RÖPORTAJLAR
16 Mayıs 2013 Perşembe

Önceden ‘ithal’ diyorlardı şimdi ‘gel yönet’ diyorlar!

CHP’nin ulusalcı milletvekilleri arasında yer alan en önemli isimlerden birisi İzmir Milletvekili Prof. Dr. Birgül Ayman Güler, kent ve ülke gündemine dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Önceden ‘ithal’ diyorlardı şimdi ‘gel yönet’ diyorlar!

CHP’nin ulusalcı milletvekilleri arasında yer alan en önemli isimlerden birisi İzmir Milletvekili Prof. Dr. Birgül Ayman Güler önemli açıklamalar yaptı. TBMM’de yaptığı konuşmada “Türk ulusu ile Kürt milliyeti” eşit değildir sözleri nedeniyle gündeme gelen Güler, ülkenin içinde bulunduğu durumu, parti içi meseleler ve yerel seçimlere yönelik değerlendirmeler yaptı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdoğlu’nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu’nun yerel seçimlerde kadın adaylarla ilgili açıklamasının ardından ismi tekrar konuşulan, şu anda köy köy dolaşarak Anayasa başta olmak üzere çözüm süreci hakkında toplantılar düzenleyen Güler, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı ile ilgili de konuştu.
 
Tüm ülkenin konuştuğu Dünya gündemine de oturan Hatay Rayhanlı’daki saldırı ile sözlerine başlayan Milletvekili Güler, partinin de yakından takip ettiği süreci anlattı. Saldırı planından, kimin yaptığına, güvenlik zafiyetinden yetkililerin açıklamalarına kadar birçok konuda tartışılan olayın yansımasını değerlendirdi. 



Güler, “Meseleyi nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Reyhanlı’daki patlamalarda yitirdiğimiz yurttaşlarımızın acısı bugünlerde gündemimizde... Ama bu acının nereden kaynaklandığını net görmek lazım. Bu, Beşar Esad ya da Suriye suçu değil doğrudan doğruya Türkiye’de hükümetin suçudur. Çünkü çok uzun zamandır, yaklaşık iki yıldır Suriye’deki iç kargaşayı adeta kışkırtan bir hükümetimiz oldu. Ne yazık ki bunu yaşadık. Son zamanlara doğru ambulanslarda silah taşınmasına göz yuman, belki destek veren bir siyasi iktidar oldu. Uzun zamandır Hatay milletvekillerimiz hem CHP grubunda hem parlamentoda uyarıda bulunuyorlar. Ortam çok gergin... Oradaki Hür Suriye Ordusu denilen yapıda yer alan militanlar hükümetten aldıkları cesarete yaslanarak Hatay’da, Reyhanlı’da terör estiriyorlar. Bunun önüne geçilmeli. Onlara karşı Hatay Reyhanlı halkında büyük bir öfke, kin birikti. Buna dikkat edilmelidir. Bu uyarıları çok açık olarak bizim Hatay milletvekillerimiz yaptı. Ne yazık ki hükümet bu uyarıları duymadı. Ve Reyhanlı’da yaşadığımız şey aslında o haklı uyarıların ne kadar yerinde olduğunu gösterdi. Orada doğrudan hükümet ‘Esad saldırdı’ diyemiyor. Bazı emareler, özellikle yöreden gelen haberler var. Onlar diyorlar ki; bu bir Suriye Ordusu ve El Kaide saldırısıdır. Hatay milletvekillerimizden ve oradaki il örgütümüzden benim doğrudan aldığım bilgiye göre bomba patlatılan yerin konumu ilginç. Bölge, Hür Suriye Ordusu denilen kimselerin yoğun bulundukları yerdir. Bunlardan bir kişi bile bu patlamalarda ölmedi, yaralanmadı. Bunlara besbelli ki haber verildi ve geri çekildi. Orada canını yitiren Türk vatandaşlarıdır, Reyhanlılardır, Hataylılardır. Dolayısıyla tam bir bataklık... O bataklık da bunu kim yaptı, nasıl yaptı meselesi mutlaka açıklığa kavuşturulmak zorunda. Ama ben şundan çok endişeliyim. Hükümet bunu Suriye’yi işgal etme mazereti olarak kullanmaya çok yatkın. Obama ile görüşmeye gidiyor Başbakan... Dört konu önermişiz başbakanın ağzıyla Obama’ya... Amerikalıların bize söylediği şeyler var. İlk üç maddeyi kabul etmek mümkün değil. İlk üç maddenin birisi ‘uçuşa yasak bölge yapalım’ önerisi… Yani Suriye topraklarına girmenin yolunu bulalım. Biz daha çok insani yardım kapsamında Suriye’ye müdahil olmayı düşünüyoruz. En fazla bir NATO’da Türkiye’ye desteği arttırabiliriz. Öyle görünüyor ki hükümet başbakan Suriye’ye dalmayı çok istiyor. Amerika onunla birlikte hareket edecek. Onun için Amerika’nın desteğini talep ediyor. Yani bir küçük ışık görse anlaşılan bizi o günahın içine atacak. O yüzden hem yurttaşlarımız için yüreğimiz yanıyor, hem de bu hükümetin bu fetih politikası nedeniyle endişelerimiz iyice artmış durumda. Ülkeyi savaşa sürüklediler. Bu çok önemli... Devletin, Suriye’nin işgali gibi bir suça düşmesine engel olmak bizim en önemli görevimiz.
 
