Tahliye talepleri bir kez daha rededilen Mustafa Balbay, Mehmet Haberal nezdinde; AKP zindanlarında tutuklu tüm yurtseverlerden, uğruna hapislere düştükleri ve bu haksız, vicdansız adeletsizliğe karşı bir kez olsun sesini çıkarmamış halkım adına özür diliyorum.
Onlar ülkemizin aydınlık günleri ve özgürlük adına hayatlarını karanlık hücrelerde ziyan ederken, dışarıda gün ışığı altında umarsızca keyif sürenler gittikçe ne kadar çok karanlığa yuvarlandıklarının farkında değiller…
Ama hayatın diyalektiği hepimize gerçekleri er veya geç dayatacak. Ancak o gün geldiğinde ne yazık ki, çok geç kalınmış olunacak!
Oysa biz, bizim için vurulanları unutmasaydık onlar aslında vurulmazdı!
Nasıl mı?!.
İşte şöyle;
Bir sabah, gece ile gökyüzünün ağı birbirinden henüz ayrılmadan götürdüler bizi…
Kalplerindeki intikam ateşlerinin kızgın harında dövülmüş demirden kelepçelerine korkusuzca geçirdik ellerimizi…
Bir sevgiliye, bir bebeğimize bir de duvardaki resme değdi gözyaşının içimizdeki kahır rengi...
Kulağımızda çınlayan epey tanıdık bir ezgi, Uğurlar, Denizler ve bilumum devrimci göçtü göçeli…
Mini minnacık bir tebessüm müydü kalan bir defa sarılmadan bırakmadan ardımızdakileri…
Gözbebeklerimizden deli fişek fışkırıp doğanın her zerresine karışan hicranın son demleri mi?!.
Yazıp yazıp yırttığımız, yırtıp yırtıp yeniden yazdığımız kendi hayat hikayemize ait mektuplar cebimiz içi…
Evimizden arkamıza kapanamayan kapıların sürgülerle kilitlenip, sonsuza kadar dört bir yanımıza kapandığı gecelerdeki…
Zamanın biteviye yalnızlığında ne ayrılık yardan, ne yoksunluk bebemizin kokusundan, daha beterdi…
Hiçbir güç, hiçbir muktedir bizi yıkıp deviremezdi…
Terkettiğimiz şehirler, tükettiğimiz hayaller, vazgeçilmiş özlemler bile değildi…
Başlayıp bitiremediğimiz cümlelerin, tanımadığımız seslerin delik deşik edip geçtiği…
Meydanlara aslında hiç çıkmamış, özgürlük için adımızı hiç çağırmamış, bir güvercin kanadına takılıp hiç keşfetmemiş maviliği…
Uğruna vurulduğumuz, yüzünü milyonda bir ihtimalle bile hiç göremeyeceğimiz, isimsiz yüreksizlerdi… Vurulduk ey halkım ve sen unuttun bizi…