2011 yılının Ocak ayına kadar Suriye diye bir ülke vardı. Bu tarihten başlayarak gelen 4.5 yıllık süreçte ise böyle bir ülke kalmadı.
Irak, Mısır, Suriye, Tunus, Libya, Yemen'e demokrasi getireceğiz diye iç savaş çıkaranlar Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerine elleşmediler nedense.

Suriye'yi savaştıranlar bunun birkaç ay süreceğini düşünüyorlardı. Esad'ı devirerek Müslüman Kardeşlerden oluşturacakları yeni yönetimle Emevi camisinde namaz kılacaklardı.

Ancak Rusya, Çin, İran, Hizbullah faktörünü ve bunların Suriye rejimiyle olan askeri, ekonomik, mezhepsel bağını hesaplayamadılar. IŞİD gibi kanlı bir örgütün peydahlanıp hiç kimseye aldırmadan Irak'la birlikte Suriye'nin birçok bölgesini ele geçirerek, halifelik ilan edeceği de hesaplayamadılar. Ya da 'bunları kullanır sonra bir kenara atarız' diye düşündüler. Ancak evdeki hesap ne Musul'a ne de Rakka'ya uydu.

ABD'nin Libya Büyükelçisi Christopher Stevens ve 3 elçilik görevlisinin 2012 yılının Eylül'ünde öldürülünce, ABD ve Batı aşırı uçlarla birlikte ılımlı İslam'ı da sorgulamaya başladı.

Artık Büyük Ortadoğu Projesi'nden (BOP) söz edilmemeye başlandı. Müslüman Kardeşlerin etkisi Mısır'da askeri darbeyle yok edildi. Tunus'ta ise bu daha demokratik yolla oldu ve genel seçimlerle birlikte etkisi azaltıldı.

Suriye bunların içerisinde en kanlı olanıydı. Aradan geçen bunca yıla rağmen Esad gitmemekte direniyor. Direncinin bitmemesi için de askeri anlaşmalar imzalayarak Rusya'nın Suriye'deki tahkimini artırıyor.

Bütün bunlar olurken bir de bakıyoruz ki batıdan IŞİD'e karşı Esad'la işbirliği arzuları yükseliyor. Utanmasalar 'pardon biz yanlış yapmışız yeniden güçlü işbirliği modelleri oluşturalım' diyecekler.
Bir ülke elbirliği ile ancak bu kadar yakılır, yıkılır. Yazıktır Suriye'ye ve Suriye'de yaşayan halklara. Yaklaşık 250 bin civarında ölü ve yüz binlerce yaralı. Ülkenin hemen hemen yarısı da mülteci. Suriyeli diye bir şey kalmadı artık ülkede. Ağırlıklı olarak Türkiye'ye geliyorlar. Körfez ülkeleri dışında Lübnan, Ürdün gibi ülkelere de gidiyorlar. Varlıklı olanlar da canları pahasına olsa da Türkiye'den kırık dökük botlarla önce Yunanistan'a oradan da AB ülkelerine kaçmaya çalışıyorlar.
Savaşın yükünü 'savaşın tarafı' olan ülkelerden 2 milyon mülteci yükü ve terör tehditi altında bir tek Türkiye taşıyor. Örneğin Körfez ülkeleri Arap olmalarına rağmen bu konuda en küçük bir sorumluluk dahi almıyorlar.

Esad'ı kimsenin savunduğu yok ama karşısındakilerin de katlettikleri kişiler ağırlıklı olarak Müslümanlar. Zalimlik yap, masumları katlet, kızları köle pazarlarında sat. Bu hangi değerlere sığar?

Zulüm görenler bu zulmü asla unutmazlar. Hep yüreklerinde kin olur ve fırsatını bulduklarında da
bu kini kusarlar.