- Başbakan, Suriye Devlet Başkanı Esad ile fotoğraf çektiren CHP’lileri eleştiriyor. Gündeme sürekli fotoğrafları getiriyor. Partinin duruşu tam olarak nasıl Suriye konusunda?
 
Başbakan ilginç bir şekilde ‘bebek katili Esad, ben sana gösteririm gününü’ diyor ama bebek katili Abdullah Öcalan ile de masaya oturuyor. Bu kadar büyük çelişki yaşayan biri için herhalde çok tutarlı şeyler söylemek kolay değil. Bundan iki sene önce eşiyle beraber nerdeyse kına gecelerini Esad ailesiyle beraber yapan, ortak bakanlar kurulunu toplamaya girişmiş olan, o zaman hepimizi saflarına toplamaya çalışmış başbakan, bu dostça komşu ülkelerle dostluk ilişkisinde tutarlı olan başbakan şimdi aynı ülkeye karşı adeta ağzından kan damlıyor. O yüzden bu tavırları onun güvenilmezliğini gösteriyor. Buna rağmen dönüp CHP’ye ‘Bak sizin resimleriniz var Esad ile’ diyerek aslında kendi tutarsızlığını bence örtmeye çalışıyor. Ama boş verin CHP’yi daha tehlikeli bir şey yapıyor. Mezhepçilik kışkırtması yapıyor. Esad Şia’lığı ile Türkiye’deki Aleviliğin beraber davranma konusunda ne kadar esnekler anlayışını yaymaya çalışıyor. Aslında başbakan dilaltından satır arasında bunu demeye çalışıyor. Bir ikinci olarak da bize ‘Baasçı mısınız siz’ diyor. Yani sosyalistlikle suçluyor. Bu ikinci sözü de kendi tabanına doğru söylüyor. Tabanına ‘bak bunlar da bir şey değişmemiş, bunlar hala sosyalistleri seviyorlar’ gibi konuşuyor. O, başbakanın kendi ayıplarını örtmek için başvurduğu suçlamalar. Ama çok tehlikelidir. Yani sosyalistlik üzerinden sözüm ona birini mahkûm etmek de mezhepçilik üzerinden sözüm ona birilerini mahkûm etmek de çok tehlikeli şeylerdir. Çünkü gerçekliği yok.
 
- Peki bu durumun Türkiye’ye yansıması olur mu? Alevi-Sünni çatışması ekseninde Maraş Katliamı, Sivas Madımak Olayları gibi…
 
Yansır… Doğrudan doğruya Türkiye’nin geleceği ile ilgili bir şey söyleyen kişinin sözüne itibar etmeden onun mezhebine bakıyorlar. Bu da karşıdakinin hakkında karar verme sonucu yaratır. Şimdi karşı karşıya kaldığımız şey daha büyük bence. Onlar daha çok Türkiye’nin içinde yerelinde yaşadığımız katliamlardı. Ama şimdiki bütün Ortadoğu’da bir büyük mezhepler savaşı haline gelir ki bunun Türkiye’nin içine yansımamasını asla düşünemeyiz. Nasıl bir şey yaşarız düşünemiyorum. Şimdiye kadar yaşadığımız hiçbir şeye benzemeyen bir şeyler yaşayabiliriz. Bütün Ortadoğu’nun mezhep savaşına katıldığını düşünsenize... Hristiyanlar bir tarafta, Şia bir tarafta, Müslümanlar bir tarafta… Mezhep savaşının kime ne faydası olmuş ki? Tarihte hiçbir zaman bir faydası olmamış. Maalesef böyle bir dönemde başbakan bunu kışkırtıyor. İyi yapmıyor.

 
- Türkiye’nin tartıştığı bir başka konu da çözüm meselesi. İlk PKK grubu çekilme süreci kapsamında Kuzey Irak’a ulaştı. Sürekli haberler, görüntüler geliyor. Ne düşünüyorsunuz?
 
Medya bu sahte çözüm sürecinin ortağı olduğu için böyle neşeli hikâyeler yaratmaya çalışıyor. Buradan silahları omzunda çıkan PKK’lıların bir kısmı Suriye’nin kuzeyine gittiler. Orada ki kara kuvvetlerine katıldılar. Yani Türkiye’de ‘analar ağlamasın, çocukların kanı dökülmesin’ diyenler kendi gözetimleri altında Türkiye’nin dışına çıkarılan PKK’lıların güven içinde Suriye’nin kuzeyine yerleşmelerine izin verdiler. Yani Suriye’de de devam eden savaşa doğrudan doğruya bizim ülkeden terör ihraç ettiler. Öte taraftan tabii Irak’ta da silahları ellerinde olmak üzere çalışanlar var. Kendi yönetimlerini ya da Irak’ta var olan Barzani yönetimini güçlendirmek üzere nasıl kullanabilecekleri hesabı yapılıyor. Yakında duyacağız bunu. İran’ın Kürt kökenli nüfusunun yaşadığı bölgede PEJAK... Bir kısmı silahı omzundaki PKK’lının oraya gittiğini duyacağız. Türkiye’de kalanlar da zaten her daim tekrar Türkiye’ye sığınmaya hazır durumdalar. Dolayısıyla çözüm süreci, barış süreci denilen şey terörü bitireceğiz, terörün içinde Ortadoğu ülkelerine, komşularımıza yerleştirme yapacağız anlamına geliyor. Yaşadıklarımız bizim şimdi onu gösteriyor.
 
