24 Ocak kararlarından, 12 Eylül Darbesi’’ne:
14 Ekim 1979’’da Cumhuriyet Senatosu ve boşalan 5 milletvekilliği için yapılan seçimlerde CHP, % 29 oy oranı ile 12 senatör çıkarabildi.’¶ 5 milletvekilliğinin ise tamamını kaybetti. İktidarda iken girilen seçimlerde alınan bu ağır yenilgi, Ecevit’’in Başbakanlık’’tan istifası ile sonuçlandı.
Seçim sonuçları bir kez daha Ecevit ile parti içi muhalefeti karşı karşıya getirmiş oluyordu. Seçim yenilgisini parti içi muhalefetin ihanetine ve CHP dışı ’“oy verme hesap sor’” kampanyasına bağlayan Ecevit’’e cevap, parti içi muhalefetin lideri Deniz Baykal’’dan geldi. Baykal; alınan seçim sonuçlarının ’“partide tek adam hegamonyası yaratan Ecevit ve onun kararlarını gözü kapalı destekleyen Genel Yönetim Kurulu’’na ait olduğunu ve çarenin yeniden Parti Meclisli Yönetim Modeli’” olduğunu açıkladı.
Ecevit olağanüstü kurultayı toplayarak kendisi ve Genel Yönetim Kurulu hakkında güven oyu talep etti. 4 Kasım 1979 tarihinde toplanan Olağanüstü CHP Kurultayı, Ecevit ve Genel Yönetim Kuruluna güven oyu vererek, Ecevit’’le Baykal önderliğindeki parti içi muhalefetin yollarını sonsuza kadar ayırmış oldu.
42. Ecevit Hükümeti’’nin istifası ile Demirel, MSP ve MHP’’nin dışarıdan desteklediği kabinesine güvenoyu alarak, 5.kez Başbakanlık koltuğuna oturmuş oluyordu. Demirel; Başbakanlık Müsteşarlığı ile Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşar Vekilliği görevlerine MSP kökenli Turgut Özal’’ı bakan üstü yetkilerle atamak suretiyle, 12 Eylül’’e giden yolu bir adım daha kısaltıyordu.
Müsteşar Özal kendi deyimiyle, Türkiye’’yi tam bir transformasyona tabi tutuyor, 24 Ocak 1980 kararlarını hazırlıyor ve bu kararları Bakanlar Kurulu’’ndan önce Genel Kurmay Başkanı’’nın bilgisine sunuyordu.
Genel Kurmay Başkanı Org. Kenan Evren ve dört kuvvet komutanı ortak imzalı bir mektubu, döneminin son günlerini sürdüren Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’’e sunuyor ve darbenin ayak seslerini hissettiriyordu. Bu mektuba gerek hükümet gerekse muhalefet ’“muhattabı biz değiliz’” söylemi ile karşılık veriyordu.
1973 yılında, dönemin Genel Kurmay Başkanı Org. Faruk Gürler’’in Cumhurbaşkanı olmasının önünü kesmek için Fahri Korutürk üzerinde uzlaşan Ecevit ile Demirel, bu kez aynı uzlaşma basiretini sergileyemiyor, bu durum yapılacak darbenin ana gerekçelerinden birini oluşturuyordu.
Demirel döneminde, bazı tüketim mallarının (çay, un, şeker vb.) kuyrukları hafiflese de bazı ürünler arz eksikliğinden dolayı piyasada bulunamıyordu. Petrol darboğazı ve sebep olduğu enerji krizi tüm ağırlığı ile devam ediyor, yapılan eleştiriler karşısında Demirel, kendine has üslubu ile ’“Benzin vardı da biz mi içtik’” diyordu.
Demirel döneminde de çok sayıda ilde ilan edilmiş sıkıyönetim uygulamalarına rağmen silahlı şiddet tüm hızıyla sürüyordu. Silahlı şiddet olaylarının tüm suçunun sol fraksiyonlar ve onları himaye eden CHP’’ye ait olduğunu açıklayan Demirel, ’“Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz’” demek suretiyle de Ülkücü gruplara açıkça destek veriyordu. Bu arada Abdi İpekçi’’nin katili M.Ali Ağca askeri cezaevinden elini kolunu sallayarak firar ediyordu.
22 Temmuz 1980 günü DİSK’’in efsanevi genel başkanı Kemal Türkler evinin önünde silahlı saldırı ile öldürülüyor, yine aynı tarihlerde Çorum’’da Alevi katliamları yaşanıyordu.
Bu olaylardan sonra DİSK’’e bağlı sendikaların organize ettiği bir toplantıda konuşan CHP Lideri Ecevit; ’“Tribünlerde seyirci olmayı tercih eden halk sahaya inmezse, korkarım ki düdük çalacak ve bu oyun sona erecek’” diyerek yaklaşan darbeye karşı son uyarısını da yapmış oluyordu. Yaklaşan darbeye rağmen, 1961 Anayasası’’nın kendilerine verdiği örgütlenme özgürlüğünün kıymetini bilmeyen sol, kendi felaketinin peşinden koşmaya devam ediyordu.
12 Mart 1971’’den başlayarak şartları olgunlaştırılan darbe planları son bir rötuştan geçiriliyor, 11 Eylül’’ü 12 Eylül’’e bağlayan gece yarısı emir komuta zinciri içinde, malumun ilanı yapılıyordu. Darbe ile beraber Başbakan Demirel, Anamuhalefet CHP Lideri Ecevit, MSP Lideri Erbakan gözetim altına alınıyor, MHP Lideri Türkeş ise içeriden aldığı istihbarat sayesinde gizlenmeyi tercih ediyordu. Aralarında Türkiye Cumhuriyeti’’ni kuran CHP, İktidat Partisi AP’’nin de bulunduğu tüm siyasi partilerin faaliyetleri durduruluyor ve bir müddet sonra da temelli kapatıldıkları ilan ediliyordu.
Demirel’’in deyimiyle ’“11 Eylül’’de akan kan 12 Eylül’’de duruyor’” dünya darbeler tarihinin en acımasız uygulamalarından birisi de başlamış oluyordu.