Savaş zaten silahla olur savaşın silahsızımı olur demeyin elbette olur, özellikle son çeyrek asırda silahsız savaşların en dikkat çekini diplomasi aynı zamanda bir mücadele sanatıdır. Diplomasi Uluslararası alanda son derece önemlidir Ülkelerin süreç içerisinde Uluslararası alanda boy göstermek istedikleri konumlarının belirleyicisidir hatta şunu da özellikle belirmek isterim ki silahsız savaş şekli olan Diplomasi Silahlı Savaşların da belirleyicisidir.Son 24 saat içerisinde Libya'nın bombalanmaya başlanmasının ardından özellikle böyle bir yazı yazmaya karar verdim.
ABD- Irak'ın işgalinden önce kamuoyunda oluşturduğu algılama ile Irak'a girilmesi konusunda özellikle Irak halkı olmak üzere neredeyse tüm coğrafya'yı kendi tarafına çekti.Daha sonraki dönem stratejilerinde son derece önemli sinyaller vererek bölgenin yeniden şekillenmesi konusunda halkın olurunu aldılar, tabii bunu yaparken gerekli altyapı çalışmalarını sürdürecek hainlerde rahatlıkla bulundu. Irak ile başlayan sürecin demokratikleştirilmeye dayandırılması, BOP projesinin Sömürge devletleri tarafından bilinçli bir şekilde uyguladığı ve Uluslararası alanda kabul ettirdiği bir stratejiydi. Demokrasiye giden yolda her şey mübahtır mantığı ile hareket eden Sömürge devletleri diplomaside ki başarılarının meyvelerini toplamaya başladılar. Artık silahlar konuşuyor.
Dünya üzerinde sömürü devleti denildiğinde en başarılılar kategorisinde ilk üç ABD, FRANSA ve İNGİLTERE arasında değişir. Bu devletler Doğu bloğu Ülkelerin karşısına Libya müdahalesi ile daha farklı çıktılar. Irak harekatının mimarı olan ABD kendini net bir şekilde hissettirdi. Libya harekatında ise ABD ikinci planda kalmayı yeğledi ve net bir söylem şuan için geliştirmedi, Fransa ve İngiltere bu dönemin öncüleri oldu İngiltere, Güney Kıbrıs'a asker ve Savaş uçağı yığımı yaptı. Tabii teçhizatın ve askerlerin sayısı hakkında bilgi vermedi çünkü; daha sonra ki süreçte onlardan ne kadarını geri çekeceğini kimsenin bilmemesi lazım tabii bu kuvvetleri geri çekerlerse!
Gelelim Türkiye'ye, Kuzeyde Rusya'dan başlayalım. Rusya ile olan ilişkilerimizin hangi samimiyette olduğunu önümüzdeki 15 yıllık periyotta daha net göreceğiz.Kuzey de güvenilir bir komşu ülkenin olması son derece önemlidir, Güneydoğuda ki sıkıntıları artık hepimiz biliyoruz orada bir batağın içindeyiz, Doğu sınırlarımız ise tamamen karışık komşularımız ile olan ilişkilerimiz diplomatik boyuttan cemaat boyutuna taşındı, Kıbrıs ise tamamen muallak, Kıbrıs'ı bildiğim kadarıyla hediye ettiler!
Günlük politikalar ile geleceğimizi tehlikeye atan AKP iktidarı 3 Mart tezkeresinin tehlikesini acaba bugün görebilmiş midir? Çünkü jeopolitik olarak şuan tam anlamı ile kıskaca alınmış durumdayız, bu demokrasi kılıfına büründürülmüş müdahaleler bence 2030 yılına kalmadan Ülkemizi bölünmeye sürükleyecektir. Kimse kusura bakmasın, bana deli demesin ve kızmasın. Hangimiz Güneydoğu da yürümeye cesaret edebiliriz, hangimiz aydınlama için demokrasi için mücadele edebiliriz, hangimiz belirli başlı siyasi partilerde, legal veya illegal örgütlerde yada sivil toplum kuruluşlarında korkmadan savaşabiliriz?
İsterdim ki bu sorunun cevabı 75 milyon olsun ama her geçen gün rakamlar azalıyor. Böyle giderse yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi Güneydoğuda dizlerimizin üstüne düşebiliriz. Tehlikenin farkında mısınız bilmiyorum ama yarınlarınız için acilen tehlikenin farkına varın, Yeni Dünya düzenini kurmak isteyen emperyalist kuvvetler sağlam adımlarla devam ediyorlar, bizler ise her geçen gün geriye gidiyoruz , çok sürmez manda ve himaye dayatmaları ile karşı karşıya kalabiliriz.
Bu durumdan kurtuluş reçetesi kesinlikle ve kesinlikle halk bilinçlenmesi ve sivil toplum örgütlerinin güçlendirilmesidir.
NOT: Özellikle belirtmek isterim ki burada anlattığım konuları neden –sonuç ilişkisi içinde değerlendirmem ve temellerini ortaya koyarak değerlendirmelerimi açmam gereklidir ama o kadar uzun bir yazının okunma olasılığı olduğunu düşünmüyorum. Konular üzerinde fikir beyan edecek arkadaşlara mail yolu ile cevap verebilirim.