Tüm sporların anası atletizmde sporcu ithal ettiğimiz şu dönemde, bir efsane maratoncuyu yitirdik...
20 yaşında başladığı atletizmde maratonun unutulmaz isimlerinden olan Hüseyin Aktaş, sessiz sedasız göçüp gitti bu dünyadan...
Atina Maratonu'nda kendini gösterip Balkan Karması'na seçilen, 1963 Akdeniz Oyunları'nda üçüncü, 1971'de İzmir'de yapılan Akdeniz Oyunları'nda ikinci olan; 1966-68-69-71 Balkan ikincilikleri, 1970-72-73'de ise Balkan Şampiyonlukları olan Aktaş, 1973-74'te de 19 Mayıs Maratonu'nu ard arda kazanma başarısını göstermişti...
Atletizmi bırakıp, emekli de olmasının ardından İzmir Balçova'ya yerleşen Aktaş, her karşılaşmamızda ilgisizlikten yakınıyordu...
Kendisine ilerlemiş yaşında da olsa gösterilen ilgiye karşılık, görev verilirse genç atletler yetiştirmeyi umuyordu...
Yıllardır başvurmadık yer bırakmamıştı!...
Dönemin Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Atletizm Federasyonu, kulüpler, yerel yönetimler vs...
Spora ilgi gösteren, sporla ilgilenen kim varsa başvurdu yılmadan, usanmadan...
'Amacım kimseden iş istemek değil. Bir emekli maaşımız var şükür, geçinip gidiyoruz' diyordu...
Amaç spordan uzaklaşmamak; çok sevdiği atletizmde kendisi gibi uzun mesafe koşucuları yetiştirmek; Trük sporuna yeni şampiyonlar, rekortmenler yetiştirmekti...
Gelin görün ki, başvurduğu tüm kapılar birbir kapandı yüzüne!..
'Biz seni ararız; bir başvuru yap, telefonunu ve adresini bırak' diyen kurum ve kişilerden bir haber alamadı yıllarca!..
O da bir kenara çekilip, kendi yağıyla kavrulmayı seçti zaten!..
Eşi, çocukları ve torunlarıyla Balçova'da mütevazi bir yaşam sürüyordu...
Küçük bir ocak ve çaydanlık tamiri yaptığı dükkanı; merhabası ve sohbeti olan komşuları vardı!..
'İşte bu muhabbet beni ayakta tutuyor' derken, gözlerinin içindeki umut ışığı hep yanıyordu, 'belki bir haber gelir' inancıyla...
Bırakın bir haber gelmesini, eski şampiyon olarak arayıp soranı bile yoktu!..
Türkiye'de her eski şampiyon ve rekortmen sporcuya (gözönünde ve destekçisi olanlar hariç) olan ilgisizlik sarmalı, Aktaş için de geçerliydi...
Kimi gün yaşamın ağırlığının getirdiği hüzün ve keder, kimi gün hoş sohbetlerin etkisiyle anlık da olsa unutulan ilgisizlik, aslında çoğu zaman Aktaş'ın içine attığı sıkıntı baloncuklarıydı!..
Ve o baloncuklar birike birike, önceki hafta sonu patladı!..
Yaşamın içinden alı götürdü unutulmazlar diyarına 'Maraton Şampiyonu' Hüseyin Aktaş'ı...
Kimi gazete sayfalarında satır aralarında çıktı haberi öldüğünde...
Kimi internet haber siteleri 'efsane' sporcu diye...
Sporumuzun büyüklerinden anımsayan olmadı!..
Atletizm Federasyonu'nun sitesinde üç satırla geçiştirildi ölümü!..
Bu dünyadan bir Hüseyin Aktaş geldi geçti biliyor musunuz!..
Vefasızlığın ne olduğunu görerek!..

***

Vefasızlık salt bu diyardan göçüp gidenleri mi dersiniz?
Elbetteki hayır...
Futbol kulüplerinde, yöneticilerinde, oyuncularında; yaşamın genelinde varolan bir gerçek!
Son bir haftadır İzmir kulüplerinde yaşananları her zaman olduğu gibi ilgiyle izliyorum ve şaşırıyorum...
Birbirini suçlayıp karalayanlar; birlikte başarıya koştukları günleri unutanlar; elele, omuz omuza kurdukları yapıyı yıkma çabasına girenler!..
Ne ararsanız var!..
Pek fazla ayrıntıya girmeye gerek olmasa da, bir kaç cümle etmekte yarar var...
Buca Akademi'yi birlikte kurarak 'Buca'yı Türkiye'ye örnek kulüp yapacağız' diyen Mehmet Seyit Özkan ve Bucaspor arasındaki ilişki, kulüp tesislerine birbirlerini karalayıcı pankart asmaya vardı; yetmedi, genç futbolcuların telefonlarına 'hesap sorarcasına' SMS'ler atıldığı iddiası geldi...
Bu nasıl iştir? Bu nasıl bir bağdır? Gözükaralık mı, hırs mı desek; neyi paylaşamıyorsunuz?
Sporun içinde böyle sevgisizlik ve karalamaya yer yok... Gidiyorsan, yolun açık olsun! Karalama ve vefasızlık neyin nesi?
Bir de Karşıyaka'da bir grup taraftarın yeni seçilen Başkan Cihan Büyükoral'a karşı yürüyüşü ve kulübe istifa etmesi için siyah çelenk bırakışı var...
Kongre günü Büyükoral'ın arkasında durup, bugün sokağa çıkmak neyin nesi ya da kimlerin kışkırtmasıdır bilemiyorum doğrusu!..
Büyükoral, kimilerinin menecerlik yolunu açsa, birilerinin kiralarını ödese protestolar diner mi acaba?
Bu tür dedikodulara meydan vermemek için tutarlı olmak gerekiyor...
Bir gün önce yaptığının arkasında durmak, vefalı olmak, sabırlı davranmak erdemli insanların işidir!..