- Çözüm süreci CHP’yi de böldü. Ardı ardına ‘barış için özgürlükçü demokrasi’ ile ‘birliğe çağrı’ bildirileri açıklandı. Siz de ulusalcı yapıda yer alanlar olarak ‘birliğe çağrı’ metnine imza attınız. Sorun olmadı mı?
 
Bildiriye imza atanlar arasında farklı isimler var. İki farklı açıklama geldi evet ama onlar ‘diyorlar’ ben ise kanıt sunuyorum. Genel başkan özgürlük ve demokrasi bildirgesi, tutum belgesi yayınladı. Tutum belgesi demek genel başkanın doğrudan gazetecilere sunduğu resmi belge... Ona bakacağım. Bu bildirge, 111 imzalı olanla yani benim altına imza atmadığım bildiri ile benzeşiyor mu? Çok rahat göreceğiz. Onu karşılaştırma yapan herkes görecek. Genel başkan dedi ki; ‘Biz elbette barış ve çözüm isteriz, ama bu barış değil, bu çözüm değil. Barış ve çözüm süreci adı altında şimdi yürütülen şey, taşıyıcı anneliktir. Neyi taşıyor o anne? Kürdistan’ı’ dedi. Sonra da ‘Bu gönülsüzlük içerisinde böyle hedefe yönelmiş, söz konusu barış ve çözüm sürecine bizim destek vermemiz mümkün değildir’ sözlerini söyledi. Genel başkanımız tarafından yapılan resmi açıklamanın özeti budur. Benim olmadığım 111 imzaya bakarsanız şöyle başlar: “Barış ve çözüm süreci büyük bir fırsattır. Türkiye buradan bir sürü sorunu çözecektir. Buna destek olmak bizim görevimizdir”… Dolayısıyla, oraya imza atan aydınlar için bir şey demem ama parti meselesi açısından partide genel başkanlık, parti meclisi üyeliği yapanların, başkan yardımcılığı görevinde bulunanların, gençlik kolu başkanı olan kişilerin, gerçekten kendi pozisyonlarını, gözden geçirmek zorunda olduklarını, şimdi çok açık görüyorum.
 
- Sizin yanlış bulduğunuz, genel başkanın açıklaması ile uymadığını ifade ettiğiniz metne imza atanlar arasında İzmir’den milletvekili olarak Alaattin Yüksel ve Mustafa Moroğlu da vardı. Onlar yanlış mı yaptı?
 
Onların tavrını da bu kapsamda değerlendiriyorum. Partinin, ‘bu yürüyen barış ve çözüm sürecine destek vermiyorum. Destek verilmesini mümkün görmüyorum’ dediği ortamda o arkadaşlar çıkıp ‘biz bunu fırsat olarak görüyoruz’ dediler. O bildiride toplam milletvekili düzeyinde olan 21 kişi vardı. O arkadaşların hepsi kendi görüşlerini ya da pozisyonlarını gözden geçirmek zorundalar diye düşünüyorum. Tabii kendileri daha iyi açıklarlar bunu. Ayrıca zor durumda olduklarını düşünüyorum.
 
- O zaman attıkları imzalarla birlikte şimdiye kadar çözüm süreci konusundaki tavır ve düşünceleri ile çeliştiler mi?
 
Evet… Bir çelişki var. Bunu açıklamalılar. Kendi inandırıcılıkları için bunu açıklamaları gerekiyor. Olacak gibi değil. O, 111 imzalı bildiride ‘bir barış ve çözüm süreci fırsattır’ diyor. Yani ‘desteklemeliyiz’ diyor. Cuma günü genel başkan açıklama yapıyor. ‘Bizim bunda destekleyebileceğimiz hiçbir olumlu şey yok’ diyor. Türkiye’nin ulusal birliğini bütünlüğünü zedeleyerek bunun içerisinden başka bir siyasi yapılanmaya gidilerek Türkiye adeta taşıyıcı annelik yaptırıldığını söylüyor. Ardından ‘böyle bir şeyin içinde biz elbette olamayız’ diyor ve bunun gerçekten barış ve çözüm getirebileceğini reddettiğini söylüyor. İzmir’den iki milletvekilinin de altına imza attığı o bildiriye geliyorsun. Fırsat gördüğü gibi bildiri çok önemli bir şey daha söylüyor. Türk vatandaşlığını reddediyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını çözüm olarak görüyor. Bunun şimdilerdeki ifadesi şudur. Etnik kimliğe dayanan vatandaşlık olmasın. Yani onlara göre Türk ‘etnik kimlik’ demek. Biz onun öyle olmadığını düşünüyoruz. Onların iddiası bu… Peki ne diyelim? O zaman ‘TC vatandaşlığı’ diyelim. Bunu öneriyorlar. İkincisi özel yetki mahkemelerin tüm kararlarının gözden geçirilmesini istiyorlar. Biz de diyoruz ‘özel yetki mahkemeler kaldırılsın ve kararları gözden geçirilsin’ ama tümü için demiyoruz. Çünkü çıkar ‘tüm’ dersen Abdullah Öcalan da dâhil hale geliyor bu duruma. Özel yetkili mahkeme önceki Devlet Güvenlik Mahkemeleri . Özel Yetkili Mahkeme demek eskinin ‘DGM’ si demek. Buna eğer bir başlangıç tarihi söylemiyorsan o zaman ‘Abdullah Öcalan dahil’ diyorsun. Biz ‘2005’ten itibaren ÖYM’lerin kararları gözden geçirilsin’ diyoruz. Bu küçük bir ayrıntı değil. Neden değil? Çözüm sürecinin 3. maddesinde PKK’nın şartı Apo ve diğerleri serbest bırakılsın. Serbest bırakılma yolu ÖYM kararlarını yeniden yargılamaya açmaktır. Durum budur.

 
- İzmir ziyaretinizde ilgilendiğiniz bir konu daha var. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı merkezli dava... Kamuoyuna ‘askeri casusluk’ olarak yansıyan mesele... Duruşmalara giriyorsunuz. Manzara nasıl?
 
Partide cezaevleri inceleme komisyonumuz var. Manisa Milletvekili Özgür Özel ile Muğla Milletvekili Nurettin Demir genel olarak Türkiye’yi dolaşan isimler. Pek çoğumuz, bütün bu siyasi davalarla ilgileniyoruz aslında. Şimdi, özellikle de İzmir’de olduğu için askeri casusluk davası bizim iki kat görevimiz haline geliyor. Daha önce yargılanan isimleri hapishanede ziyaret etmiştim. O zaman iki kadın, yedi erkek tutukluyu ziyaret etmiştim. Birisi farmakolog (ilaçbilimci) hocamızdı. GATA’da eczacı. O şu anda tutuklu değil serbest bırakmışlar. Ama davası yargılama sürüyor tabi ki. Şu anda 357 sanıktan söz ediliyor. Bunun içerisinde büyük kısmı asker olan 58 tutuklu var. Daha önce ziyaret ettiğim zaman da öyle düşünmüştüm. Şimdi de öyle düşünüyorum. Bu mahkemeler için ‘askere şantaj’ diyorum. Özelliği de şudur. Balyoz Davası’yla ordunun üst kademe yönetimi boşalttılar, Hoşlanmadıkları, kendi savaşçı politikalarına, sorgusuzca ‘destek vermez bu adamlar’ dedikleri, Atatürkçülük ortak paydasını benimseyen subayları devre dışına çıkardılar. Bu askere şantaj davasında birinci meselenin birinci ayağı İstanbul’dur. Daha genç, daha yetişmekte olanlara da el attılar ve gerçekten çok parlak subay adalarını böylece devre dışı bıraktılar. Bugünkü mahkemede çok açık ifade edildi. Mayıs -Haziran -Temmuz’da tutuklamalar yapılıyor, ama emniyetin raporu bile yok ortada. Pandora diye bir hard disk var. Oradaki iddialar nedeniyle mahkeme ‘tutuklamaya karar verdim’ diyor ama Pandora’yı emniyet daha rapora bağlamamış. Emniyetin raporu Aralık Ayı’nda çıkıyor. Bu soru sorulduğunda iç yüzü ortaya çıkan bir mahkeme var. Bugün avukatlardan biri bunu sordu. Mahkeme heyeti duymazlığa geldi. Mahkeme heyeti duymuyor, görmüyor ve konuşmuyor. Öylece oturuyor. Cumhuriyet savcıları da, üç yargıç da her biri ayrı bir noktaya bakıyorlar. Ama bir tek yere bakmıyorlar konuşanın yüzüne... Konuşan sanıksa sanığın da yüzüne bakmıyorlar. Konuşan avukatsa avukatın da yüzüne bakmıyorlar. Karşılarında bireysel bilgisayarları var. Orada ne yaptıklarını hep beraber merak ediyoruz. Bence bu tavır adil yargılamanın en temel davranış kuralının ihlal edilişidir. Sanıklar konuşuyor, avukatlar konuşuyor ve dinleyen olarak biz hepimiz şöyle hissediyoruz. Anlatılanlar karşı tarafa geçmiyor, duymuyorlar. Eğer sizi yargılayanların duymadığını düşünüyorsanız o dava nasıl temizlenecek? Hukuk fakültesi hocalarını çağırıyorum gelsinler ve bir baksınlar. Yargılama masası davranışları itibariyle, adil yargılanmaya nasıl engel olunuyor, o göz kaçırmalar, duymazlığa gelmeler, çok soğuk bir soruya cevap vermemeler. Böyle yargılama olmaz.
 
- Yargılama tez konusu olabilir mi yani?
 
Evet… Hakikaten doktora öğrencileri bir gelip izlesinler. Psikologlarda gelip izlesin. Sonuçta hukuk dediğin, hukukun içinde yargılama dediğimiz şey gerçeği ortaya çıkarmak için var. Ve orada da birkaç ayağı var. Avukatıyla beraber savunma yapacak sanık, icra makamı savcı ve bir de karar verecek olan hakimler birbirlerini duymuyorlarsa olmaz. Özellikle savunma, icra makamına kendini duyuramıyorsa yargıç bu bir dekordur. Orada yargılama yoktur.Bu durum gerçekten Ergenekon, Balyoz’dan sonra önemli bir sorundur.
İzmir’de ki askeri casusluk davasının farklı bir özelliği var. Henüz bulunamamış bir kara kutudan bir de şifresi kırılamamış bir CD’den söz ediyorlar iddianamede. Bu bir tehdittir. Bu da ‘durun bakalım daha kimler gelebilir buraya’ anlamına geliyor. En azından sanıklar tarafından böyle algılanıyor. İkincisi de bu iddianamede askeri bürokrasi dışında başka yapılara uzanılmaya çalışılıyor. Sivil bürokrasiye de bu pisliği sıçratma çabası olduğu görülüyor. Başbakan ‘bürokratik oligarşiden kurtulamadım’ diyordu. Başbakan yargıdan şikâyet etmişti. Yargı malum siyasallaştırıldı. Başbakan askerden şikâyet etmişti asker çözüldü ve doğrudan başbakanın emrine bağlandı. Ordu siyasallaştırıldı. Son zamanlarda bürokratik oligarşi gündemde… İzmir’deki askere şantaj davası bürokrasiye şantaj malzemeleri de içeriyor. Yani oraya doğru yönelmiş bir tehdit ve yine büyük bir tezgâh ile karşı olduğumuz izlenimi veriyor.
 
- Gelelim İzmir ziyaretlerinize… Başta Anayasa ve çözüm süreci ile ilgili açıklamalarınızla gündemdesiniz. Programlar devam edecek mi?
 
Önce Bakırçay’dan, baba ocağından yani Bergama’dan başladık. Bakırçay’daki ilçelerden sonra Küçük Menderes’deki ilçelerle birlikte böylece İzmir’in kırsalını bitirmiş olduk. Metropol ilçe olarak dört ilçe planladım. Bornova, Karşıyaka, Bayraklı ve Çiğli’ye ziyaretler yapma kararı aldık. Bornova’yı bu hafta yaptık. Karşıyaka, Çiğli ve Bayraklıyı da yaza girmeden, tatiller başlamadan yapma gayretindeyiz. Umarım onu da halledeceğiz. Böylece seçim bölgelerinde tüm ilçe örgütlerini ziyaret etmiş oldum. Yapabildiğim kadar halkla ya da çeşitli kuruluşları ziyaret ederek uygulama yaptık. Büyük halk söyleşileriyle ülke meselelerine, kent konularına yerel açıdan konuşma amaçlı bir programdı. Şimdi bu ikinci bölgeyi yani kendi seçim bölgemi bitirince aynı programı birinci bölgede de yapacağım. Yaz dönemine denk gelecek ister istemez ama bizim yapacağımız geri kalan alanlarda yazlık yerler var zaten. Yaz döneminde yazlık yerlerde de çalışmayı planlıyorum.
 
- Alandaki yansımalar nasıldı peki? Ziyaretlerin etkisini halkta hissettiniz mi?
 
Yansımalar çok mutluluk verici. Mecliste ‘Türk ulusal yapısından vazgeçmeyeceğiz’ şeklinde bir konuşma yapmıştım. (Tartışmalara neden olan ‘Türk ulusu ile Kürt milliyeti eşit değildir’ konusunu hatırlatıyor). O konuşmanın akabindeydi gezilerin başlayışı… Tam 52 yaşındayım. Herhalde alnımdan bir kere annem öpmüşse öpmüştür ‘aferin kızım’ diye. Burada köylerde, şehirlerde yaşlılarım beni alnımdan öperek onurlandırdılar. Beni ‘söylenmesi gereken şeyi tam zamanında söyledin, söylenmesi gereken yerde söyledin, sakın geri adım atma’ diye cesaretlendirdiler. Çok güçlendiren şeyler, tepkiler, dönüşler aldım. Birkaç yerde tabi ‘sen ne demek istedin’ diye soranlarla da karşılaştım. O karşılaşmalardan ben çok memnunum. Bana ‘bunu neden dedin, ne demek istedin, ben bunu böyle anladım’ diye sorduğu zaman ya partilimiz ya da hemşerilerimizden birisi anlattım. Bu arada derinlemesine konuşma fırsatı doğuyor çünkü. Çok iyi bir şey… Menemen’de öyle oldu mesela. Benim söylediklerimi hatırlatarak ‘bu anlama gelmiyor mu’ deyince kocaman bir sohbet ortamı çıktı. Anlaşarak ayrıldık. Benim dediğim, benim düşündüğüm gibi düşündüğü çıktı ortaya. O medyanın siyasete alet olan hırçın hali kimi arkadaşlarımızın kafalarında yankı yarattı. Bu geziler aynı zamanda o yankıyı da ortadan kaldırma amacı taşıdı. Fakat ben asıl olarak destekle de karşılaştım. Tartışma isteklerine de memnuniyetle cevap verdim. O yüzden ben de çok zenginleştim aslında.
 
