Bundan beş yıl önce, bir kitap okudum, hayatım değişmedi ama o kitabı hiç unutmadım.’¶
İtalyan Yazar Stefano D’’anna’’nın ’‘Tanrılar okulu’’ adlı kitabından bahsediyorum. O yıllardan beri ne zaman kitapçılara uğrasam, mutlaka karşıma çıkıyor; Bazen almış birileri eline inceliyor, bazen bir kafede birisi okuyor. O insanları görünce hep bir selam verip, kitabın başkahramanı ’‘Dreamer’’ ile ilgili sohbet etmek istiyordum.
Tanrılar Okulu, daha ilk sayfasında ’‘Bu kitap ebedidir’’ cümlesi ile başlıyor. Sayfalar ilerledikçe karşınıza çıkan cümleler, sadece bu sözü doğrulamakla kalmıyor, aynı zamanda insanın aklının, kalbinin ve mantığının sınırlarını zorluyor. Kitap bittikten sonra dahi insanda bazı sayfalara geri dönme isteği yaratıyor, bu da kitabın bir ’‘klasik’’ olma yolunda olduğunun en büyük göstergesi aslında..

Şimdi burada herkesin kendinden bir şeyler bulduğu, her aklın kendine göre yorumladığı böylesine derin bir kitabın özetini çıkartarak, kitabın insanda yarattığı heyecanı yok etmek istemiyorum. Yine de, kitaptan birkaç cümleyi eklememde bir mahzur yoktur diye düşünüyorum;
-’‘Dünya, senin düşlediğin gibidir; o bir aynadır. Dışarıda kendi dünyanı bulursun, yarattığın, düşlediğin dünyayı. Dışarıda kendini bul! Git ve kim olduğunu gör’…’’
-’‘Değiş’…ki dünya değişsin...’’
-’‘Bir kişinin gücü, kendine sahip olmasında ve aynı zamanda kendisine teslim olmasında yatar’…’’
-’‘Hatırla! Tüm olasılıklar Şimdi’’nin içinde bulunur.’’
-’‘Dünyanın kendi yansıman olduğunun farkına vardığında, ondan özgür olursun.’’
***
Tanrılar Okulu’’nun yazarı Stefano D’’anna, dün İzmirdeydi. İzmirli genç ve başarılı avukat Barış Kaşka’’nın da müvekkili aynı zamanda. Barış, dün tüm gün o yoğunlukta büyük bir centilmenlik örneği sergileyerek hemen beni aradı ve bizi bir araya getirdi.
***
Kendisiyle tanışırken ne kadar heyecanlı olduğumu söylememe gerek yok, fakat sadece çok zeki bir beyefendi değil, son derece mütevazı, içten ve sıcakkanlı, insana pozitif enerjisini hemen yansıtan D’’anna’’nın yanında birkaç dakika içinde heyecanım ortadan kayboldu. Biraz kitabından, biraz hayattan konuştuk’… Ama en çok da felsefeden’…
***
’‘Felsefe yapılmaz, yaşanırmış’’ diye düşünerek yanından ayrılıyordum ki; beni kendisi için verilen özel bir kokteyle davet etti.
***
Birkaç saat içinde kendimi, bir önceki yazımda da bahsettiğim Art-10 Teras’’ta buldum. Aylin ve Olcay hanım’’ı bu kadar güzel bir ortam yarattıkları için tekrar tebrik ediyorum. Evimin hemen yanındalar, ben de balkon keyfini çok seviyorum ama bu çok başka.
Bir kere atmosferi sizi çok rahatlatıyor. İçeri girdiğiniz anda Aylin Hanım sıcak bir merhaba diyor, Olcay Hanım terasta size eşlik ediyor, çevrenizde güzel ve kibar insanlar, elinizde şarabınız, fonda Küba müzikleri, pembe gün batımı, masmavi deniz ve Gündoğdu Meydanı’’nı izlerken size eşlik eden eşsiz bir yazar’… Tüm bu güzelliklerin sadece bugün ile sınırlı kalmayacağını müjdeliyor Aylin Hanım. Çok yakında Bir Art-10 teras söyleşisi için de bana söz veriyor’…
***
İzmir’’de iyi bir şeyler oluyor. Bu güzel şehri en iyi kendi hemşerisi sahiplenmeye başladı artık’… Farklıyız diğer illerden evet, ama işte bu fark aslında insanlarımızın yüreklerindeki cesaret, akılları ve sevgileri ile gerçekleşiyor’…