Bundan yıllar önce ilk cezaevlerinde araştırma yapmaya girdiğimde, çingeneler olarak tanımlanan Roman kadınlar ile de görüşme yapmak istemiştim. Cezaevi Müdürü bu konuda bir sorun çıkarmamış ve beni bir dolu kadının içine bırakıvermişti. O gün gerçekten şimdiye kadar duymadığım pek çok gerçeği öğrenerek oradan çıkmıştım. Kadınlardan birisi bana '2 yaşında siz ne yaparsınız' diye bir soru sormuştu. Ben de bunun tam olarak ne anlama geldiğini anlamadığım için her halde 'bebek oynardım' diye yanıt vermiştim. O'da bana gülerek 'peki bizim iki yaşımızda ne öğrendiğimizi söylesem şaşırır mısınız?' demişti. Bu ikili bilmecenin sonunda anlatılan ve benim de onlara karşı daha farklı bir bakış açısı ile bakmama neden olan konu çok açık ve yalındı. İsmini tam olarak hatırlamadığım bu kadın: 'Bize iki yaşında anneannemiz kasa açmayı öğretir' demişti. 'Bizim bebeklerimiz genellikle olmaz, büyüdüğümüz zamanda sizin hayal ettiğiniz gibi hayallerimiz yoktur. Evleniriz ama kocalarımız çalışmaz, şiddet görürüz, çocuklarımıza süt parasını alabilmek için çalmaktan başka çaremiz yoktur' demişti. Hatta size çok ilginç gelecek bir başka kadının hikayesi de inanıyorum ki, sizleri düşündürecektir. Tam koğuştan çıkarken yanıma bir kadın yanaşmıştı ve bana: 'Abla, ben namaz kılmak istiyorum, günahlarımdan arınmak istiyorum ama bir sure bile bilmiyorum, ne yapabilirim demişti'. Tanrı'ya en fazla ihtiyacımız olduğu bu dört duvar arasında bu kadının yakarışlarını hiç unutmadım, uzun zaman bu konuda neler yapabilirim diye düşündüm, ama hayatın akışı öyle hızla ilerliyordu ki, düşüncelerim bir başka bahara kalmıştı. Ama bitmiyor işte, yine benim için de bitmeyen bir macera ile karşı karşıyayım şu günlerde... Çok sevdiğim dostum Arzu Amirak- ABİGEM Genel Koordinatörü, Zafer Kalkınma Ajansı ile ortak yaptıkları 'Roman Vatandaşların İstihdamına Yönelik Çözümler' başlıklı çalışması için bana yardımcı olur musun demesi ile benim de geçmişten kalan arzularım yeniden harekete geçti ve başladım Romanların hayatlarını yeniden incelemeye…
Hepimizin bildiği gibi geçtiğimiz yıl içinde, Hükümet'imiz 'demokratikleşme' kapsamında yaptığı çalışmalarda Roman vatandaşların sorunları da vardı. O dönemlerde Roman Derneği Başkanı Cistır: 'Roman açılımı ile daha görünür olduk. Çalışmalar, Romanların özgüvenlerinin artmasına katkı sağladı. Romanlara yönelik sempati oluştu. Sempatinin empatiye dönüşmesi gerekiyor' sözleri güzel bir gerçeği anlatıyordu.
Halen bu gruba giren kişilere bazılarımız 'Roman' derken bazılarımız 'Çingene' diyoruz. 'Roman' kelimesi daha etnik bir tanım; 'çingene' ise daha sosyal bir tanımlama. Roman kavramı Türkiye'de yaşayan bütün çingeneleri kapsıyor. Karadeniz'de yaşayan çingeneler kendilerini 'Lom' olarak görürlerken, doğu'da yaşayanlar 'Dom' olarak adlandırıyor. Çünkü her yörenin kendine göre geleneği var. Ortak noktaysa çingene olarak adlandırılmış olmaları ve aynı mağduriyeti yaşıyor olmaları….
Çoğu Roman ' çingene' kavramını kullanmaktan kaçınıyor Bunun en büyük nedeni, çingeneler konusunda toplumun olumsuz algıları ya da ön yargıları..
Romanlar ile ilgili 1990'lı yıllardan bu yana bir sürü dizi ve film yapılmış. Topluma alaycı bakan onları karikatürize eden ve ayrımcılığı daha da pekiştiren yapımlar bunlar. Roman kadınları hafif meşrep, toplumda çalan çırpan ve arkadan işler çeviren güvenilmez insanlar olarak yansıtıldı genellikle. Romanlarsa daha yeni yeni, bu duruma tepki göstermeye başladılar.
Romanların birlik içinde hareket ederek mücadele etmekte geç kalmalarının nedeni onların halen kimlik arayışı içinde olmalarıdır. Toplumun en alt kesiminde yer almayı kendi kendilerine kabul ettiler, kendilerini bugüne kadar sosyal bir grup olarak yorumladılar ve seslerini bu çerçevede duyurmaya çalıştılar, bir millet olarak değil. Belki de bu nedenden dolayı bir türlü eşit vatandaşlık hakkını sağlayamadılar.
Roman Açılımı'nın tek etkisi bu açıdan bu vatandaşlarımızın kendi haklarını aramak durumunda olduklarına yönelik bir 'bilinç' geliştirmiş olmasıdır. İyi de; gelişmiş olması pek de işe yaramadı ki!!… Ne onların 'sosyal statü' lerin de belli beklentilerini karşıladı, ne de 'yoksullukla mücadeleleri için kalıcı istihdam politikaları' oluşturuldu. Ülkemizde yaşayan Roman vatandaşların büyük çoğunluğunun eğitim düzeylerinin düşük olması ve 'mesleki eğitim imkanlarına' sahip olamamış olmaları onların farklı alanlarda kendilerini göstermeye yöneltti. Uyuşturucu işine girdiler –kullandılar ya da sattılar- hırsızlığa meyilli oldular…. Peki, bu aşamalarda 'devlet' neredeydi? Hükümet'lerin politikaları arasında bu vatandaşlara yönelik ne gibi önlemler vardı? Bütün bunlar kimin sorumluluğunda olacaktı? Yaşadıkları yerler bile bir insanın yaşayabileceği standartlarda değil iken, nereden başlamak gerekiyor ki onlarla aynı masaya oturup 'haydi birlikte değişelim' diyebilme imkanımız olabilecekti. Şu anda Romanlarla ilgili bir strateji belgesi hazırlanıyor ve bu gerçekten çok önemli bir konu; ama genellikle her lafın arkasındaki gerçekler gibi yine belgeler yazılıyor ama onaylanmıyor, ya da bütçesi olmadığı için uygulamaya geçilemiyor.
Kentsel dönüşüm projeleri kapsamında, ülkemizde pek çok vatandaşa evler yapılıyor. Bunlar büyük büyük binalar, apartmanlar. Bir Allah'ın kulu, neden bu yapılan binalara Roman vatandaşlarımız yerleşmiyor demiyor. Kentsel dönüşüm pek çok kişiyi etkilediği gibi Roman vatandaşlarımızı da etkiledi şüphesiz, etkiledi ama çoğu zaman bu kişiler haklarının farkında bile değiller, okuma yazma bilmiyorlar, ve evlerinin çoğu tapusuz. Bu insanları şehrin içinde yaşarken, birden uzaklara götürürsen onlar ne iş yapacaklar hangi parayla geçinecekler ve şehre gelebilecekler ve işin başında bulunacaklar ki….Manisa Akhisar'da dört mahallede yapılan bir anket çalışmasında bir aileye ayda yaklaşık 500 lira girdiğini ve sadece tek kişinin çalıştığını öğreniyorum. Şimdi size soruyorum, bu insanlar nasıl geçinecekler, nasıl yaşayacaklar, nasıl okuyacaklar?
Geçtiğimiz Cuma günü Akhisar'da yaptığımız Roman Vatandaşlarımıza İstihdam imkanı sağlama kapsamında gerçekleştirilen Çalıştay'da belki dikkatimi çeken en dikkat çekici soru ve yanıt, örneklem grubundaki kişilere 'Roman Açılımını' destekliyor musunuz sorusuna verdikleri cevaptı. Neden dikkat çekiciydi biliyor musunuz? Roman vatandaşlarımız bu açılımın ne olduğundan bile 'habersizdiler'. Hatta diyebilirim ki, bu Çalıştay'a katılan pek çok kamu kurumu ve parti lideri ve sivil toplum örgütü bile bu açılımın Roman vatandaşlarımıza ne getireceği hatta ülkemize bile ne kazandıracağı konusunda fikir birliğinde bile değillerdi.
Yine güldüm içimden, yine boş yere kürek çekiyoruz dedim… Ne yaptığımızı bilmiyoruz; bildiğimiz sorunlar üzerine konuşuyoruz, konuşuyoruz. Uygulamaya geçilmesi gereken konular varken, vakit kaybedip 'lagada lugada' yapmaya devam ediyoruz.
Zamanımız malum çok, paramız da çok, sonuç olarak bir ileri bir geri. Doğru yoldayız sevgili dostlar, ilerleyelim her konuda.. Sadece Roman açılımında değil, sanayi- üniversite iş birliğinde, eğitimde, aile ilişkilerinde, ticarette…
Sen-ben değil, sadece Türkiye için kavga etmeye başladığımızda, ülkemiz bir adım ilerleyecek ve büyüyecektir. Vakti iyi değerlendirmek gerek BENCE…