Buse AÇIKALIN/EGEDESONSÖZ- Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği tarafından basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya Yönetim Kurulu Başkanı Emre Uygun, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Kadri Gündeş ve Yönetim Kurulu Üyeleri Vural Gözgeç ile Rahmi Balsarı katıldı.
Toplantıda zeytin ve zeytinyağı sektörü ilgili yıllık veriler ve önemli bilgiler paylaşıldı.

“ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞINDA DEVASA BİR GÜCE ULAŞILDI”
Ezzib Başkanı Emre Uygun, zeytin ve zeytinyağı sektörünün ekonominin can damarlarından biri olduğunu belirterek, “Zeytin ve zeytinyağı, sıfır ithal girdi bağımlılığıyla ülkemize net döviz kazandıran, ekonomimizin en stratejik can damarlarından biridir. Yakın zamanda Türkiye’nin zeytinlik sahaları genişlemiş; ülkemiz sofralık zeytinde birinci, zeytinyağında ise ikinci sıraya yükselerek küresel ölçekte devasa bir güce ulaşmıştır. Ancak bu büyük üretim gücüne rağmen, ihracat politikalarımızda ve uluslararası pazarlarda karşılaştığımız tablo; maliyet baskıları, kur politikaları ve idari kararlar açısından dikkatle, öngörüyle ve özeleştiriyle değerlendirmemiz gereken yapısal bir süreçten geçmektedir” dedi.
“İHRACAT GELİRLERİMİZDE YÜZDE 34 ORANINDA BİR DÜŞÜŞ VAR”
Geçtiğimiz yıla göre ihracat gelirlerinde yüzde 34 oranında bir düşüş yaşandığını belirten Uygun, “31 Mayıs 2026 sonu itibarıyla netleşen sezon verilerimize göre toplam sektör ihracatımız 260 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Geçtiğimiz sezonun aynı dönemiyle kıyasladığımızda, küresel fiyatlardaki gerileme ve iç piyasaya yönelik idari tedbirlerin birikimli etkisiyle toplam ihracat gelirlerimizde yaklaşık yüzde 34 oranında bir düşüş yaşandığını görüyoruz. Bu süreçte sofralık zeytin ihracatımız 172,5 milyon dolarla güçlü seyrini korurken, zeytinyağı ihracatımız değer bazında yüzde 62’lik bir düşüşle 69 milyon dolara gerileyerek hem miktar hem de değer bazında ciddi bir daralma ile karşı karşıya kalmıştır. Küresel rakiplerimizle rekabet edebilmemiz için dökme ve ambalajlı ürün dengesini yasaklarla değil, serbest piyasa koşullarının işlediği öngörülebilir politikalarla yönetmek zorunda olduğumuz bu rakamlarla bir kez daha açıkça ortaya çıkmıştır” şeklinde konuştu.

“TARİHİN EN BÜYÜK REKOLTELERİNDEN BİRİNE HAZIRLANIYOR”
“Türkiye, zeytin ve zeytinyağında tarihinin en büyük rekoltelerinden birine hazırlanıyor” şeklinde konuşan Uygun, “Sahadan ve üretim bölgelerinden aldığımız ilk veriler, önümüzdeki sezonda tarihin en güçlü ve en yüksek rekoltelerinden birine şahitlik edeceğimizi net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ağaçlarımızdaki verimlilik ve doğa, bizlere muazzam bir ürün bolluğunun müjdesini vermektedir. Ancak bu ürün bolluğu, doğru politikalarla yönetilmediği takdirde üretici için bir fiyat krizine, ihracatçı için ise stok yüküne dönüşebilir. Bu devasa rekolteyi katma değere dönüştürebilmemiz için dökme, varilli veya ambalajlı ayrımı yapılmaksızın tüm ihracat kanallarının açık kalması sektörümüzün geleceği için çok önemlidir.Bolluk döneminde iç piyasada üretici fiyatlarının maliyetlerin altına düşmesini engelleyecek, aynı zamanda dış pazarlarda rekabetçi fiyatlarla agresif bir pazarlama yapmamızı sağlayacak esnek mekanizmalar devreye alınmalıdır. Bununla birlikte, tarlada zorlu şartlar altında üretim yapan çiftçimizin korunması adına zeytin ve zeytinyağına yönelik üretici desteklerinin acilen artırılması da bu sürecin en kritik parçasını oluşturmaktadır” açıklamasında bulundu.
“SAHADAN BİZE GELEN EN YOĞUN TALEP FİNANSMANA ERİŞİMİN KOLAYLAŞTIRILMASI”
Maliyet artışlarının üretici üzerindeki zorlukları ile ilgili konuşan Uygun, “Çok güçlü bir rekolteye doğru ilerlerken, göğüslemek zorunda kaldığımız maliyet artışlarını da göz ardı edemeyiz. Enerji, işçilik, sulama, hasat, ambalaj, lojistik ve finansman giderlerindeki durdurulamaz yükseliş; üreticilerimiz, sanayicilerimiz ve ihracatçılarımız üzerinde ağır bir maliyet baskısı oluşturmaktadır. Bu maliyet artışlarının döviz kuru gelişmeleriyle dengelenemediği dönemlerde, ihracatçılarımızın uluslararası pazarlarda rekabetçi fiyat sunabilmesi imkânsız hale gelmektedir. Özellikle önümüzdeki büyük rekolteyi dünyaya pazarlarken rakiplerimizle fiyat savaşına girebilmemiz için öngörülebilir bir kur politikası şarttır. İhracatçının mevcut pazarlarını koruyabilmesi ve yeni rekolteye pazar bulabilmesi için maliyet-kur dengesinin sektörün ihtiyaçları gözetilerek acilen yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Üyelerimizden ve sahadan bizlere ulaşan en acil, en yoğun talep finansmana erişimin kolaylaştırılması yönündedir. Üretim ve ihracat süreçlerinde yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalan firmalarımızın finansman yükünü hafifletecek, rekabet güçlerini korumalarını sağlayacak destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve döviz dönüşüm desteği gibi can suyu olan uygulamaların artarak devam etmesi en temel beklentimizdir” dedi.
