Elhamra Sahnesi’nde, belleğimizde uzun süre yer edecek, hatta her hatırlayışımızda içimizi ısıtacak bir Mozart akşamı yaşadık. Ne Mozart’ın 20 No’lu Piyano Konçertosu ne de 41. Senfoni’si, yani görkemli “Jupiter”, bizim için ilk dinleyişti. Ancak bazı eserler vardır ki her seferinde yeniden keşfedilir; her yorum, her sahne buluşması onlara yeni bir anlam katar. İşte bu gece de öyle oldu.
Gecenin asıl unutulmaz kılan yanı ise başarılarını yıllardır uzaktan, gururla izlediğimiz 20 yaşındaki piyanist Nehir Özzengin’i İzmir’de, kendi kentinde görmek ve alkışlamak oldu. Yalnızca klasik müzikte değil, caz alanındaki üretimleriyle de dikkat çeken Nehir’in müzikal yolculuğu, 8 yaşında Olten Sanat Okulu’nun kapısından içeri adım atmasıyla başlamış. Bugün Almanya’da üniversite eğitimine devam eden bu genç müzisyeni sahnede izlerken, ister istemez geleceğe dair umutlarımız da kısa bir an için tazeleniyor, yeşeriyor.
Olten Filarmoni Orkestrası, Elhamra Sahnesi’nde müzik tarihinin en büyük isimlerinden biri olan Wolfgang Amadeus Mozart’a adanmış bu nefis konseri, Şef JurjenHempel’in zarif yönetimiyle dinleyiciye sundu.

Bu vesileyle iki aileyi de özellikle kutlamak isterim: Nehir’in ailesini ve yıllardır genç yetenekleri sabırla, inançla yetiştiren Olten Sanat Ailesi’ni.
Biraz da konser notu vermeliyim…
20 yaşındaki Nehir’in piyanonun başında yeniden hayat verdiği Mozart’ın Re minör 20 No’lu Piyano Konçertosu, yalnızca bir virtüözlük sınavı değil, bir ruh hâli anlatısıdır.
Mozart’ın 1785’te yazdığı bu eser, onun nadiren sığındığı karanlık bir tona, Re minöre yaslanır. Klasik dönemin ölçülü dünyasının içinden yükselen bu gölge, Nehir’in yorumunda aceleci bir dramatizme kaçmadan, bilinçli bir iç gerilimle kuruldu. Solistimizin genç yaşına rağmen şaşırtıcı bir olgunluk hissi yarattı.
İkinci kısımda Nehir’in esere yaklaşımı dikkat çekiciydi. Bu bölüm, yalnızca “güzel çalınmış” değil, düşünülmüş ve içselleştirilmiş bir Mozart dinlediğimizi hissettirdi.
Finalde ise Nehir, Mozart’ın besteyi yaparken yaşadığı ruh halini aktarmayı başardı. Belki de bu nedenle, konçerto bittiğinde alkışlar sadece bir başarıyı değil, sahnede kurulan samimi bir müzik ilişkisinin tanıklığını selamlıyordu.
Beethoven’ın bu konçertoya duyduğu hayranlık ve eser için kadanslar yazmış olması boşuna değildir. Çünkü bu konçerto, klasik müziğin sınırlarında dolaşan, romantizmin kapısını aralayan nadir eşiklerden biridir. Ve genç bir piyanistin ellerinde, böylesi dengeli ve düşünceli bir yorumla duyulduğunda, yalnızca Mozart’ı değil, geleceği de anlatır.
Jupiter veya Zeus… Mozart’ın 41. Senfonisi Do Majör, K.551, müzik tarihine “Jupiter” adıyla geçen, yalnızca bestecinin değil, klasik senfoni geleneğinin de zirve noktalarından biri olarak kabul edilir. 1788 yazında, Mozart’ın maddi ve kişisel olarak en zor dönemlerinden birinde bestelenmiş olması, bu eserin taşıdığı şaşırtıcı iyimserliği ve görkemi daha da anlamlı kılar. “Jupiter” lakabı, bestecinin kendisine ait değildir; sonradan, eserin taşıdığı tanrısal özgüven, aydınlık ve mimari sağlamlık nedeniyle yakıştırılmıştır. Malum Olimpos’un lideri Zeus’a Romalılar Jupiter diyorlardı.
Dört bölümlü bu senfoni, özellikle finaliyle müzik tarihinde benzersiz bir yere sahiptir. Mozart, son bölümde beş ayrı temayı bir araya getirerek adeta bir karşıtlıklar mucizesi yaratır. Barok dönemin füg tekniğini klasik formun berraklığıyla birleştiren bu yapı, hem akıl hem duygu için yazılmış gibidir. Müziğin katman katman yükseldiği final, düzenin kaosa galip geldiği bir düşünsel anı andırır.“Jupiter”, gösterişten çok dengeyi, gürültüden çok berraklığı önemseyen bir senfonidir. Gücünü bağırarak değil, sağlam bir mimariyle kurar. Bu nedenle her icrasında, dinleyiciye yalnızca coşku değil, güven duygusu da verir. Mozart burada, sanki müziğin ne kadar ileri gidebileceğini değil, ne kadar kusursuz olabileceğini gösterir. Ve belki de bu yüzden, iki yüzyılı aşkın bir süredir hâlâ “son söz” gibi dinlenir.

İlk yarı bitimindeki çiçek takdimi sırasında Olten Sanat Koordinatörü Akgün Çavuş’un bizlere tanıttığı minik kontrabasçıKerem Özbakkaloğlu ile genç obuacı Dilda Naz Elmas Zengin ise, sahnenin sadece bugüne değil, yarına da ait olduğunu bir kez daha hatırlattı. Onlar, müziğin geleceğinden gelen güçlü iyi haberler gibiydi…