Ozan EKİZ-Berivan KAYA/EGEDESONSÖZ- İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Meslek Fabrikası’nın Vakıflar’a devri ve olaylı tahliye işlemi hakkında konuştu.

Tugay'ın açıklamasından satır başları şöyle:

SGK harekete geçti: Sahte sigortalı soruşturması!
SGK harekete geçti: Sahte sigortalı soruşturması!
İçeriği Görüntüle

MESLEK FABRİKASI İLE İLGİLİ YAPILAN HATANIN NORMAL GÖRÜLMEMESİ, SIRADANLAŞMAMASI İÇİN BİR ARAYA GELDİK
Mitingler zor oluyor. Bizler de orta deneyimli siyasetçiler olduk. Mitinglerde sizlerin arasındaydım. Çocukluğumda Ecevit’in mitingine gitmiştim. Onu hiç unutmam. Hayatım boyunca bir sürü mitinge gittik. Mitingler bir araya gelmek için güzel. Gerçekten çok iyi konuşan liderleri görmek için güzel. Ama her durumda mitinge gelmek zor, burada yorulmak zor. Biraz yaşı olgunlaşmış abilerimi, ablalarımı görüyorum. Büyük bir fedakarlıkla buraya geldiğiniz için hepinize yürekten teşekkür ediyorum.

Bu siyaset işinde ben hiçbir zaman kalıplara tam adapte olamadım. Kendi bildiğim yoldan gidiyorum. Bizler kahraman değiliz, süper güçleri olan adamlar değiliz. Sizlerin takdiri ve oylarıyla belli konumlara geldik. Esas yerimiz buranın vatandaşı olmaktır. Türkiye Cumhuriyeti ve İzmir’in vatandaşı olmaktır, esas vasfımız odur. Onun dışında sizin bize verdiğiniz görevler geçici sorumluluklardır. Hakkını verdiğimiz sürece, mahcup olmadığımız sürece bizim de manevi kazancımız olacak. Bunun dışında hiçbir üstünlüğümüz yok.

Öyle bir İzmir ki, her zaman doğrunun yanında olmuş, değerlerini bilmiş ve onlara sahip çıkmış. İnadına İzmir.

Bizi bu daracık yere sıkıştırdılar. Hepinizin bildiği konu. Bir tane Alman Siyaset Bilimcisi var. Adı Hannah Arendt’in kötülüğün sıradanlaşması kitabı var. Burada bu kişi şunu anlatıyor; ikinci dünya savaşında milyonlarca insanı katlettiler. Bunu o günkü Alman devletinin adamları, görevlileri, aslında memurlarıyla yaptı. Bunlardan bir tanesi savaştan sonra kaçıyor, Arjantin’de yakalanıyor. İnsanların karşısına oturtuyorlar, tertemiz yüzlü bir adam. O adam diyor ki, ben insanları öldürdüm ama görevimi yaptım’. İnsan öldürmeyi kötülük olarak görmediğini, sadece görevi gereği yaptığını söylüyor. Bu örnekte olduğu gibi bazen insanlara öyle şeyler yaptırıyorlar ki artık yaptıklarının kötü olduğunu fark etmez hale getiriyorlar. Bu insanlar devletin görevlisi de oluyor, siyasetçi, kamu yönetişi de oluyor. Biz görevimizi yapıyoruz diyerek yanlış yapıyorlar, yanlış yapanlara da hizmet ediyorlar. Bunun adı kötülüğün sıradanlaşması.

Biz burada Meslek Fabrikası ile ilgili yapılan hatanın normal görülmemesi, sıradanlaşmaması için, yarın tekrarlanmaması, daha kötülerinin yapılmaması için bir araya geldik. Buna itiraz ediyoruz. Bazı anlar vardır, o anlarda susarsanız her şey yavaş yavaş normalleşir. Önce bir karar olarak görülür, normalleşir. Sonra hatadır ama normalleşmiştir. Sonra başka bir yanlış daha normalleştir. En sonunda ne normalleşir biliyor musunuz? Kötülük normalleşir.

İZMİR’İN HAFIZASINDA KÖTÜ OLAN BU YERİ RESTORE ETTİK

Biz kötülüğün normalleşmemesi için, buna rıza göstermediğimiz için bir aradayız. Çünkü kötülük normalleştiğinde hepimiz için yaşam adım adım cehenneme dönmeye başlamış demektir. Hayat öylesine kötü olmuş demektir.

Meslek Fabrikası’nın geçmişini konuştuk. Burası Un Fabrikasıyken, kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin kuruluşundan sonra kamulaştırılıyor. 1926 yılından beri İzmir Belediyesi’nin malı. Kamulaştıran kişiler dönemin bakanlar kurulu ve Cumhurbaşkanı da Gazi Mustafa Kemal Atatürk. O bina o günden sonra pek çok şey yaşıyor. Aslında kocaman bir kitap olacak tarihi var. Halk ekmek fabrikası da oluyor. Bir şey daha oluyor. 12 Eylül’de askeri darbe ile İzmir Belediyesi’nin başına da seçilmemiş asker kökenli birisi atanıyor. Onun yönetimindeyken bu binayı Devlet Güvenlik Mahkemelerine veriyorlar. DGM olarak kullanılıyor. Tapusunu vermiyorlar. Tapusu devam ediyor ama kullanımı için tahsis ediliyor. Devlet Güvenlik Mahkemeleri bizim ülkemizin tarihinde hep yaşattığı kötü şeylerle hatırlanır. Belki aranızda orada yargılanmış insanlar da vardır. Bu kötü binayı, kötü izi olan İzmir hafızasında kötü yeri olan bu binayı harap halde alıp, 2007 yılında restore etmeye başlıyorlar ve o restorasyon için dünya kadar para harcıyor. O paralar İzmir halkının parası.

DGM’NİN BIRAKTIĞI KÖTÜ İZİ KOCAOĞLU TEMİZLEDİ
Aziz Başkanım 2007’de burayı Meslek Fabrikası olarak hizmete aldıktan sonra bugüne kadar bugüne kadar 145 bin kursiyere hizmet verdi. 35 alanda 215 branşta insanlara meselk eğitimi verildi. Bunları pek çoğu iş sahibi oldular. 145 bin deyince insanlara az gelebilir ama Türkiye’de pek çok şehrin nüfusundan daha fazla. Gümüşhane’den, Bayburt’tan daha fazla insan. Böylesine bir hizmet verildi. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bu şehirde o lekeyi, bıraktığı kötü izi Aziz Başkanım böylesine değerli hizmete götürerek temizledi. O bu şehrin kirini temizledi.

BARİ BİR VAKFA PEŞKEŞ ÇEKECEKSENİZ BARİ GERÇEKTE OLAN VAKFA YAPSAYDINIZ
Bu bina için durup dururken, ‘burayı alacağız’ dediler. Bize sormadan adı sanı uydurulmuş, gerçekte var olmayan bir vakfın mülkiyetine geçirdiler. O da öyle bir vakıf ki. Çok tuhaf. Bari bir vakfa peşkeş çekecekseniz bari gerçekte olan vakfa yapsaydınız. Bu adı geçen Beyazıd Baba Vakfı Osmanlı zamanında kapatılmış. Bütün mülkleri Osmanlı’nın hazinesine geçirilmiş. Şu an ne adı ne sanı var. Tamamen hayali bir vakıf. Bilgimiz olduğu andan itibaren hukuk mücadelesi başlattık.

GEREKÇELİ KARARI GÖSTEREMEDİLER
Biz ne yaptıysak durmadılar. Bize binayı boşaltın dediler. Tek tek sorduk. Davaların sonuçlanması lazım. Bu binaların yapımında hiçbir vakfın emeği yok, özel kişilerce yapılmış ve ardından kamulaştırılmış. Mülkiyeti tertemiz bir tapu ile Büyükşehir Belediyesi’ne ait. ‘Bu davalar bitmeden tahliyeyi amaçlamanız neden?’ diye sorduk. Emniyet görevlileri ile sabahın 5’inde 700 civarı polis gelmiş. Girişi kapatıp, personeli içeri girişini yasakladıktan sonra bir ihtiyati tedbir kararı kaldırılmamıştı. Bu gerekçeli kararı gösterin dedik ama gösteremediler. Çünkü bu yoktu. Emniyet güçlerimiz görev emrinizi sunun dedik ama sunamadılar. Hangi dayanakla bu kamu taşınırlarını alıyorsunuz dedik ama tek bir dayanak gösteremediler. Bu ne demek? İşlem var ama gerekçe yok. Müdahale var ama açıklama yok. Karar var ama dayanak yok. Bu doğru değil, savunulamaz, kabul edilemez diyerek belgeleriyle anlattık. Davalar sonuçlanana kadar bekleyin, milyonlarca kiralık kamu zararına neden olmayın dedik. Bunu yazılı olarak da illettik ve ısrar ettik.

ATATÜRK’ÜN İMZASI OLAN BELGENİN PANKARTINI İNDİRDİLER
Daha vahim bir şey oldu. Meslek Fabrikası’nda görevli olmayan, dışarıdan getirilmiş özel güvenlik görevlileri hukuksuzca, idareyi çiğneyerek içeri girdiler. Sonra bu kişiler insanlar farkında olsun diye Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası olan belgenin pankartını indirdiler. Halkın tepkisine rağmen bunu yaptılar. Bu belgeyi indirdiniz. Ayıp ettiniz. İnsanlarımızı da üzdünüz, kırdınız. Şunu aklınız alıyor mu? Siz o pankartı indirdiniz diye Atatürk’ün o kararı ve belge yok mu oldu? Geçersiz mi oldu? Zaman zaman şüpheye düşüyoruz. Ağzınızda Gazi Mustafa Kemal ifadesi oluyor ama Atatürk demeye gelince susuyorsunuz. Bunlar bizden kaçıyor sanmayın. Biz ona, ‘Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ diyoruz. Siz o pankartı indirdiniz diye İzmirlilerin Atatürk’ün kararlarına duyduğu saygıyı, Atatürk’e olan bağlığı yok edebilir misiniz? Biz onun bu ülkeyi ne kadar sevdiğini biliyoruz. Onun bize bıraktığı mirasa saygı göstermek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım diyen herkesin hissetmesi gereken duygular. Siz ne yaparsanız yapın Atatürk’ü ne kalbimizden ne de bu şehrin hiçbir yerinden kaldıramayacaksınız.

VAKIFLAR MÜDÜRÜ KENDİNİ AÇIK ETTİ, KİMİNLE KONUŞTUN, NE ZAMAN SANA BU TEKLİFLER YAPILDI?
Bizim binalara taktılar. 3 tane daha bina var. Tapuda üzerlerine geçirmişler. Bu binaları neden bu kadar çok istiyorsunuz? Ne yapacaksınız? Objektif olmaya çalışıyoruz, ‘amacımız ne?’ diye soruyoruz. Önce dediler ki üniversite yapacağız dediler. Ondan sonra baktılar tutmadı, millet yemedi. Bir arkadaş, ‘ben burayı Yeşilay’a vereceğim’ dedi. Yeşilay’a verecek bina mı kalmadı diyeceğim ama hızını alamadı ve çıkıp, ‘Bu memleketteki uyuşturucu bağımlılığından CHP’li belediyeler sorumlu’ dedi. En sonunda bugün duyduk yine fikir değiştirmişler, kütüphane yapacağız dediler. Vakıflar Genel Müdürü dediğimiz arkadaş İzmir’de de Türkiye’de de binlerce binaya sahip, onları yönetiyor. Salepçioğlu işhanı onların, kapattılar, öyle bekliyor. Bomboş bir sürü binaları var ama kullanmıyorlar. Bir ikisini biz istedik ve yazımıza cevap dahi vermediler. Binalarını çoğunlukla kiralıyorlar. Kimlere, kaça kiralıyorlar bilen yok. Hesap soran yok. Arkadaşlarımız Sayıştay raporlarına baktılar, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kiraya verip, kirasını toplayamadığı binlerce yeri var.

Bu arkadaş burayı kütüphane yapacağız diyor. Şöyle bir şeyi de ağzından kaçırmış, ‘ayda 5 milyona kiralamak isteyenler var’. Nasıl açık ettin kendini. Sen kiminle konuştun da o fiyatı aldın. Ne zaman sana bu teklifler yapıldı. O rakam nasıl çıktı ortaya? Kim kardeşim burayı kiralayacağım diye sana gelen? Niye utanmıyorsunuz? Niye sürekli insanlara yalan söylüyorsunuz? Ne kütüphanesi, ne üniversitesi ne Yeşilay’ı? Sizin derdiniz ve niyetiniz belli. Belediyenin hizmetini durduracaksınız. Bir süre sonra da birileriyle pazarlık yapmışsınız, burayı vereceksiniz öyle mi? Biz buna seyirci mi kalacağız? Bunu benim vicdanım almıyor.

BENİM İKİ KİMLİĞİM VAR
Benim iki kimliğim var. Birisi Büyükşehir Belediye Başkanı ama diğer İzmir halkından birisi olan Cemil Tugay. O Cemil Tugay benim için çok kıymetli. O belediye başkanının tüm kararlarında o Cemil Tugay’ın aklı var, vicdanı var. Onun vicdanı, ‘bunu yapmayacaksınız, size izin vermeyeceğiz’ diyor.

Siz üniversiteye yer arıyorsanız ben size bulayım. Apartmanlara üniversite açtınız. Üniversite mezunu insanlar iş bulamıyor. Sayı ile övünüyorsunuz ama hoca yok. Ege Üniversitesi’ni ne hale getirdiniz. Bütün o iyi hocaları kaçırdınız. Eğitim kalitesi yerlerde sürünüyor. Bu Meslek Fabrikası’nı işgal edip ele geçirince mi eğitim kaliteniz yükselecek. Sizin aklınızda bu ülkenin insanlarını eğitmek olsaydı o köy okullarını kapatmazdınız.

BİR KAMU KURUMU BAŞKA BİR KAMU KURUMUNUN MÜLKÜNE ÇÖKTÜ
Burada çok enteresan olan şey şu, Türkiye’de ilk defa olan bir şeyi yaşıyoruz. Bir kamu kurumu başka bir kamu kurumunun mülkiyetine çöküyor, el koyuyor. Burayı polis gücüyle beraber işgal ediyor. Kamu kurumları arasında böyle bir ilişki olmaz. Belediye bir kamu kurumu, herhangi birimizin şirketi değil. Bizler halka hizmet eden bu kurumu geçici olarak yöneten insanlarız. Belediyeler kamu kurumudur. Merkezi hükümet ile devletin tüm birimleriyle uyumla çalışır. Biz bu konu sorun olmasın diye ortaya çıktığı ilk günden beri konuşmaya çalışıyoruz. Çözüm önerileri getirmeye çalışıyoruz. Arkadaşlarımız hukuk yolunda pek çok dava açtılar. O davaların bazılarında yürütmeyi durdurma kararları aldılar. Bir tanesinde 4 yürütmeyi durdurma, bir tanesinde de tedbir kararı aldırdılar. Bunları jet hızıyla kaldırdılar. Sabahın 5’in 700 polisi devletin bir kamu kurumu olan belediyeni n binasının etrafına yıkıp, ablukaya alıp, kimseyi içeri sokmuyoruz demediler. O gün bugündür etrafı barikatlarla çevrili. Ben dedim ki, ‘ben bir içeri girmek istiyorum, bu şehrin Büyükşehir Belediye Başkanıyım. Milyonlarca kişi bana görev verdi. İçerde yüz milyonlarca lira değerinde belediyenin malı var. Arkadaşlarımızın özel eşyaları var’ dedim. Tarihi binanın kapılarını kırarak girdiler dediler. Merak ettim görmek istedik. Kapıda tüm nezaketimle içeri girmek istediğimi söyledim. Amirle görüşmek istedim. Ses yok. Sonra bir amir geldi ve tek başıma karar veremiyorum dedi ve kendisini bir daha görmedim.

ASLA DEVLETİME KARŞI YANLIŞ YAPMAM
Ben devletine bağlı bir insanım. Başkanınız Cemil Tugay ve vatandaş Cemil Tugay her ikisi de hayatı boyunca devletine bağlı bir insan oldu. Asla ve asla devletime karşı yanlış yapmam. Milletime de çok büyük saygım ve sevgim var. Devlet önemli ama bu devleti kim, kimin için kurdu? Millet kurdu, halk kurdu. Halka hizmet için kuruldu. Üzerimize bassınlar diye, birilerinin siyasi emellerine alet edilsin diye kurulmadı. Bu millet sizin devletin gücünü kullanarak onları ezmenizi kabul etmez. Onların adına biri konuşacaksa işte konuşuyor, burada.

BU EMEĞİ SİZE YEDİRMEM!
Biz susmayacak, teslim olmayacağız. Kötülüğe ve yanlışa alışmayacağız. Bu binayı yapan onlar değil. Restorasyonu belediye tarafından yapıldı. Ben size bu emeği yedirmem. Sizin o tapuda yaptığınız sahte iş benim aklımda, gönlümde geçerli değil. Adı geçen vakıf ve bu karar yasadaki koşulları sağlamıyor. Osmanlı kayıtlarında bu vakıfın varlığı bitmiş ve niteliğini kaybetmiş. Olmaz diyoruz çünkü binlerce İzmirliye eğitim veren bir kurum burası.

Hala içerde milyonlarca liralık ekipman var. O mallar kamu malıdır. Onlara kafanıza göre el koyamazsınız. Kamu taşınırlarını hakim kararı olmadan kullanıma kapatamazsınız. Bu suçtur, suç işliyorsunuz. Birileri canlı yayından izliyordur, onlara söylüyorum, suç işliyorsunuz. Olmaz. Ben binlerce olmaz sayabilirim. Olur diyecek tek gerekçe sunamaz, tek kişi bulamazsınız. Burası İzmir. Burası başka yere benzemez. Bu şehir kolay kolay yanlışı, haksızı kabullenmiyor. İzmir neresinden kim gelirse gelsin, alır ve kucaklar. İnsanlar birbirine hoşgörü ile yaklaşır. İzmir’de yaşamak kendini insan gibi hissetmektir. İzmir’de yaşamak o güzellikleri hissetmektir. Zaman zaman diyorlar ya belediye başkanı bağırmıyor.

ZALİMLERDEN KORKMUYORUM
Benim annem var, ‘nereden girdin bu işlere, seni de tutuklayacaklar’ diyor. Anne diyorum, ‘yapamam, insanlar güvenip bizi bu göreve getirdiler. Bu benim namus borcum’ diyorum. Burada ne kadar değerli, güzel anneler var. Evlatlarının geleceği için çaba gösterdiler. Ben şehrimizin neresine gidersem gideyim anneleri başka görüyorum. Kolumuzdan tutup sahip çıkın diyorlar. Bu böyle yok beni hapse atarlar diye korkulacak durum değil. Ben zalimlerden korkmuyorum. Ne ben ne vekillerimiz, başkanlarımız korkmuyor. İzmir korkmuyor. Bu şehrin geri çekilmeyeceğini ve yapılan yanlışları unutmayacağını gayet iyi biliyorum. İzmir’e neler neler söylediler, ne iftiralar attılar. Bizim alnımız ak, başımız dik, burası İzmir, Biz ayaktayız. Sen ne yaparsan yapın, ne derseniz deyin, İzmir’i yenemeyeceksiniz.

BEN BÜYÜK OLMAYA ÇALIŞMIYORUM
Sizden bir ricam var. Ben belediye başkanınız olduğum sürece, ‘bu adam kendi siyasi geleceği için bilmem ne yapıyor’ diye düşünmeyin. Birazcık hakkım varsa rica ediyorum. Şöyle tuhaf şeyler oluyor. Kendini solcu diye tanımayan bir gazeteci geçen bir tweet atmış, ‘AK Partililer siz ne yapıyorsunuz, siz böyle yaparsanız Cemil Tugay büyür’ demiş. Ben büyük olmaya çalışmıyorum. Konu benim büyüklüğüm değil.

Bizim sorunumuz ve derdimiz var. Ülkeyi kötü yönetiyorlar. Okullarda doğru düzgün eğitim, hastanelerde doğru düzgün sağlık hizmeti verilmiyor. Memlekette acayip ayrımcılık var. Bizden olanlar ve bizden olmayanlar diye herkesi ayırmışlar devletin bütün gücünü kullanıyorlar. Kendilerinden olan belediyelere paralar akıtıyorlar. Vergileri İzmir’den topluyorlar başka yerlerde çarçur ediyorlar. Neticede bir sürü insan işsiz. İşsizlik azalsın diye çalıştırdığımız binayı işgal ettiler. Mücadelemizi de kendilerince sekteye uğrattılar. Allah’ın izniyle bunların hepsi çözülür. Kaç kişi bu şehirde, ülkede işsiz. Adam çiftçi ama girdi parasını ödeyemiyor, ürünü para etmiyor. Ne ürettiği süt para ediyor. Hep başı boş bıraktılar. Planlamadılar. İşçiyi, çiftçiyi, memuru koruma altına almadılar. Asgari ücreti belirlerken nasıl utanmıyorsunuz? Emeklilerin durumu bir sosyal felaket. O emekliler nasıl geçinsin? Yüreğim paralanıyor, fakir insanlar çocuklarını okutmak için mallarını satıyorlar. O okullardan mezun olanlar elinde diploma aile kapı kapı geziyor ve iş bulamıyor. Bu ülke çok büyük sıkıntılar yaşadı. O kötü zamanlarda dünyanın en büyük kalkınma hamlesini gerçekleştirdi. Her şeyden önce bu ülkeyi sevdiği için, onun bunun önünde diz çöken değil onurlu bir ülke olsun diye yaptı. Çalmadı, çırpmadı. Çalana çırpana da göz yummadı. Onların da hakkından geldi. Memleketin her tarafını gezdi. Her vatandaşına değer verdi. Çocukların eğitimle iyi olacağını bildi. Doktor olmayan ülkede tıp fakülteleri açtı. Bunları yapılırken inanmış bir insan. Onun çevresinde kenetlenmiş bir halka yaptı.

İZMİRLİNİN OYUYLA MİLLETVEKİLİ OLDUKTAN SONRA VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN AVUKATLIĞINA SAVUNAMAZSIN
Siyaseti kendi çıkarı için kullanan her kimse bilsin ki ben onun partisinden değilim. Bu memleketin siyasetçisi olduysanız, insanların desteğini istiyorsanız onlara saygı duymayı ve onlara karşı namuslu, dürüst davranmayı öğreneceksiniz. Kim ben siyasetle ilgileniyorum, aslında niyetim kendimi bir yerlere getirmek, zengin olmak diyorsa, sen bir çekil kenara. Sana ihtiyaç yok. Ülkenin bu kadar kötü zamanında sana ihtiyaç yok. Eğer olur da yanlış bir partideysen senin gideceğin parti de belli. Kimlerin arasında olman gerektiği belli. Atatürk’ün partisinde asla olmaz. İzmir gibi bir şehre asla ve asla böyle siyasetçiler yakışmaz. Sen İzmirlinin oyuyla milletvekili olduktan sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün avukatlığına savunamazsın. İzmir’in hakkını yiyemezsin. Bunu yapmayacaksın.

BEN O BİNAYA GİRECEĞİM
Biz sizinle kol kola kötüye karşı, kötülüğü normalleştirmeye çakışanlara karşı hep beraber mücadele edelim. Bizim emeklimiz, yaşlımız, hastamız, gencimiz, çocuğumuz, çiftçimiz var. Onların hakkını kimse yiyemez. Kimsenin bu Meslek Fabrikası’nı da İzmir halkına ait olan başka bir yapıya el koyma, onları polis marifetiyle işgal etme hakkı yok. Ben Cemil Tugay o binaya gireceğim. Aslan gibi hukukçu arkadaşlarımız var. Sonuna kadar mücadele edecekler. Biz bu davaları kazanacağız. Milletvekillerimizle, başkanlarımızla ve Genel Başkanımız Özgür Özel ile bu ülkeyi düzlüğe çıkacağız. Mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Yenilmeyeceğiz, vazgeçmeyeceğiz.