“ÜLKEMİZE YILLIK SEMBOLİK OLARAK 100 TONLUK BİR KOTA UYGULANIYOR”
Uygun, sözlerine şöyle devam etti:
“Küresel arenada rekabet gücümüzü kalıcı kılmak adına, devletimizden ve ilgili bakanlıklarımızdan beklentilerimizi ve sektörümüzü geleceğe taşıyacak stratejik adımları bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Avrupa Birliği kotaları konusunda AB, Kuzey Afrika'daki rakip üretici ülkelere on binlerce tonluk gümrüksüz giriş avantajı sağlarken, ülkemize yıllık yalnızca sembolik 100 tonluk bir kota uygulamaktadır. Bu açık negatif ayrımcılığın ortadan kaldırılması için, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi süreçlerinde bu kotanın en az 60 bin tona çıkarılması yönünde devlet düzeyinde kararlı bir ticaret diplomasisi yürütülmelidir. Dünyanın ikinci büyük üreticisine 100 ton kota, ticaretin ruhuna da gerçeklerine de uygun değildir. Bununla birlikte gübre, mazot, sulama ve hasat gibi temel girdi maliyetleri karşısında üreticilerimiz zorlanmaktadır. Biraz önce de belirttiğim üzere zeytin ve zeytinyağında uygulanan prim sistemlerinin günümüz ekonomik koşullarına uygun şekilde güncellenmesi ve dünya standartlarında kaliteli üretimi teşvik edecek seviyeye çıkarılması şarttır. Firmalarımızın rekabet gücünü koruyabilmesi için, 2022 yılında kaldırılan ihracat sübvansiyonlarının yeni bir destek yöntemi ile acilen yeniden devreye alınmasını hayati önemde görüyoruz. Nisan ayında tamamladığımız seçimlerin ardından başladığımız bu yeni dört yıllık görev sürecimizde temel hedefimiz; Türkiye’nin güçlü üretim kapasitesini daha yüksek katma değerli, markalı ve ambalajlı ihracata dönüştürerek sektör ihracatımızı yeniden 1 milyar dolar seviyelerine ve üzerine çıkarmaktır.
“ÜLKEMİZDE TURİZMDEN SONRA ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞI ÖNE ÇIKARILMALI”
EZZİB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Kadri Gündeş, yaptığı konuşmada Avrupa ülkelerinde turizm ile birlikte zeytin ve zeytinyağının öne çıktığını belirterek Türkiye’de de turizmden sonra zeytin sektörünün ön plana çıkarılması gerektiğini savundu. Gündeş, “İspanya turizm, zeytin ve zeytinyağında öne çıkıyor, İtalya, Mısır, Yunanistan, Tunus bütün ülkelerde durum böyle. Biz ise turizmde öne çıkıyoruz ama zeytin ve zeytinyağında öne çıkamıyoruz. Ülkemizde turizmden sonra zeytin ve zeytinyağının öne çıkarılması lazım. Bunun tanıtımının yapılması lazım. Biz üretici olarak bunu bir yere kadar yapabiliyoruz” dedi.
“KÜRESEL PAZARDA KALICI OLMAK, GIDA GÜVENLİĞİ STANDARTLARINA UYUM SAĞLAMAKLA MÜMKÜNDÜR”
EZZİB Yönetim Kurulu Üyesi Rahmi Balsarı, “Sektörümüzün küresel pazarda kalıcı olabilmesi, sadece miktarsal üretim gücümüzle değil, uluslararası gıda güvenliği standartlarına uyum sağlamamızla mümkündür. Son dönemde, özellikle Avrupa Birliği ülkelerinde mineral yağ kalıntıları (kısaca MOSH MOAH) üzerine yeni metotlar geliştirilmektedir. Bu bulaşanlara karşı bitkisel yağlarda ve zeytinyağında toleransın neredeyse sıfıra indirilmesi, diğer zeytinyağı üretici ülkeler gibi ülkemiz üretimi ihracatı üzerinde bir risk oluşturmaktadır. Söz konusu yasal limitlerin ve uygulamaların 2027 yılında devreye alınması planlanıyor. Ancak sektörümüzün bu yeni standartlara altyapı, teknoloji ve lojistik açıdan tam anlamıyla uyum sağlayabilmesi, gerekli tüm hazırlıklarını eksiksiz yapabilmesi adına bu sürenin 2030 yılına ertelenmesi yönünde devletimiz öncülüğünde uluslararası görüşmelerimiz ve girişimler yoğun bir şekilde sürmektedir. Bu riskin önüne geçebilmek adına, tarladan sofraya kadar uzanan zincirin tüm halkalarında farkındalık yaratmak zorundayız. MOSH ve MOAH kontaminasyonu, mekanik zeytin toplama makinelerinin yağlarından, taşımada kullanılan uygunsuz çuvallardan, sıkım tesislerindeki endüstriyel makine yağlarından ve hatta lojistik süreçlerdeki egzoz gazlarından dahi ürüne bulaşabilmektedir” şeklinde konuştu.




