Aslında yaşamımda zıtlıkları sevmem, beni her zaman rahatsız eder. Ancak bazen bir olayı anlatırken nedense yıllar öncesinde ilk akademik sunumu yaparken karşılaştığım olumsuz bir durum aklıma gelir. Bunu dikkate alarak da 'siyah-ve beyaz', güzel-ve çirkin' ikilemini düşüncelerimde kullanırım. Doktora tezimin konusu Vehbi Koç'un liderliğiydi. Bu konuda uzun bir çalışma yapmıştım. Doğal olarak da araştırma bittiğinde objektif olmaktan uzaklaşmış ve taraflı birisi haline gelmiştim.
Aynı yıllarda tam olarak yerini hatırlamıyorum ama İstanbul'da Bilgi Üniversitesi'nde bir 'Yönetim Kongresi'nde konuyla ilgili bir sunum yaparken, beni izleyen kişilerin nedendir bilinmez beni pek de sevgiyle dinlemediklerini fark etmiştim. Sanki benim anlattıklarımı kabul etmiyor gibi bir tavırları, bir bakışları vardı. Sunumum bittiğinde yanıma gelen bir akademisyen benim ne kadar haklı olduğumu göstermişti. Bana dönerek: 'Hocam, siz Aziz Nesin'i, Aziz Nesin yapan temel özelliğin ne olduğunu biliyor musunuz?' demişti. Gençliğin ve deneyimsizliğin etkisiyle, anlamayarak kendisine baktığımda: 'Aziz Nesin, Türk toplumu için %30-%70 akıllı ifadesini kullandı. Bu oran nasıl baktığınız ile ilgilidir. Siz Vehbi Koç'u sevmeyen bir topluluğa, onu öven ifadeler anlatıyorsunuz. Halbuki, şöyle yapsaydınız; Vehbi Koç şöyle kötü, böyle kötü bir işadamıdır; amma velakin bu adamın bir de iyi huyları vardır deseydiniz, inanın ayakta alkışlanırdınız' dedi.
Bu konuda hiçbir zaman yanıma gelen hocamızın dediklerini yaşamımda uygulamasam da, 'siyah-beyaz ikilemini' hep içimde hissederek uygulamaya çalıştım günlük yaşamımda.
Bugün de nedense canım Sayın Cumhurbaşkanımız ve doğal olarak Ak Parti Hükümeti'nin uyguladığı iki gündem maddesini sorgulamak istedim. Bir iki gün önce Anayasa Mahkemesi, Anayasa'ya ciddi aykırı bir karar aldı. AYM Genel Kurulu, hapis cezasını oyçokluğu ile iptal etti. İki fıkranın iptal kararı 4'e karşı 12 oyla verildi. İptal yönünde oy kullanan AYM üyeleri, nikahsız birlikte yaşayanlara TCK'da herhangi bir ceza öngörülmezken, resmi nikah yaptırmadan dini nikah kıyanlara hapis cezası öngörülmesinin Anayasa'nın 10'uncu maddesi, kanun önünde dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin herkesin eşit olduğunu ilkesine aykırı olduğunu savundular. Bu üyeler, düzenlemenin din ve vicdan özgürlüğü, özel hayatın korunması ilkelerine aykırı olduğunu da ifade ettiler. Karşı görüşteki üyeler ise AYM'nin 1999 yılındaki tam tersi bir karar alarak, düzenlemenin iptalini reddettiğine dikkat çektiler. Bu üyeler de iptal kararı ile resmi nikah önceliğinin kalkacağı, dini nikahın resmi nikahın alternatifi olacağını, kadınlar açısından hukuki ve ekonomik sorunlar yaratacağını savundular. Karşıt görüşteki bu üyelerden bazıları, kararın laiklik ilkesine ve devrim yasalarına aykırı olacağını da dile getirdiler.
31 Mayıs tarihli Haber Türk gazetesi yazarlarından Muharrem Sarıkaya'nın 'Kadın üye olsaydı' başlıklı köşe yazısında merhum Özal'ın ikinci hükümeti döneminde başlattığı 'Nikahsız kadın kalmayacak' kampanyasını ben de hatırladım. Yıllar boyu devlet, imam nikahlı çiftleri resmi nikaha kavuşturmak için uğraşmıştı. Kadınlar bir gün eşlerinin kendilerine 'Boş ol..' demelerinden kaygı duyarak bir meta gibi yaşamışlardı.
İlk kez kadınlar bu olumlu eylemden sonra, kendilerini birey olarak hissetmeye başlamışlardı. Bu değişim kadının da bir uyanışı, ve bir varlık mücadelesinin başlangıcı olmuştu. Yıl 2015'e gelindiği, alınan hakların aslında ne kadar çabuk elden alındığı görmek ürkütücü. Belki de pek çok sevimsiz, inanılmayacak olayların kısır döngüsünün sadece birkaç örneğinden birisi bu olaylar. Türkiye'de son yıllarda mevcut hükümetler tarafından alınan kararlar doğrultusunda yada uygulamalar konusunda şaşkın bir ördek gibi, ineğin trene baktığı gibi bakar olduk ve belki de ne yapacağımızı bilemez bir duruma geldik. Kadın haklarını savunan kadınlar bile bu olaylara sessiz kaldılar, meclisteki kadınlar duymaz oldu, her şeyden önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam ile AK Partili TBMM Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı bile karardan duydukları kaygıyı dile getirmiş olsalar da, duymamazlığa geldiler.
Bu siyah olay beni derinden yaralarken, diğer yandan sanayileşme konusunda göstermiş olduğum hassasiyeti dikkate alarak yine aynı günler içerisinde 'Yerli Uçağımız' ile ilgili haberler yine aklımı karıştırdı. Neden teknoloji üretmiyoruz, neden bu ülkede yaşayan gençler kendi araçlarını dizayn edemiyorlar, neden bizim de kendi ismimize uygun bir aracımız, bir cihazımız yok, TUBİTAK nerde, neden çalışmıyor? diye seslenirken bir gün haberlerde: 'Türkiye'nin ilk yerli uçakları tanıtıldı. 32 yolcu kapasiteli Dornier TRJ-328 ve T-328, 2019 yılında uçabileceğini; 70 yolculu TRJ-628'in ilk uçuşunu ise 2023'te gerçekleştireceği haberi ilk defa bu hükümet işte doğru bir şey yaptı dedirtti bana…
SMS yetkilileri, Özmen çiftine ait SNC'nin ABD'deki prestijine, tecrübesine ve Dornier uçaklarını hali hazırda ABD orduları için modernize etmelerine güveniyormuş. ABD'de pazar bulması durumunda, dünyaya bu uçakların rahat satılacağı beklentisi olayın çok daha sevindirici bir boyutu..
Sadece yolcu uçağı olarak değil, askeri, nakliye, kargo, ambulans, VIP, keşif-gözetleme gibi çok amaçlı kullanılma imkanı yaratılması ve üretilme düşüncesi ise bu heyecanı daha da tetikliyor benim için…
Birkaç ay önce Çin Hükümeti'nin kendi üretmiş oldukları iki marka (Hyundai ve Kia) arabalarını kendi ülke pazarlarına daha fazla ne şekilde satmış olduklarına dair bilgiyi okuduğumda aynı mantık ile bizim de kendi arabalarımızı ve uçaklarımızı kendi pazarımıza satarak hem iç deneyim kazanmış hem de üretim fabrikasının aralıksız bir şekilde üretim yapmasını sağlamış olabiliriz diye düşündüm.
Çin Hükümeti yetkileri bu iki arabanın üretimi sırasında, işletme yöneticileri ile anlaşıyorlar. İlk üç yıl ülkedeki bütün devlet kurumlarına ait arabalar ve ulaşım araçları sadece 'Hyundai' model araç kullanmak zorunda bırakılmış. Aradan üç yıl geçtikten sonra devlet şimdi sırada 'Kia var demiş', aynı politikayı bu işletme için uygulamışlar. Bir üç yıl sonra ise alıcılara iki model üzerinde 'istediğinizi tercih edebilirsiniz' demişler ama kendi üretimlerini yaptıkları araç doğrultusunda. Böylelikle bu süreçler içinde firma yetkileri ve mühendisler kendilerini tanımışlar; eksikliklerini bilmişler. Hatalarından dersler almışlar ve pazara daha güçlü girmişler.
Siyah-beyaz; güzel ve çirkin derken benim de anlatmak istediğim buydu aslında. Mevcut hükümet bir yandan olumsuz benim de çok tasvip etmediğim bir dolu faaliyeti haberli yada habersiz kararlardan geçirirken, bir yandan da ülke menfaatleri için şimdiye kadar kullanılmamış, hatta hayal edilmiş ancak bir türlü başlanamamış eylemi de yaşama geçiriyor.
Ben çok mutlu oldum, çok gurur duydum 'Milli Bölgesel Yolcu Uçağımız'ın üretime geçmesine.. Benim de hayallerim gerçekleşti, geç kalan hayallerim…Siyah ve beyazın hikayesi 'kadın bakış açımla', her ne kadar beni üzmüş olsa da..