- Merkezdeki ilk toplantınız olan Bornova buluşmasında parti içi tartışmalar gündeme geldi. Sizin alan çalışmaları yaparken parti örgütünde görev alan bazı isimler tarafından önünüzün kesilmeye çalışıldığı ifade edildi. Engelleme ile karşılaşıyor musunuz?
 
Alan çalışmalarında örgütlenmiş kimi engeller kurulmaya çalışılıyor. Ama şimdiye kadar o engeller bizim o coşkulu ve kitlesel toplantıları yapmamıza engel olamadı. Belki bu da siyasetin cilvesi diyelim. Belki normal karşılamak gerekir. Bilmiyorum belki anormal karşılayıp bu engellemeye girişenlerle baş başa şöyle bir masada üzerinde görüşmek gerekir. Bakalım yaşayalım, görelim.
 
- Kendi bölgenizin dışında diğer bölgeleri de gezeceğinizi söylediniz. Alan çalışmalarınızda size soruyorlardır. Bu, Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı’na yeşil ışık yakmak anlamına mı geliyor?
 
Evet soruyorlar… Evet
 
- Peki adaylık ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
 
Birincisi bu konuyu düşünmek için erken. İkincisi ise şu anda milletvekiliyim. Türkiye’nin başında yeni anayasa belası var. Anayasaya ilişkin çalışma yapma yükümlülüğüm var. Çünkü bütün dikkatim anayasa sorununda. Üçüncüsü böyle bir göreve yakıştırılıyor olmaktan ötürü çok mutluyum. Milletvekili olarak seçim sürecine girdiğimde birkaç kez benim için ‘merkezden ithal aday, bu İzmirli değil ki’ denmişti. Demek ki bu takdir ve belediye başkanlığına layık görülme durumu ile görevimi ‘hak etmişim’ diye düşünüyorum. Bana İzmir halkı, ‘gel beraber yaşayalım, üstlen İzmir’in sorumluluğunu’ diyor. Bu çok onur verici bir şey… Şimdiden böyle bir şey düşünüyor muyum? Hayır düşünmüyorum. Böyle bir hedef kendime koymadım.
 
- Sorulduğunda ‘kesinlikle olmaz’ diyenler de var. Görev verilirse de kabul etmez misiniz?
 
Tamam… Bakın ‘yok öyle bir şey’ demiyorum. Ben keskinimdir. Derim aslında ama demek ki demiyorum (gülüyor)… Böyle bir şeyi gerçekten konuşup ona değer bulunmak çok güzel bir şey. Bu durum İzmirlilerin benim mazbatamın hakkını verdiğimi düşündüklerini gösterir. Milletvekilinin karnesi zaten bu sözler. Onun dışında karnen yok. Demek ki ‘oldu bak’ diyor halk. Konuşurken ‘ithal vekil ya bu dönemde çıkmış, tepeden indirilme’ falan denirken şimdi İzmir’den ‘gel beraber yaşayalım beş sene şurada, bizim yarım işleri de hallediver’ falan diye düşünülüyor olması beni mutlu ediyor. Milletvekilliği görevini hak etmişim anlamına geliyor. Bu benim için çok önemli. Yeminimin gereğini ilk iki senede, yani süremin yarısında demek ki böyle onurlandırılmak üzere yerine getirmişim.

 
- Selvi Kılıçdaroğlu İzmir ziyaretinde ‘bayan aday’ vurgusu yaptı. Çağrıyı nasıl buldunuz?

Biz, kadın aday istiyoruz. Hakikaten ben Selvi hanımın ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. Siyasette kadınların ne kadar zorlandıkları ve gerçekten yetkili makamlara değil de daha çok destek danışma makamlarına tutulduklarını en az bizim gibi mücadele eden kadınlar gibi o da biliyor. O yüzden, kadınların önünün açılması gerektiğini eğer bu olursa kadınların çok daha yaratıcı olabileceklerini düşünüyor. O temennisini dile getiriyor. Aynı temenniyi ben de dile getiriyorum. Zaten bizim partide cinsiyet kotası var. Kadının teşvikinde en az yüzde 33 oranını tüzüğe yerleştiren genel başkan yardımcısı benim. Kadınların başka türlü önü açılamıyor. Onları teşvik etmek lazım... En büyük gururlarımdan biridir. Yüzde 33 iyi bir oran. Tabi bu durum yönetimlerde… Tek kişilik adaylıklar için geçerli değil. Kadınlar adaylıklar için teşvik edilmelidir.
 
- Tüzük değişikliğinden sonra İzmir’de oran nasıl temsil edildi, nitelikli mi?
 
İzmir’deki kadın temsili çok iyi... Tabi belediye başkanlıkları hariç... Bizde belediye başkanı kadın yok. Ama İzmir’de bizim üyelerimizin galiba yüzde 38’i kadın. Balçova’da, başka yerlerde yüzde 50 yani yarı yarıya kadının yakaladığı yerler var. Ama Kiraz’da, Beydağ’da yüzde 15 civarı falan. Kadının siyasette yarışmaya hazır olanakları da var. Oralardan başlayabiliriz. Biz orada başkanlık için belediye meclis üyeliği için en az yüzde 33 koyduk ama yüzde 50 diye düşünmek lazım. Kadınları teşvik ederek destekleyerek de yürüyebiliriz. Ve İzmir’e de çok yakışır. Hakikaten İzmir’de yetişmiş insan gücü zaten iyi ama kadının dünyasına baktığımızda çok sağlam iradeli, iyi birikimli, çok zor şey verme arzusunda olan kadınlar var. Daha çok olsa daha iyi olur. Siyasetin tarzı değişir, biraz yumuşar işler. Lokantalar yerine çay bahçelerinde oturulur sohbet edilir.
 
- Yerel yönetimlerin çalışmalarını nasıl buluyorsunuz? Belediyeler çalışıyor mu, halk alanda size şikayet ediyor mu?
 
Burası çok büyük bir alan... Hele bir de önümüzdeki seçimlerde 30 ilçeden söz ediyoruz. İzmir’in toplam 30 ilçesi Çeşme’sinden Kınık’ına kadar alandan konuşuyoruz. O yüzden artık perspektif değişmeli. Büyükşehirden söz edeceksek İzmir’i bütün ele almalıyız. Küçük Menderes, Bakırçay ve Yarımada gibi üç parça metropole bağlanmalıdır. Hem de her açıdan. Şimdi başka türlü düşünmemiz gerekiyor. Pek çok yerde belediyelerin çok iyi işler yaptığını düşünüyorum. Çok yaratıcı çalışmalar yaptılar. Bunu eski bir yerel yönetim hocası olarak söylüyorum. Yüz akı çalışmalar yaptılar gerçekten. Önümüzdeki dönemde daha planlı İzmir’i bir bütün olarak gören insana dönük çalışmalara odaklanmak gerekiyor. Geçmiş dönemden, bütün başarılar- başarısızlıklar… Bu dersleri çıkarmak gerekiyor. El birliği ile Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleriyle birlikte yürümek gerekiyor. Çünkü köyler de kaldırıldı. Köyler muhtarlık yapıldı. Belediye örgütlenmesini çok daha farklı kurmak gerekiyor. Köy ayağın kalmadı, yok ama köylerden sorumlusun
 
- Bu aralar anketler gündemde. Yerel seçimde durum nasıl olur. Aklınızda oran var mı?

Şimdi anket var anketleme var. Anket sosyal bilimlerin en önemli aracıdır. Sana daha gelmemiş olan zamanı gösterir. Fikir verdiği için öngörüde bulunursun. Çok sağlam bir bilimsel yöntemdir anket. Anketleme ise anketin bu üstünlüklerinden yararlanıyormuş izlenimi yaratan aldatma çalışmasıdır. Türkiye’de bugün anketleme yapılıyor. Başbakan anketleme yaparak siyaset yapıyor. AKP ya da buradaki çeşitli şirketler kimlerle bağlantıları varsa onlar üzerinden geliyorlar. Onlar anket yapmıyorlar, anketliyorlar. Siyaset yapıyorlar. O yüzden ben bu anketlemecilere bakmıyorum. Onların bir önemi yok. İzmir yalnızca yerel kişiliğe, yerel hizmete oy vermiyor. İzmir gibi yurt içi hâsılatı yüksek, eğitim düzeyi yüksek, şahane ılıman iklimi olan bir yerde insanlar hizmetlerinin yanı sıra ülke meselelerine ve dünya meselelerine göre oy veriyor.
 
- Genel politikaya da bakılıyor yani…
Aynen öyle bizim Üçyol’a doğru olan Hatay’a da bakıyor. Antakya Hatay’a da bakıyor. Uzak görmüyor birbirini. Tabii ki hizmet önemli. O hizmeti becerenleri arıyor. Ama aynı zamanda memleket ve dünyayla iç içe görüyor kendini.

 
Palavrayı bırakın, gerçek İzmirli yok!
 
DTO yeni başkanı denizciliğin rotasını çizdi
YORUMLAR
Toplam 31 yorum var, 10 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
halit 19 Ekim 2013 Cumartesi 08:55

İzmir Büyükşehir' yakışan bir duruşunuz var..

Yorumu oyla      9      3  
Mustafa Kemal'in Askeri 17 Temmuz 2013 Çarşamba 20:03

Hocamız ülkemizin en değerli ve öncü siyasi kişiliklerinden biridir. İnşallah adaylığını koyar , parti tabanından ve yurttaşlardan büyük talep var.

Yorumu oyla      19      6  
partili demokrat 17 Temmuz 2013 Çarşamba 11:24

A.Çakar arkadaşa sormak lazım 1920 lerde kalmış,yetmez ama evetçilerdenmisiniz.?TKP ile hocayı nasıl bir kaba koydunuz.?Niyetiniz bence sadece güçlü bir aday gördüğünüz Birgül AYMAN GÜLER'in önünü kesmek

Yorumu oyla      20      4  
Hadi Çakan 17 Temmuz 2013 Çarşamba 03:08

Güneşte gezip saat 13:10'da klavye başına geçmişsiniz Sn.A.Çakar.Yaşınız epey ileri,sağlığınızı koruyunuz.Aksi halde böyle zırvalar çıkar.Bu beyhude propagandalar hünkarının önünde yarı beline kadar eğilen arkadaşınızı kurtarmaz.9 yıllık dümen suyunda Aziz iktidarı bitmiştir.Cesur Yürek gelmiş ve işbirlikçilik tüketilmiştir.Size,Aziz Bey'e,çakma olimpiyat desteğinize,polise itfaiyeden su vermenize,Çiğli'de üstgeçit isteyen yurttaşlara'ÇAPULCU'demelerinize,64 numaralı Akilliğin sonu gelmiştir.

Yorumu oyla      17      2  
a.çakar 16 Temmuz 2013 Salı 13:10

ulusalcı[yurtsever]olan 1980 önceside ne amerika ne rusya[sscb] yaşasın tam bagımsız türkiye diyendir.sen 1920 de sovyet orduların bagımsız azerbeycan topraklarına babasının tarlasına girer gibi girmesini içine sindireceksin sonrada ulusalcı olacaksın.tkp yi kastediyorum tkp yi.hanımefendinin ismail bilenli tkp sini kastediyorum.doğrudanda hanımefendiyi kastediyorum.ne işiniz var sizin ulusalcı m.kemal paşanın fırkasında[partisinde].önce öz eleştiri hanımefendi önce öz eleştiri.sonra ulusalcılık

Yorumu oyla      8      18  
Karakalpak 14 Temmuz 2013 Pazar 00:48

Birgül Ayman Güler İZMİR Bergama ithal , Aziz Kocaoğlu Tokat Erbaa yerli.

Yorumu oyla      27      5  
10 temmuz 2013 salı 10 Temmuz 2013 Çarşamba 15:25

ithal başkana ihtiyacımız yok aziz başkan kalender bir insan dürüsve değerli bir şahsiyettir başkanlığa kalma taraftarıyım.aziz başkan olmadığı zaman oyumuz ithala değil yerliye olacaktır.

Yorumu oyla      12      30  
?? 9 Temmuz 2013 Salı 23:05

sana ithal diyenler,ne acaba yerlimi??

Yorumu oyla      36      4  
? 7 Temmuz 2013 Pazar 21:29

AZİZADAY OLMASINDA KİM OLURSA OLSUN

Yorumu oyla      42      6  
Nuri Yılmaz 7 Temmuz 2013 Pazar 20:27

ÇOK FARKLI BİR BAYAN,SANIRIM BAŞKAN ADAYI BU VEKİL OLACAK HAYIRLISI

Yorumu oyla      42      5  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Palavrayı bırakın, gerçek İzmirli yok!
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı’ndan İzmir ve İzmirlilik üzerine ...
Öcalan’ın Kürt halkının dostu olmadığını Kürtler anlayacak
Yazarımız Gönül Soyoğul, Ak Parti İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay’la ...
Türklerle Kürtler arasında hiçbir problem yok!
CHP İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam, Egedesonsöz’e kent ve ülke gündemine ...
 
Demirtaş üyeleri maraba gibi görüyor!
İzmir Ticaret Odası (İTO)'nın yaklaşan seçimleri öncesi açık ve net konuşan ...
Ben hiçbir aşkımı yarım bırakmadım!
Yazarımız Gönül Soyoğul, İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler ...
500 milyar dolar ihracatta skor değil söylem!
Türkiye'nin 2023 yılında ortaya koyduğu 500 milyar dolarlık ihracat hedefiyle ...
 
Odanın gücünü kazançlı ticaret için harcayacağız
İzmir Ticaret Odası (İTO)’nın yaklaşan seçimleri öncesi mevcut Yönetim ...
Liyakat geleceğe yatırım yapacak!
Kadın sanayici kimliği ile uzun yıllardır iş dünyasında çalışmalarını ...
İzmir, merkezi idareler açısından kontrolü zor bir şehir
İzmir solcu mu? Sağcı mı? Muhafazakar mı? Yaratıcı mı? Hedonist mi? Güvensiz ...
 
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Ne kadar zengin bir ülkeyiz
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Memleketimizin 482 yıl önceki hâli
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
3 darbe yaşayan ‘şair siyasetçi’
Ümit YALDIZ
Ümit YALDIZ
Yeni parti, yeni siyaset üzerine...
Oya DEMİR
Oya DEMİR
İzmir’de iyilik var
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Seçme ve seçilme hakkı
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Mandalinadan sonra kiraz da kurutulacak
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Tarım Şurası’na çağrılsaydım ne derdim?
Aylin AKDOĞAN
Aylin AKDOĞAN
İzmir-İN
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Herkesin haklı olduğu zamanlardayız
ÇOK OKUNANLAR
SPOR CAFE
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva