buradan ev alanların profiline bakmak gerekir. O profilden sonuç çıkacak. Ne söylesek boş. Biz elbette Çeşme belediyesinin yanında olmaya devam edeceğiz. Yerden göğe kadar haklı. Çeşme ayrı bir yer. Farklı bir yer. Dünyada da farklı. Çeşme diğer ilçelerimiz gibi mi olsun? Kuşadası gibi mi olsun? Marmaris gibi mi olsun?

 
İzmir'de Gezi ruhu var
 
Benim gerçeğim kanunlardır
YORUMLAR
Toplam 32 yorum var, 10 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen 5 yorum var.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
uskup vardar 7 Ocak 2014 Salı 16:28

bu erbagligi Izmirde gormek istemiyoruz ne trafik ne kanal ne metro otogara kadar yapmis tum mazgallar metan gazi kokuyor les cocuklar ne yaslilar gencler ne kadinlar dernekler hic dusunmemis sanayi meskenler hic hice bornova bahce sehir koleji yani dev apartman dere kiyi nasil olur yogunluk simdiden kaldirmiyor izmir tek alsancaktan karsikayakadan ibaret degil belediye plan yapar uygular pansiz sehir izmir bu adami gormek istemiyoruz gitsin erbag da yasasin koy zaten plansiz oraya yakisir ege bile cok ona onu gormek istemiyoruz izmirde kocahicccccccccccccc

Yorumu oyla      16      5  
zafer 17 Aralık 2013 Salı 01:49

Aziz baskan bazi ilceleride belirlemek istiyor kisacasi izmirden sonra ilceleride akpye teslim edecek.yeter artik izmirlinin sesine kulak verin.azizbey sizi cevreleyen rantcilardan kurtulursaniz sizde goreceksiniz..yeter diyeceksiniz...

Yorumu oyla      14      6  
Murat AKSAN 10 Aralık 2013 Salı 15:55

Dürüstlük bir insan için veya yönetici için vasıf değildir. Yöneticilik için hele ki İzmir gibi büyük ve önemli bir kentte Aziz Başkan' dan çok daha iş bitirici, yönetim ağırlığını belediye kadrosunda ve her alanda hissettiren, İzmir' i çok daha farklı yerlere getirecek bir başkan adayı gerekmektedir. Kimse bahane bulmasın, hükümet iş yaptırmıyor diye. Aynı muhalefetin Başkakının Eskişehir' de neler yaptığı ortada. İhale şartnamalerini hazırlarken en az 2 iki metro işi yapmış bir firma ihaleye girebilir maddesini ekleseydiniz, işi yarım bırakan firma bu ihaleyi alamayacaktı ve Hatay' daki mağduriyet olmayacaktı. Başkanımız çok dürüst ve iyi bir insan ama iyi bir başkan değil.

Yorumu oyla      19      7  
misafir 2 Aralık 2013 Pazartesi 21:08

aziz başkana oy yok

Yorumu oyla      20      16  
Mühendis Kemal 19 Kasım 2013 Salı 16:58

Aziz Kocaoğlu'nu, metro nedeniyle en sıkınıtlı olduğu yer olarak lanse edilen Hatay'ta tek başına gezerken görmüştüm. Vatandaşların gösterdiği ilgi inanılmazdı. Kimse başkanlık için hayal kurmasın. Aziz Kocaoğlu isterse aday olur ve yine çok rahat kazanır.

Yorumu oyla      50      25  
Kerim Özkaral 18 Kasım 2013 Pazartesi 16:05

Röportajı biraz geç ama satır satır okudum. Aziz Kocaoğlu'nun bu kent ve kentli için vazgeçilmemesi gereken bir isim olduğunu bir kez daha anladım. Bence Aziz Başkan mutlaka devam etmeli.

Yorumu oyla      51      24  
18 Kasım 2013 Pazartesi 16:01

Aziz Kocaoğlu İzmir için gerçek bir efsanedir. Hizmetleri yüz yıl sonra bile unutulmayacak. Yağmacı, vurguncu, talancı AKP zihniyeti elini İzmir'den çek

Yorumu oyla      55      25  
18 Kasım 2013 Pazartesi 16:00

Dürüst Başkan bizi bırakma.

Yorumu oyla      51      23  
Sensiz Olmaz 18 Kasım 2013 Pazartesi 10:33

Başkanım bir dönem daha devam et. Meydanı çakallara bırakma.

Yorumu oyla      53      24  
18 Kasım 2013 Pazartesi 10:31

Rantçılara, talancılara, vurgunculara inat, bir dönem daha Aziz Başkan.

Yorumu oyla      50      24  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
İzmir'de Gezi ruhu var
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun danışmanı, İzmir Akdeniz ...
Kafamdaki başkan profili…
CHP Genel Merkezi’nde Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile EGE TV’nin prestij ...
Aziz Bey, Gökçek taktiği güdüyor
AK Parti İzmir’in Patronu ile seçim ve gündem üzerine… Gönül Soyoğul sordu, ...
 
Yıkıntıların arasından yeni bir şey doğacak
Gezi sürecinde ülke çapında ‘üne kavuşan’ Anti-Kapitalist Müslümanların ...
''Göreve her zaman hazırım''
İzmir sanayisinin önde gelen isimlerinden biri olan Meba Reklam Yönetim ...
EXPO'dan kovulurlardı!
İzmir Mimarlar Odası Başkanı Hasan Topal, Uluslararası Sergiler Bürosu ...
 
Tayyip Bey’in ‘Karizmam çizildi’ diye hissetmemesi imkansız
Uzun süredir görmediğimiz kadar şiddetle karşı karşıyayız. Ya gazlanıyoruz, ...
DTO yeni başkanı denizciliğin rotasını çizdi
Geçtiğimiz ay gerçekleştirilen Oda seçimlerinde Deniz Ticaret Odası (DTO) ...
Önceden ‘ithal’ diyorlardı şimdi ‘gel yönet’ diyorlar!
CHP’nin ulusalcı milletvekilleri arasında yer alan en önemli isimlerden ...
 
Erkan SEVİNÇ
Erkan SEVİNÇ
Vali
Aylin AKDOĞAN
Aylin AKDOĞAN
İzmir-İN
Ruhisu Can AL
Ruhisu Can AL
Korona günlerinde küreselleşme ve Big Pharma
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Berberler taş mı yesin?
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Süper bulaştırıcılar
Ahmet Aydın AKANSU
Ahmet Aydın AKANSU
22 saniyede BİR LİTRE SU boşa akarsa...
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Huzurlu olmak
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Yoksulluğun yeni yüzü
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Virüsün öğrettiği dersler ve önlemler
Fatih YAPAR
Fatih YAPAR
Ahilik teşkilatı çöktü mü?
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva