Türklerin, dünya tarihine, dünya kültürel mirasına katkıları daha ziyade askerlik ve savaş ilmiyle ilgilidir.’¶ Askerlik tarihine katkımız, tüm dünyada küçük söyleyiş farklılıklarıyla yoğurt olarak adlandırılan ve bizim dünyaya tanıttığımız, süt ürünü kadar yaygın bilinirliğe sahip değildir ama daha etkileyicidir.

Anadolu’’yu kendimize yurt yapmamızın sembol tarihi 1071’’den bu yana, bizleri bu topraklardan atmak için uğraşanları başarısızlığa uğratan, Türklerin askeri maharetleridir. Türklerin savaş sanatında mahir olmaları, sadece kendilerine saldıranları mağlup etmelerini sağlamamıştır. Türk milletinin bir tür ortak yaşam sürdürdüğü ordusunun, eşsiz savaş yeteneği, Türklere saldırmayı aklından geçirenlerin, kimi zaman, durup bir kez daha düşünmesini ve tarihe bakıp vazgeçmesini sağlamıştır.
Türklerin ordusu güçlüdür ve bu ordu kudretini, milletin, ordusuna olan inancından alır. Türk Ordusu’’nun subayını, dünyanın saygı duyduğu asker yapan şey, silahı, eğitimi, kişisel becerisi değil, kendisini ayrılmaz bir parçası saydığı milletiyle tesis ettiği aidiyet duygusudur.

Bu aidiyet kaybolursa ne olur.
O ordu artık Türk milletinin ordusu olmaz. Milletin sevgisi ve saygısını kaybeden savaşçıların oluşturduğu yapıya ordu denemez. Böyle bir yapının içindeki askerlere lejyoner denir.

Bizim tarihimiz asker ve sivil otorite arasında oldukça tatsız olaylarla doludur. Değişen koşulara ayak uydurmak konusunda, kimi zaman merkezi otorite, kimi zaman askeri kurumlar zorluk çekmiştir. Ne yazık ki bu mücadelenin kanlı ve üzücü sonuçları olmuştur. Bazen, 16. Osmanlı padişahı Genç Osman’’da olduğu gibi merkezi otorite mücadeleyi kaybetmiş, bazen de II. Mahmut döneminde olduğu gibi askerler kaybetmiştir. Ordu ile merkezi otorite arasındaki mücadeleyi kim kazanırsa kazansın, kaybeden bu millettin evlatları olmuştur.

Dilimize pelesenk ettiğimiz ’“ordumuzu yıpratmayalım’” sözünün zimmî muhatabı sivillerdir. Biraz samimi olalım, orduyu yıpratan sadece siviller midir?
İsterim ki bu satırları okuyanlar, bir an durup, içten ve samimi bir halet-i ruhiyye içinde cevap versinler. Siyasi görüşlerinden sıyrılıp düşünsünler. Sadece biz siviller miyiz ordunun itibarını zedeleyen?

Son dönemde karargahındaki bir belgeye bile sahip çıkamadığı izlenimi veren Türk Ordusu’’nun da bütün bu yaşananlardan muzdarip olduğu kanısındayım.
Savcılara, kendi ismiyle ihbar mektubu gönderen ve istenirse tanıklık yapacağını söyleyen bir Türk Subay’’ı varsa durum çok vahimdir. Bu, ordu içinde, birbirlerinin hareketlerini izleyen, birbiriyle mücadele eden subaylar var demektir ki, bu bizim gibi bir ordu geleneğine sahip olan ülke için kabul edilemez. Balkan savaşını hatırlayın.
Yok, eğer yabancı gizli servisler, Genelkurmay’’dan canları istediğinde, ihtiyaçları olan belgeyi alabiliyorsa, bunu da millet kabullenemez. Orası Mehmet ağanın bakkal dükkanı değil, Türk Ordusunun kalbi. Eğer oraya da sahip çıkamıyorsak eyvahlar olsun. Bu durumda sivillerin orduyu yıpratmasına ihtiyaç yok. Askerler gerekeni yapıyorlar demektir.

Devletin kurumları, demokratik bir sistem içinde sorunları çözmek zorunda olduklarını anlamalıdırlar. Hiçbir kurum, kendini bir diğer kurumun üstünde ve ona rağmen bu ülkenin geleceğine dair karar alabilecek salahiyette görmemelidir.
Albay Dursun Çiçek’’le ilgili iddiaların doğruluğu ispatlanırsa, ordu içinde, demokrasiyi içine sindirememiş, silahını halkına doğrultabileceğini düşünen cuntacılar var demektir. Bu askerler, bir an önce hak ettikleri cezayı almalıdırlar. Eğer bu iddialar doğru ise, onlar bu memleketin kendilerine verdiği şerefli üniformayı hak etmiyorlar demektir.
Lafı evirip çevirip, bu belge nasıl sızdı, önce neden gazetelerde çıktı demenin de bir anlamı yoktur. Sorun basittir.

’• Genel Kurmay karargahında görevli zabitan, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini devirecek bir planı hazırlamış mıdır, hazırlamamış mıdır?

’• Bu subay ya da subaylara general seviyesinde komuta kademesi, talimat vermiş midir, vermemiş midir?

’• Eğer bu raporu hazırlamışlarsa, kendilerine kanunların öngördüğü ceza verilecek midir, verilmeyecek midir?

Bu ordu bize dünya durdukça lazım. Unutmayalım, ordumuzu yıpratırsak bu topraklarda uzun süre bağımsız yaşayamayız.
Türk Ordusu’’nun tankından çıkan ses bizleri değil, düşmanlarımızı ürkütmeli.