18 Nisan 2010 Pazar saat 22.00’’de CNBC-e kanalında, Amerika’’da ’“YILIN DİZİSİ’” diye tanıtılan Spielberg imzalı PASIFIC gösterime girecek.’¶
1950’’li yıllarda Hollywood’’da, kovboy filmlerinden, 2. Dünya Savaşı filmlerine geçildiği yıllarda çekilen filmler, Amerikan dış politikasının aynası gibiydi. 2. Dünya Savaşı filmlerindeki Almanlar ve Japonlar yavaş yavaş Amerikan politikaları doğrultusunda aklanmış ve neredeyse HİTLER dışında savaş sorumlusu kalmamıştı. Sonra bu filmler yerlerini ’“Soğuk Savaş’” filmlerine bıraktı. Hani şu her şeyden sorumlu kötü kızılların dünyayı hep nükleer savaşların eşiğine getirdiği filmler. Allahtan CIA ve MI 5 ajanları vardı da, dünya her seferinde kıl payı kurtuluyordu!

Daha sonra bu filmler biraz daha sofistikeleşti. Akbaba’’nın Üç Günü gibi filmler çekilmeğe başlandı. Bu filmleri seyrettiğinizde Amerika’’nın ve CIA’’nın tartışılmaz gücü karşısında hiçbir ülkenin, hiçbir gücün mücadele yeteneği olmadığı kanısına varmamız amaçlanırdı.
Bu süreçte Hollywood filmlerinde başka iki öğe daha yer almaya başladı. Hıristiyanlık propagandası ve Yahudi Soykırımı hatırlatması. Her filmde bir veya iki cümle, bir veya iki görüntü ile bu iki hatırlatmayı yapmak gelenek haline gelmiştir. Bu gelenek bu gün neredeyse ’“Jenerik Yazısı’” kadar vazgeçilmez bir unsurdur.
Hollywood, genelde politize olmuş bir sektördür. Amerikan devletinin telkinlerine ve yönlendirmelerine çok açıktır. Amerika, yıllarca savaştığı Vietnam’’la tekrar ekonomik ve siyasi ilişkiye girmek kararı verince, (Bugün ABD, Vietnam’’ın en öncelikli partneridir) çok kaliteli savaş filmleri yerine, saçma sapan RAMBO filmleriyle idare edilmiştir! Yıllardır süren IRAK Savaşı ile ilgili, bu yıl Oscar kazanan film dışında fazla bir çalışma yoktur. Bu iki olay da, Hollywood’’un ne denli yönlendirilebildiğinin önemli kanıtlarıdır.
Bu sene Hollywood’’un harika çocuğu Spilberg, ikinci dünya savaşında Pearl Harbour baskını ile başlayan ve 5 yıl Pasifik adalarında, Avustralya ve Filipinler’’de süren, 6 Ağustos 1945’’te Hiroşima’’ya atılan atom bombasıyla sonuçlanan Pasifik Savaşları’’nı televizyon dizisi halinde çekti. Büyük tanıtım kampanyaları yürütülüyor.
Bu filmin bir yerinde, İzmir göçmeni bir hanımla konuşan Amerikan Askeri, ’“İZMİR’’İ TÜKLER, ALDILAR DEĞİL Mİ’” diye soruyor.
Van Münit beyler, van münit. Bu van münit’’in bedelini, tarihi çarpıtmalarla falan ödeyeceksek olmaz, bence bu hiç de delikanlıca değil. (Tayyip Bey bu cümleyi çok beğenecek!)
İzmir 500 yıldır Osmanlı İmparatorluğu’’nun bir parçası idi. Türkler 30 Ekim 1918’’de ABD Başkanı Wilson’’un ilan ettiği ilkelere uyarak Mondros’’ta ateşkes imzaladı.
Wilson İlkeleri’’ne göre, 30 Ekim 1918’’deki sınırlarımız kesin olacaktı. Ama müttefikler bu ilkelere uymadılar. İngilizler 3 Kasım 1918’’de Musul’’u, 13 Kasım 1918’’de İstanbul ve Boğazlar Bölgesini işgal ettiler. Aynı zamanda, İngilizler; Samsun ve Merzifon’’u, Fransızlar; Adana, Mersin, Gaziantep, Şanlıurfa, Kahramanmaraş’’ı, İtalyan’’lar ise Antalya, Bodrum, Kuşadası’’nı işgal ettiler. Bununla da yetinmediler, orduları dağıtılmış, silahlarına el konmuş Osmanlı İmparatorluğu’’nun 500 yıldır egemen olduğu Batı Anadolu topraklarına 15 Mayıs 1919’’da İngiltere desteği ile 1. Dünya Savaşı’’nda TARAF BİLE OLMAMIŞ Yunanistan’’ı çıkarttılar.
Wilson ilkelerinde, ’‘bir bölgede nüfusun çoğunluğu hangi milletten ise o bölgede hakimiyetin o millete ait olacağı’’ vardır. Bu ilkeden yararlanmak isteyen Yunanlılar, İzmir ve civarında inanılmaz katliamlar yaptılar. Bu hakiki bir SOYKIRIMDI. Tek amaçları Batı Anadolu’’daki Türk nüfusu yok etmekti. Türklerin İzmir ve civarında çoğunlukta olduğu ve Yunanistan’’ın katliam yaptığı, Başkanlığını İngiliz Amiral Bristol’’un yaptığı komisyon tarafından 13 Ekim 1919 tarihinde rapora bağlandı; Yunanistan uyarıldı fakat Yunan zulmü İzmir’’den denize döküldükleri 9 Eylül 1922’’ ye kadar acımasızca devam etti. İşte bu acılar içinde ve ATATÜRK’’ÜN önderliğinde Türk Milleti, Kurtuluş Savaşı’’nı gerçekleştirdi ve ülkeyi düşmandan temizledi.
Ve şimdi bir Hollywood senaristi, bu gerçekleri bir kalemde silerek, ’“ORAYI TÜRKLER, ALDILAR DEĞİL Mİ?’” diye tarihi katlediyor.
Bu cümlenin yer aldığı bölümün CNBC-E Televizyonu tarafından yayınlanmayacağı söyleniyor. Bu yetmez. Batı toplumu gazetede okuduğuna, sinemada veya televizyonda gördüğüne tartışmadan inanır ve o inandığı fikir üzerine yeni fikirler eklerler. Ermeni meselesinde de aynı olayları yaşamıyor muyuz?Geceyarısı Ekspresi adlı filmin Türkiye’’nin imajına verdiği zararı unutmak mümkün mü?Diziyi yayınlayan CNBC-E televizyonu, derhal tarihi gerçekleri belgeleyerek, dizinin yapımcısına göndermeli ve dizinin ORİJİNALİNDEKİ hatayı düzelttirmelidir. Bizlere düşen görev ise, bu kanalı devamlı takip edip, uyarmak ve haklı talebimizi ısrarla sürdürmektir.
Bu kadar basit bir işi beraberce başaralım lütfen. ’‘Turp’’un büyüğü heybede. Yani esas zor iş yaklaşıyor, AKP iktidarını güzel ülkemizin başından atacağız. Kolay gelsin.